1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Mavi akımdan enerji otoyoluna

Oğuz Çetinoğlu
Rusya Federasyonu’nun; yönetimi altında tuttuğu çeşitli bölgelerden elde ettiği doğalgazı, Karadeniz’in dibinden Türkiye’ye nakledecek olan Djubga-Samsun arasındaki (Mavi Akım) olarak adlandırılan) boru hattı, 17 Kasım 2005 târihinde gecikmeli olarak hizmete açıldı.

Gecikmeli olarak… Çünkü: Yapım sözleşmesi 15 Aralık 1997 târihinde imzalanan boru hattından gaz alımına Nisan 2004’te başlanmıştı. Doğalgaz satış sözleşmesinde değişiklik yapılması ihtiyacından doğan görüşmeler uzadı. Sözleşme, Türkiye aleyhine ağır şartlar içeriyordu. Meselâ; Sözleşmede yazılı miktardaki gaz alınmasa bile bedeli ödenecekti. Birim fiyat, dünya piyasalarına göre yüksekti ve Türkiye, aldığı gazı bizzat kendisi kullanacak, ihtiyaç fazlasını komşu ülkelere satamayacaktı.

Resmî açılışın yapılmasına imkân veren anlaşmanın hangi şartlarla imzalandığına dair resmî açıklama yapılmadı. Öğrenilebildiği kadarıyla; birim fiyatta bir miktar indirim sağlandı ve ihtiyaç fazlası gazı satabilme hakkı alındı.

Batı Karadeniz’in Akçakoca açıklarındaki bölgede petrol ve gaz aramaları yapan Türkiye’ye ait üç adet sondaj platformunun batışının veya iddialara göre batırılışının da anlaşmanın imzalanmasına katkı sağladığı söyleniyor. Petrol arama ve üretme konusunda yarım yüzyıllık tecrübeye sâhip Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nın, Akçakoca bölgesindeki çalışmalarda dışlanmış olması ve üç platformun birden sulara gömülmesi de ilgileri tetiklemeye yetmedi. Ne gariptir ki, 500 tonluk petrol tankeri battığında, denizdeki ekolojik dengenin bozulacağı iddiasıyla dünyayı ayağa kaldıran milletlerarası çevreciler de, deniz dibindeki milyarlarca metreküplük zehirli gazın Karadeniz’in sularına karışması ihtimali karşısında sessiz kalabildiler

Sondaj çalışmalarına 1,5 yıl önce büyük ümitleri müjdeleyen resmî beyanlar ve görkemli törenlerle başlanmıştı. Netice alınacak noktaya çok yaklaşılmışken, sebebi ve sorumlusu açıklanmayan bir kaza (?!) yaşandı. Yetkililer en azından bu aksaklığa üzüldüklerini açıklayabilirlerdi. Esrarengiz bir şekilde otel odasında öldürülen Raif Karadağ’ın Petrol Fırtınası isimli kitabında yazılanları hatırlayan araştırmacı gazeteciler, benzer bir akıbete mâruz kalmaktan korkmuş olacaklar ki, olayın üzerine gidemediler.

Yine de Djubga-Samsun Boru Hattı’nın işletmeye açılması lehimizedir. Böylece Türkiye’nin enerji otobanında tercih edilir bir güzergâh olduğu dünya kamuoyuna duyurulmuştur. Yukarıdaki olaylar, sonraki gelişmelerin yönlendirilmesinde yararlı olacağı düşüncesiyle not edilmiştir.

İMKÂNLAR DERYÂSININ

KIYISINDAYIZ

Gerek Mâvi Akım, gerekse Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı, yeni düzenlemelerle Türkiye’yi bölgenin vazgeçilmez enerji koridoru hâline getirecektir. Yeni düzenlemeler yapılamadığı takdirde, büyük sıkıntılar söz konusudur. Doğalgazın çevrim santralarıyla elektrik enerjisi hâline dönüştürülmesi, ekonomiye indirilmiş ciddî bir darbedir. Çünkü doğalgaz, elektrik enerjisi üretiminde kullanılabilecek en pahalı hammaddedir. Dünyada elektriğin en pahalı satıldığı ülkeyiz. Doğalgazla çalışan santrallar sebebiyle daha da pahalı hâle gelecektir. Ayrıca dışa bağımlılığımızı artıracaktır. Doğalgaz yerine zengin uranyum mâdenlerimizi kullanarak nükleer enerji santralleri kurmak, daha akıllı bir tercihtir. Türkiye, hidroelektrik santrallerinde, mevcut potansiyelinin ancak yarısını kullanmaktadır. En ucuz hammadde dururken pahalısını kullanıyoruz. Nükleer enerjiden yararlanmamızı, etkili çevreler engelliyorlar. Akarsularımızdan yararlanmak için yüksek bedelli yatırımlar gerekiyor, paramız yok! Bu sebeple ucuz yatırımla pahalı üretimi tercih etmek mecburiyetinde kalıyoruz.

Projeleri tamamlanan ve ihâle aşamasına gelinen Samsun-Ceyhan ve Türkiye’den Yunanistan’a oradan İtalya ve diğer Avrupa ülkelerine uzanacak enerji otoyolunun yapımına ve bitirilmesine de izin verilmezse Türkiye, aşılması mümkün olmayan şartlarla karşı karşıya kalabilir. Hazırlanan projeler, gelecekteki enerji krizlerini önlemek için gereklidir. Hatta, daha fazlasına ihtiyaç vardır. Özellikle Avrupa Birliği (AB)’ne üye ülkeler, gerekli miktarda ham ve işlenmiş petrol ile doğalgazı depolamak gerektiğine inanıyorlar. Depolama için belirlenen rakam, her ülke için 90 günlük ihtiyaçtır. Bu sürenin 2007 yılında 120 güne çıkarılması düşünülmektedir. AB, ülke ekonomilerinin muhtemel bir enerji krizinden zarar görmemesi için işi, baştan itibâren sıkı tutuyor. Hatta enerji güvenliğini kontrol edecek komisyonlar oluşturuyor. Diğer taraftan da; nükleer, güneş, rüzgâr ve biyo-enerji gibi alternatif kaynaklar için projeler hazırlıyor.

Türkiye’miz; coğrafî konumu sebebiyle, yöneticilerinin hiçbir yönlendirmesi olmaksızın bir defa daha imkânlar deryâsının çok yakınlarında bulunmaktadır.

ORTAK KADER

Orta veya uzun vâdeli bir gelecekteki konumu belirsiz olmakla birlikte AB, sanayileşmesini ve gelişmesini tamamlamış ülkelerden oluşan, çağımızın işler konumdaki en güçlü organizasyonudur. Kültür birikimi ile bilinçli bir toplum oluşturulmuştur. Tabiatın, insan sağlığının ve güvenliğinin korunması konusunda hiçbir tâviz verilmiyor. Ne var ki Avrupa, daha iyi hayat şartları için daha temiz ve güvenli yollarla enerji üretme imkânlarından mahrum bulunuyor. Petrolü ve doğalgazı yok. Türkiye’den geçen enerji otoyolundan yararlanmak AB için en uygun alternatiftir.

İsrail’in durumu göz önünde bulundurulduğunda, coğrafî konumumuzun desteğiyle, kaderin bir başka noktadan da bize tebessüm ettiğini görüyoruz. Bilindiği gibi Orta Doğu’nun pek az bölgesinde petrol ve doğal gaz yok. İsrail bu nâdir bölgelerin başında geliyor. Bizzat kendisinin oluşturduğu şartlar sebebiyle komşularından petrol ve doğal gaz alamıyor. Alsa bile tek alternatife bağımlı kalmak istemiyor. İsrail için de Türkiye’den geçen enerji otoyolu en uygun tercih. Türkiye-İsrail boru hattı, 1990 yılından bu yana gündemde olan bir projedir. Konu ile ilgili görüşmelerin, önümüzdeki aylarda olumlu bir sonuca bağlanacağı tahmin ediliyor.

AB, gelecekteki enerji politikalarını belirlemek amacıyla 2000 yılında, Yeşil Kitap olarak adlandırılan bir rapor hazırladı. Raporda belirtildiğine göre; petrole duyulan ihtiyaçla birlikte petrol fiyatları artıyor. Artışın zararlarını en aza indirebilmek için yeni alternatifler bulmak gerekiyor. Diğer taraftan açık denizlerle bağlantısı olmayan petrol üreticisi ülkeler, uygun ulaşım güzergâhları arıyorlar. Türkiye, bu sebeple bir kere daha dünya gündeminde önemli bir yer işgal ediyor.

Türkiye; gerek coğrafî konumu gerekse kilometre ile ölçülebilir uzaklıklar ve kültür anlayışı sebebiyle komşularına kıyasla batıya çok daha yakın bir ülkedir. Enerji otoyolu üzerinde bulunması avantajından yararlanabilmesi için; ülkesini seven ve Türk insanının gücünü ön plâna çıkarabilen, ülkede birlik ve berâberliği sağlayabilen, Türk insanının güvenini kazanmış, akıllı ve becerikli bir yönetim kadrosuna ihtiyaç vardır. Ve de tek ihtiyaç budur.