1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Meselenin altında yatan gerçekler

Nefi Demirci
İRAN’ın, Suriye’nin, 1990 yılından beri ikiye bölünmüş olan Irak’ın ve Türkiye’nin önünde çok ciddî, ülke bütünlüğü itibariyle tehlikeler arz eden ben Türkiyeliyim diyen Kürtlerdir, Kürtçülük edenlerdir.

Şeyh Sait, TBMM’de bulunan bazı milletvekillerinin babaları, dedeleri Anadolu toprakları üzerinde İslâmî bir Kürt devleti kurmak için İngilizlerin kışkırtması ve desteği ile Millî Mücadelemize karşı gelerek isyan ettiler, bugün bizlerle vatan toprağında ortak olduklarını iddia edenler Kurtuluş Savaşımızda Mehmetlerimizi arkadan vuranların torunlarıdır.

Sayelerinde Musul’u kayıp ettik, bugün Avrupa kapılarında taviz üstüne taviz vererek beklemekteyiz.

Kurtuluş Savaşı’nda Türk milletine destek değil köstek olanlar keşke geçmişlerini unutup Türk’ün âlicenaplığına, hoşgörüsüne sığınıp 15 yılı aşkın süreyle ve hâlen de ellerine silâh alıp Türk yurdunu, Türk milletini incitmeselerdi, yaşasın başkan Apo yerine yüce Atatürk’e sığınsalardı. Meclis kürsüsünde ettikleri yemini ideolojik değil bu memleketin bu yüce devletin birliğine, bütünlüğüne inanarak etselerdi.

Ama ne yapılırsa, ne yaparsan yap fikir ve zikirleri budur, değişmeyecektir. İşte Irak’ın bugünkü perişan hâlinin nedeni ortada. Siyasî Kuzey Irak’ta devlet kurulursa veya sömürgeci yabancıların emri ve istekleri doğrultusunda bağımlı olarak devletleşirlerse bile ne demokrasiden ne de gerçek refahtan, uygarlıktan nasiplerini almazlar. Hele hele Zanaların ham hayâller peşinde koşup, ateş kesi “6 ay” uzatalım daha sonra nasıl olsa bu iktidar diğer isteklerimizi de verir! demesi caba.

Sormak gerekir: Siz hangi sıfat ve yetki ile bu tavsiyede, bu istekte veya bu öneride bulunuyorsunuz? Siz kimsiniz? Kimi temsil ediyorsunuz? Açık olarak söyleyin de Türk milleti sizi tanısın.

PKK konusunda hiçbir tedbir almayan ABD, verdiği sözlerini de tutmadı, birkaç gün önce de büyükelçileri, Kandil dağına herhangi bir askerî hareketin düşünülmediğini söyledi. Yani bundan sonra başınızın çaresine bakınız. NATO toplantısında da sayın başbakanımızın Türkmenler ve PKK hakkındaki önerilerini, Bush anladığımız kadarıyla geçiştirmeye çalışmış. Gel gör ki yönetimi devir alan, ordusu olmayan yeni Irak hükûmeti PKK’yı hemen terör örgütü olarak ilân etmiş. Irak’ın uçağı, tankı, ağır silâhı, ordusu varken Kandil dağındaki peşmergeleri ortadan kaldıramamıştı. Bugün Barzanî veya Talabanî bizler varız diyerek Türkiye’ye geliyorlar, demeç üstüne demeç verip kırmızı halı üzerinden geçerek başbakanla görüşüp fikir beyan ediyorlar: “Eve dönüş yasası yetmez, GENEL AF ÇIKARTMALISINIZ” ve bu durum karşısında yetkili, etkili makamlar suskun, nasıl olsa olaylar yakından takip edilmekte, hassasiyetle üzerinde durulmakta, aman kimse yorum yapmasın yoksa gün alamayız.

ABD Türkiye’nin millî çıkarları ile ilgili verdiği hiçbir sözü tutmamış, işte PKK, işte siyasî Kuzey Irak’taki fiilî durum, işte Türkmenler. Buna karşı siyasî iktidar hâlâ yanlış fikirde ve zikirde. Türkmenlerin dediği gibi bu partinin siyasetinde bizler meğer yokmuşuz, bizleri görmeyen, tedbir almayan Türkiye, Güney Doğusunu da görmez ve tedbir almaz, almamak üzere yoluna hiç kimseyi dinlemeden devam ediyor.

İktidarın kan dökücüler, kırmızı çizgiler, olmazsa olmazları hakkında, çözücü yapıcı bir amacı yok, talebi yok, kimse ürkmesin diye de istekte bulunmadığı ortadadır ki, PKK ve A. Öcalan’ın bütün emirlerini yerine getirenler, başkanım diyenler serbest bırakıldıkları aynı günde saldırılar başlattılar. Leyla Hanım ve şürekâsı bırakılmalarının şükür ve minneti içersinde olmaları gerekirken, iktidara, Türk milletinin âlicenaplığına teşekkür yerine vatanperver bazı medya kuruluşları sayesinde soluğu meydanlarda, 5 yıldan beri istikrar içerisinde kalkınmakta, gelişmekte olan Türk şehirlerinde almışlar, halkı kışkırtmakta gecikmemişler, zira A. Öcalan’a verdikleri görev sözleri vardı. Leyla Zana Brüksel’de, Hatip Dicle içerde çalışacakmış, avukatlarından da siyasî ve hukukî temsilcilikler, Suriye’de, Irak’ta, Avrupa’da halkı yönetmek, önerilerini, emirlerini tebliğ etmek, halkın isteklerini kendisine iletmek için temsilciliklerin ve sözcülerin kullanılmasını istemiş.

Başkanı tarafından temsilci tayin edilen Bayan Zana’nın da katıldığı, PKK bayrakları ve A. Öcalan’ın posterleri eşliğinde, DEHAP’lıların hazırladığı mitingde, parti başkanları “PKK-Kongra Gel ve hükûmete (yani Türk hükûmetine) eşit uzaklıktayım”. dedikten, hainleri, Türk topraklarını bölmek için kan dökücü katilleri “TUTSAK” olarak nitelendirerek genel af istedikten sonra, 6 ay ateşkesin uzatılmasını, sıkılmadan sanki karşılarında devlet varmış gibi önermektedirler. Demek istiyorlar ki demokratik çözüm olmazsa, Kürtler Türklerin yanında anayasamızda yer almaz ise savaş başlayacak, onun için 6 ay sabır etmelerini tavsiye ediyor ve “fedakârlık, özveri büyük insanların ve toplumların işidir, en az 6 ay ateşkes bozulmamalıdır”. diyorlar.

Hatip Dicle, Leyla Hanımdan sonra: “5 yıldır barış projesi var, bunun mimarının sayın Öcalan olduğunu herkes biliyor. Sayın Öcalan’ın barış mimarı olmasının koşulları yaratılmalıdır”. diyor. Yaratılmazsa; o zaman görürsünüz, tekrar silâha sarılırız, belirtiler ortada, elinizi tez tutun, AKP daha hızlı çalışmalı, AB kapısında daha çok beklersiniz taviz üstüne taviz verirsiniz. Talabanî beyefendi de genel af, demokratik çözüm istemiş, arkasından da S. Dizeyi Kerkük’ün tarihî ve coğrafî olarak Kürdistan’ın içinde olduğunu buyurmuş, sorarım kendisine bana Allah rızası için Kerkük ve bütün Türkmenelinde BİR KÜRT MEZARLIĞI, BİR KÜRT ESERİ, BİR KÜRT EDEBİYATÇISI BUGÜN BAŞKENTİM DEDİĞİNİZ ERBİL DAHİL GÖSTEREBİLİR MİSİNİZ? Yalan dolanla, sırtınızı İsrail’e, dün olduğu gibi İngiltere yerine bugün ABD’ye dayamış, hükûmetimizin belli saplantılarından yararlanarak olmayanları kendinize mal etmektesiniz. Unutmayın ki önünüzde tarihten bugüne dek şanla şerefle dolu tarihi ile yüce TÜRK MİLLETİ VAR, ŞANLI ORDUSU VAR.

Büyük bir çelişki ve para edinme kaygısı teslimiyeti içersinde olan bu iktidarın gidişatı hiç uzak değil, Kerkük nasıl yok sayılıp “Talabanî ile konuştuk, bize söz verdi bekliyoruz” denildi ise, yarın karşımızda Öcalan’ı serbest görürsek şaşmayalım.

Dünya Sevr’den beri Kürtçülüğü koruyor, Kürt devleti kurma çabası içersinde, Saddam tartışmalı bir mahkemede yargılanıyor, suçlarından ÜÇÜ KÜRTLERLE İLGİLİ, TÜRKMENLERİN ADI YOK, BENİM RIZAM, BENİM ABDULLAHLARIMIN KANI NERDE, BİNLERCE KÜRTLER GİBİ ONUN BUNUN KIŞKIRTMASI İLE İSYAN ETMEYEN TÜRKMENLERİN HAKKINI KİM SAVUNACAK KİM İSTEYECEK, NEDEN YALNIZ KÜRT, YALNIZ HALEPÇE? YA KERKÜK KATLİAMLARI SOY KIRIMLARI, YOKSA BUNLARI SADDAM YAPMADI MI?

Hükûmetim, devletim Türkmenlerin hakkını savunmak zorundadır. Bu topraklar hâlâ bizimdir, ahitler vardır. Misaklarla bize bağlıdır bu bir, ikincisi Türkmeneli toprakları anavatanın arka bahçesidir, topraklarımızın güvencesi, birliği için anavatanın devamı sayılır, oraları anavatanı koruyan, birliğinin tehlikesini önleyen “SITARA”dır yani “DUVAR”dır. O duvarı sağlam tutmak, yıkılmasını önlemek millî bir vazifedir.

Türkmenleri Kürtlerle, Araplarla eşit, âdil, aynı haklara sahip bir hâlde tutmak için ilk şart sağlam millî menfaatlere dayanan siyasî bir kuruluş VE O KURULUŞU VE TÜRKMENLERİ HER TÜRLÜ TEHLİKEDEN KORUYAN, HAKKINI İSTEYEBİLEN BİR SİLÂHLI GÜÇTÜR.

Aksi takdirde, “Meselenin altında yatan Kürt devleti gerçeği”nden endişeliyim. Bu gidişat bizi zorlar. Türkmenler ata yurtlarında yok olurlar.