1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

KÜRESEL KRİZ VE TÜRKİYE

Oğuz Çetinoğlu
Merkez üssü Amerika Birleşik Devletleri olan ve dünya ekonomisini kontrolü altında tutan Batı Avrupa ülkelerinde gelişen küresel ekonomi krizi, Türkiye için tehdit unsuru olmaya devam ediyor. Yalnızca Türkiye için değil, İsrail dışında, hemen hemen bütün ülkeler az veya çok krizden etkilenecekler.

-Neden İsrail hâriç?

-Çünkü hâlâ beynelmilel olma özelliğini koruyan dolar, sıcak para olarak girdiği bütün ülkelerden çekiliyor. Çekilen para, İsrail’e akıyor. Bu sebepledir ki İsrail, krizden etkilenmiyor, şikâyet etmiyor.

Yaşanan kriz, para piyasalarında başladı ve gelişti. ‘Reel sektör’ denilen inşaat, tarım, otomotiv, ticaret ve benzeri sektörleri etkisi altına aldı. Bu sektörlerde işçi çıkarmalar devam ederse, büyük felâketler yaşanır. Çünkü işsizlik, en büyük sosyal adâletsizliktir. Entel anlatımla; ekonomide domino etkisi yapar ve olumsuzluklar çığ gibi büyür. Muhtemel felâketlerin önlenebilmesi için halktan toplanan vergilerle oluşturulan devlet kaynakları, şirketleri ve özellikle bankaları kurtarmak için kullanılıyor. Bâzı finans şirketlerine para transferi yapılıyor, bâzıları devletleştiriliyor. Bunlar; isâbetli olup olmadığı, uygulama sonunda belli olabilecek siyâsî tercihlerdir. Bu tercihler, yaşanan küresel krizi bu defa önleyebilse bile, tekrarını engelleyemez.

Bütün sosyal ilimlerde olduğu gibi, ekonomide de daha iyisi olmayan tercih yoktur.

* * *

Krizin görünen sebepleri olduğu gibi, bir de bilinen ve fakat görünmeyen sebepleri vardır. Çözümler, görünen sebeplere göre olu uşturulursa, yalnızca ağrı giderilir.

Kolaycı ve popülist iktidarlar, çözümleri daima görünen sebepler üzerine inşa ederler. Böylesi kolay oluyor. Fakat ancak ve bâzen günü kurtarıyor. Esas olan; ekonominin gerçeklerine ve gereklerine göre insanların şuur sâhibi, bilinçli tüketici olma yolunda eğitilmesidir.

Ekonomi ile ilgili klâsik tariflerde cümleler; ‘Sınırsız olan ihtiyaçlarla, sınırlı olan tatmin vâsıtaları arasında…’ diye başlar. Sınırsız olan ihtiyaçlar değil, isteklerdir. Gücü 10 dolarlık saat kullanmaya elverişli olan kişiler, 10.000 dolarlık saat kullanırlarsa, önce o şahıslar için para ile ilgili sıkıntılar, sonra da o insanların oluşturduğu toplumlarda krizler kaçınılmaz hâle gelir.

Zenginliği tüketim ekonomisinde arayan küresel güçler, açlık veren maddî doyum duygularını geliştirmeye çalışıyorlar. Bu çalışmalara karşılık insanlar, harcama disiplini konusunda eğitilmiyorsa, o insanlardan oluşan toplumlarda, krizlerin sonu gelmez. İnsanoğlu, emeksiz ve kolay kazancın peşinde koşarken, felâketlerle karşılaşacağını idrak etmelidir.

Sistem, bilinç yetersizliği özürlü toplumlarda zengini daha zengin yapmakla kalmıyor, ahlâkî çöküntüyü yıkım hâline getiriyor. ‘Ben tok olayım yeter, başkasının açlıktan ölmesi beni ilgilendirmez.’ Düşüncesi, bu bozuk düzenin daha da bozulmasını sağlayan sonsuz ve kontrolsüz güç kaynağıdır.

İnsanların % 20’si yaldızlanmış sahte mutluluklar içerisinde memnun ve mesut yaşarlarken % 80’ini, yarın endişesi içerisinde kıvrandıran bu sistem değişmedikçe krizler bitmez.

Kalıcı çözüm isteyenler, Türkiye’yi ipotek ederek IMF’den borç almak yerine uzun vâdeli akılcı çözümler üretmeliler:

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı bünyesinde 100.000’den fazla teknik personel çalışıyor. 50’ye yakın ziraat fakültemiz, 10.000’den fazla işsiz, bir o kadar da genç yaşta emekli olmuş ziraat mühendisimiz var. Verimli, sulanabilir binlerce kilometrekarelik arazimiz boş beklemekte. Paha biçilmez bu millî kaynakları harekete geçirmek, uzun vâdeli, akılcı bir çözüm olarak ele alınabilir.

Böyle projeler siyâsî iktidarların, iktidar sürelerini mi aşıyor, boylarını mı?

GÜNLÜK YAŞIYORUZ

Yakın gelecekte bizi başka felâketler bekliyor. Küresel kriz sebebiyle, paraya dayalı politikalar uygulanınca ekonominin damarları tıkandı. Damarlardaki tıkanma, ileriyi görmemizi engelliyor.

Kullanmakta olduğumuz tohumdan başlayalım: Genleri değiştirilmiş tohumlar kullanıyoruz. Bu tohumlar, bir ekimliktir. İkinci sene yeni bir tohum kullanılacak. Bunlara, ‘kısırlaştırılmış tohumlar’ deniliyor. Uzmanlar, kısırlaştırılmış tohumların toprağı da kısırlaştırdığını, bu tohumlardan elde edilen sebze ve meyvelerin, insanların da kısırlaşmasına sebebiyet verdiğini söyleyip yazıyorlar. Üstelik kısırlaştırılmış tohumlar aynı toprakta 3-5 defa kullanıldığında, o toprakta yetiştirilen sebzelerde kanserojen unsurlar oluşmasına yol açıyor. Nitekim Anadolu’nun bâzı bölgelerinde bu sebeple patates ekimi yasaklandı. Aynı tehlikenin buğdayda da yaşanmayacağını kimse garanti edemiyor.

Yakın bir gelecekte buğday ve su, insanlık için en stratejik değerler olarak ekonomideki yerini alacak. Bu gerçeğin görülüp tedbirlerinin alındığı söylenemez.

Otomotiv, inşaat, bilişim … gibi teknik sektörlerde büyümemiz, dış kaynaklara bağlı. Yatırım ve üretimdeki aksamalar sebebiyle bu sektörlerde daralmalar yaşanacak. Dünya gıda piyasalarında ciddî sıkıntılar yaşanırken tarım sektörü itici güç olarak kullanılabilir. Uzun vâdeli bir çözüm olduğu için mi tercih edilmiyor?

IMF KEMENDİ

Tele-vole ekonomistleri, para piyasalarındaki daralmalar sebebiyle yaşanan kriz dönemlerinde; Merkez Bankası döviz rezervlerinin kullanılmasını tavsiye ediyorlar. Böyle bir çözüm, belki günü kurtarabilir.

Ya sonra?

Sonrası için ‘IMF’den sağlanacak kapsamlı bir destek’ teklif ediliyor.

Dünya bankalarının hepsi; elinde biraz para olduğunu bildiği müşterilerinden, henüz vâdesi gelmemiş kredileri tahsil etmeye çalışıyor. IMF’nin verebileceği en çok 10-15 milyar dolarlık kaynağı, Dünya Bankası, henüz vâdesi gelmemiş borcumuza karşılık, ânında elimizden almaz mı zannediliyor?

Bu aklı verenlere: ‘Sevsinler’ mi demek gerekiyor, ‘Yazıklar olsun’ mu?

‘Ekonominin kurallarına uymak gerek’ Diyenler, hep başkalarının koyduğu kurallara uyulmasını istediler. Kendileri, millî bünyemize uygun kurallar oluşturmayı düşünmediler. Bizim dışımızdakilerin koyduğu ekonomi kurallarında ahlâk unsuru yoktur. Ülke ekonomisini yönetenler de, yöneticilere akıl verenler de bu eksikliği fark edemediler, edemiyorlar.