1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

MERT DAYANIR, NÂMERT KAÇAR…

Ertuğrul Söğütlü
Kavmîyet hissinin daha yeni belirdiği zamanlarda, M.Ö. VII. asırda, Avrupa ile Asya’nın tokalaştığı bir coğrafyada târih önüne çıkan Sakalar; öncesinde ve sonrasında meydâna gelen gelişmelere bakarak, “Proto-Türk” tâbirine pek uygun düşmektedirler. Burada kastedilen, aslâ “Türk öncesi” veyâ “primitif, ibtidâî Türk” mânâları değildir. Türk’ün bütün hasletlerini hakkıyla temsîl eden bu insan nesli kitlesi, Türklüğün atası olmak gibi bir şerefin de sâhibidir.

Cumhûriyet’in ilk yıllarında, Hitit ve Sümer araştırmalarına yönelen resmî târih dikk kati, Sakalar hakkında çok fazla nazar mesâîsi tedârik edememiştir. Hâlbuki, mâlûm o iki kavim, Türklük yarışında yâhut imtihânında, Sakaların çok uzağında kalırlar.

Başta, İrânî “Efrâsyâb” tâbiriyle şöhrete kavuşan Alp Er Tunga olmak üzere, onun ahfâdından Tomiris ve tâkipçileri, Saka vaktini Türk sofrası yapan ecdâdımıza hüküm-fermâ olmuşlardır.

“Saka” yerine, Herodot’un sarf ettiği “İskit” sözü, Eski Yunanca bir etimolojik geçmişe sâhiptir. “Saka>Yaka>Yakut” istihâlelerinden geçerek bugünkü “Yakutistan”a tanıdık selâmlar gönderen bu muhterem Türk topluluğunun, pek çok bakımdan beynelmilel etiketleri vardır. İran sâhasında “Saka” diye bilinen bu Türkler, bütün Dünyâ’ya muhârib kadınlarını tanıtarak akılda kalmayı başarmıştır. Güney Amerika’nın mârûf nehri ile aynı adı taşıyan bu kadın askerler, geçen zamân içinde birbirine eklenen vagonlarıyla, muazzam bir efsâne katarına dönüşmüştür. “Amazon”ların bir kısım kültür bakıyeleri, bugün dahî bölük-pörçük hâlde hayâtiyetini sürdürmektedir. Terme’den başlayarak Orta ve Doğu Karadeniz bölgelerimizle Çoruh Vâdisi’nde, hâlâ Amazon dekorlu hayat sahnelerine tesâdüf edilmesi, bu cesur kadınların gücünü göstermektedir.

Amazon tipi, elbette çok parlak bir spotla karşımıza çıkıyor. Lâkin, onun aşırılıklarını törpüsüyle, rendesiyle alan zaman, “kahraman ve fedâkâr” vasıflarını, bütün Türk kadınlarına, koyu harflerle nakşetmiştir. Sâdece erkeği cesur olan cemiyetlere, târih koridorundaki kapılar tez elden kapanmıştır. Türk milletinin, dâimî ve imrenilen mertliğini, kadın-erkek demeden topluca paylaşmasına ve aynı tarzda hissetmesine borçlu olduğu, her bakımdan bellidir.