1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Küresel güçlerin Kürtçülük oyunu

Serdar Erdoğan
Irak topraklarındaki hayâller, ABD’nin öteden beri var olan bir idealidir.

Küresel güçlerin başka bir ülkedeki egemenlikleri için kullandıkları en büyük araç terör’dür. Silâha ve kimyasal yok edici bombalara ayrılan bütçeler ortada. Bu pencereden baktığımız zaman batı ve günümüzün en büyük küresel terörizmini uygulayan ABD; petrol ve onun getireceği güç için 100 yıllık politikalarının sorunsuz yıllarca devam etmesi bakımından, ülkemizin de bulunduğu coğrafya üzerinde stratejilerini, plânlarını sürekli yenilemekte ama amaçları değişmemektedir. İşte emperyalist güçlerin ortaya çıkarttığı PKK terör örgütü de bu noktada onların kullanımı olmuştur. Batı tarafından sürekli Türkiye’ye karşı propaganda yapmalarına müsaade edilmiş, terörizm ve şiddet içeren yayınların çıkarılmasına, televizyonların kurulmasına izin verilmiş, hatta yurtdışına kaçan teröristler korunmuş kollanmıştır. ABD’nin Irak topraklarının dönüşümü için Barzanî ve Talabanî’ye de biçtikleri görev, sağladıkları destek bu noktada bugün daha da belirginleşmiştir.

Irak topraklarında ki hayâller, ABD’nin öteden beri var olan bir idealidir. Âdeta yazılı bir kanun gibi ABD başına gelen bütün başkanlar ve ülkede hizmet gösteren siyasetçiler, Irak’ın demokratikleşmesi, özgürlüğü adı altında Irak işgalini baş görev olarak addetmişlerdir. Barzanîleri ve Talabanîleri Saddam’a karşı koruyan, destek veren ABD değil midir? Bugün ortada parçalanmış bir Irak vardır. Irak devletinin başında ise, yıllarca bölgede bir Kürt devletinin kurulması için mücadele eden bu noktada ABD tarafından her türlü maddî desteği alan Talabanî vardır. Şaşırılmaması gereken ise bu peşmerge şu an Irak devletinin siyasî istikrarını isteyen ve parçalanmayı reddeden bir anlayışı savunmaktadır! ABD politikalarının sorunsuz bir şekilde devam etmesi için bir başka kürtçü Barzanî’yi de büyük oyunun diğer noktasında görevlendirmişlerdir. Türkiye’nin güneyinde Irak sınırı içinde, Irak topraklarının kuzeyinde konuşlanmış olan Barzanî, burayı kurtarılmış bölge ilân etmektedir. Barzanî öyle veya böyle kurulmuş illegal bir Kürdistan devletinin başkanıdır. Bu noktada Barzanî kısa bi r süre sonra devlet olarak tanınacaktır. Türkiye’ye de tanınması için baskı yapılması kaçınılmaz sonucu doğuracaktır. Bugün nasıl AB üyeliğimiz sırasında karşımıza konulan dayatmalar hiçbir zaman olmayacak üyeliğimizi etkiliyorsa, Barzanî’nin kurduğu Kürt devletinin de tanınması noktasında karşımızda olmayacağını kim söyleyebilir? Batılı ülkelerde ve de ABD’de sürekli Ermeni soykırım tasarılarının getirilip tanınması oluyorsa, psikolojik bir beyin yıkama sürecinden sonra Barzanî’nin devlet başkanlığı ve Kürdistan devleti ve alıştırılmış bir bünyenin normal karşıladığı kabul edilebilir bir olgu hâline gelecektir.

Barzanî, PKK militanları ile dağlarda, ayırt edilmiş bölgelerde illegal devlet adına pasaport ve geçiş ücretleri alarak kendisini otoriter göstermektedir. ABD tarafından küzeye yerleştirilip hareket alanı genişletilen Barzanî burada Türkiye sınırını ihlâl etmektedir. Problemli olan güney sınırımıza PKK’nın sızma yapıp sürekli faaliyetlerini gerçekleştirecekleri en uygun bölge hâline gelmiştir. Irak’tan getirilen c-4 patlayıcı ve silâhlar 384 km’lik Irak sınırımızdan içeriye sokulmaktadır. Ayrıca sınırdan içeri sokulan sadece silâh değildir. Bol miktarda Lübnan ve Suriye üzerinden getirilen uyuşturucu maddeler bu noktalardan terör kuryeleri ile tüm Anadolu’ya yayılmakta ve batıya taşınmaktadır. Ayrıca Türkiye’den İran, Irak ve Suriye topraklarına yük götürüp mazot getiren, ticaret yapan kamyonlardan alınan paralar büyük bir rant sektörünü oluşturmuştur.

Barzanî’nin yayın organı olan serbestî dergisine verdiği bir söyleşide “Büyük Kürdistan Devletinin toprakları parçalanmıştır. Topraklarımızın bir kısmı İran’da, bir kısmı Suriye’de ve bir kısmı ise Türkiye’dedir” demektedir. Yani küresel güçlerin büyük Ortadoğu oyununda daha parçalanması gereken devletler vardır. Bu, Barzanî’nin söylemesinden ortaya çıkarttığımız bir sonuç değildir. Sıra Barzanî’nin bir devlet başkanı olarak tanınmasından sonraki süreçte, kendince Türkiye topraklarındaki parçalarını! istemesine gelecektir. ABD ve batı tarafından bir takım milletvekilleri alt komisyonlarda hazırladıkları raporlar sonucunda aslında bu coğrafyanın sahiplerinin Kürtler olduğu tezini ileri süreceklerdir. Sıkıştırma ve yıldırma stratejileri, talepler hâline dönüşecek ve mevcut siyasî iktidarlarımızın önüne şart olarak konulacaktır.

Türkiye’de siyasallaşmayı kurulduğu 27 Kasım 1978’den beri sürdüren PKK, Öcalan’ın yakalanmasından itibaren ise yeni bir strateji sürdürmektedir. Federasyon ve etnik kimlik merkezli isteklerini Türkiye’nin AB girişi için vereceği tavizlerin yanında masaya koymayı düşünmüşler ve bu noktada da AB’li dostları tarafından destek görmüşlerdir. Yürüttükleri bu strateji yanında ayrıca AB’li dostları terörü ve şiddeti reddeden hatta Öcalansız politika söyleminde bulunmalarını isteyen bir siyaset takip etmeleri noktasında tavsiyede bulunmuşlardır. Çünkü 1991 yılında meclise SHP tarafından sokulan DEP’li Kürtçüler, PKK ve Öcalanla olan ilişkilerini hiçbir zaman inkâr etmemişlerdir. Siyasallaşan ve terörü lânetleyen bir Kürt muhalefeti daha aktif ve kabul edilebilir, destek görür stratejisi en uygun yol güzergâhı olur telkinleri verilmiştir. Hemen 1999 seçimlerinde Marksist-Komünist ve sosyalist düşünce düzleminde bulunan siyasî partiler (ÖDP-EMEP-DEHAP-SHP) birleşmek için harekete geçmişlerdir. “Amacımız Kürt muhalefetini meclise sokmaktı” diyen Kürtçü siyasetçi Şerafettin Elçi (Milletvekili olmuş, daha sonraki yıllarda ise Bakanlık yapmıştır!!!!), Murat Karayalçın’ın SHP’si ile yaptığı bu girişimler sonuçsuz kalmıştır. Bugün ise; Gaziantep eski belediye başkanı Celal Doğan eski DEP milletvekilleri ile bir siyasi oluşum içinde oldukları ise Kürtçülüğün meşrulaştırılmasından başka bir şey değildir. Batı bu konuda zaten gerekli talimatı yerlerine ulaştırmıştır. Ayrıca HAK-PAR’ın kurucu ve genel başkanı, 4 mart 1925’te Musul meselemizin sekteye uğratılmasında İngilizlerin desteğini alan Şeyh Sait’in torunu Abdülmelik Fırat da şiddetli bir Kürtçü siyasetçidir. Elçi; PKK’yı Kürtçülüğün haklarını zedeleyen ve engel olan bir oluşum olarak görse de kürtlerin taleplerinin sıralanmasında diğer Kürtçülerle ve PKK yadaşları, hatta Öcalan’la ayrı düşünmediğini göreceksiniz. “Ayrıca Barzanî’nin KDP’si ile yakın ilişki içinde olan Derviş Akgül’e KDP’nin Türkiye ayağının kurulması için görev verdiğini öğrenmekteyiz. Derviş Akgül 20 Mayıs 1920’de Garzan’da İstiklâl Savaşını arkadan vurmak üzere İngiliz ve Fransızlarla işbirliği yapmış olan Cemil Çeto’nun kardeşi ve Bişar Çeto’nun torunudur. Ayrıca 1965’te kurulan Türkiye Kürdistanı Demokrat Partisinin de kurucusu olup genel başkanlığını da yapmıştır.”

(Ümit Özdağ,

Yeniçağ, 19/10/2004).

Batı yıllarca PKK’ya ve örgütün yöneticilerine her türlü desteği vermiştir. PKK’nın propagandasına destek olan gazete, dergi ve TV iznine yıllarca batı göz yummuştur. PKK batı ülkelerinden aldığı destekle Türkiye’nin üniter devlet yapısının kırılmasını sağlayan politikalarını da ısrarla sürdürmektedirler. Burada ABD’nin PKK’ya bakış açısını da hiçbir zaman göz ardı etmemek gerekir. Batman DEHAP eski il başkanı Mehdi Öztürk; “ABD’lilerin maksadı Türk-Kürt savaşını kışkırtmak. Buraya gelen her heyet bize ayrı yanlarımızı öne çıkarmamızı söylüyor. Türkiye uluslar arası bir komplo karşısında ve bu komplo Türkiye üzerinde Kürtler vasıtasıyla oynanmak isteniyor!” demektedir. ABD ve batı yetkililerin ısrarla takip ettikleri politika Türkiye’nin dönüştürülmesinden başka bir şey değildir.

Tam bunları toparlayıp değerlendirdiğimizde kürtçülük başka bir kalıpta bugün ve ileriki süreçte karşımıza çıkacaktır. Dedelerinden kalan hainlik ve işirlikçilik, yedikleri sofraya kusmayı genlerinde taşıyan torunları aynı isyanı sürdürmeyi devam ettirmektedirler. Kürtçülük siyasetini yürütenlerle birlikte olanların tümünde samimî bir davranış umulması gafletten başka bir şey olamaz. Sıralanan istekler daha çok demokrasi, kişisel hak ve özgürlükler etrafında Türkiye’nin parçalanmasıdır. Sizler ne istiyorsunuz diye sorulan soru hep etnik kimliğe dayalı bir sıra istekler. Aynı coğrafyada, aynı bayrak altında yaşamak tahammülünde olamayan bu aşiret budalaları daha ilkel kimlik bunalımından kurtulamamışlardır. Küresel güçlerin ortaya çıkarttığı Kürtçülük siyaseti ülkemizin kısa vadede topraklarının tartışılır, uzun vadede ise toprak taleplerini yani bölünme sonucunu doğuracak gelişmeleri bir bir takip etmektedir.