1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Kültür Grupları ve Milletsiz Milliyetçilik

Ahmet Yaman
Millet, kültürel mayalı ve olgunlaşmış bir toplum türüdür. Özellikle antropolojik göstergelerin sosyal veri ve kriter olmaktan çıktığı çağımızda, milletin çerçevesi daha çok kültürel motiflerden oluşmaktadır. O nedenle, kültürel benliği kemâle ermiş, maddî-manevî ürünlerle kişiliğini tescil ettirmiş en karakteristik beşerî birim, millettir.

Ancak her ne kadar insanlığın devlete esas teşkil eden en sağlam ve çağdaş sosyolojik birimi milletse de, toplum hayatının çeşitli kademelerinde bundan daha az etkinliği olan başka gruplaşmalar ve gruplar da mümkündür. Fakat onlar, alternatif millet modelleri değil, aynı milletin fertlerinin değişik bakış açılarıyla oluşturduğu tâli yapılanmalar, kültürel alt benzerlikler veya daha başka ortak paydalarla oluşturulan silik fonlardır: Kültür yakınlıklarıyla oluşan öncelik grupları, meslekî zümreler, yöresel yakınlıklara-hatta şehir sempatilerine dayanan hemşehrilik duygusu, belli hobilerin veya taraftarlıkların bir araya topladığı kesimler... Bütün bu yapılar gevşek dokulu, folklorik araçlarla sınırlı, biraz da fantezi yaklaşımlardır. Onun için de devlet gibi büyük siyasî organizasyonlara dayanak olabilecek alt yapıdan uzak kabul edilir. Hattâ bunların siyasî partiye zemin alınması bile, hem milletlerarası hukukta, hem de kamu vicdanında bölücülüktür. Yunanistan'da Dr. Sadık Ahmet; bir kesimin, mezhebin, meşrebin veya mesleğin temsilcisi de değildi; yani bölmediği, sadece koskoca bir milletin parçası olduğu hâlde, kim olduğunu söylemesine izin verilmedi de, ısrar edince bir traktörün altında can verdi.

Çağımız; değil alt kültür gruplarını, en köklü millet realitelerini bile aşındırıp, milletler arasındaki siyasî sınırlara fonksiyon kaybettirme iddiasındaki bir globalleşme çağıdır. Dünyadaki ve özellikle Avrupa'daki çağdaş oluşumlara bakın: 60 sene önce Avrupa Ekonomik Topluluğu kurulmuş, çok geçmeden bu tür toplulukların dayanağının ekonomiden ibaret olamayacağı anlaşılınca simgeden E harfi çıkarılmış, ismi homojenlik taşımadığı, yeterince sosyal ve kültürel yakınlık ve sıcaklık çağrıştırmadığı düşünüldüğü için yapının adı bu kez de Avrupa Birliği oluvermiştir. Şimdilerde ise bu gidişin son merhalesi olan Avrupa Milletinin alt yapısı ufukta görünmektedir. Sosyal, ekonomik ve kültürel mimarîde bu birkaç hamle bir asrı bile bulmayan bir zaman içinde gerçekleşebilmiştir. Kitle iletişim araçlarının engellenemez hâkimiyeti ise kültürel yaklaşımları daha da hızlandırmıştır. Gerçi bu durum; insanlık âlemini herkesten bir çeşni taşıyan ortaklaşa ve yeni bir zengin kültür sent ezine mi götürüyor, yoksa; hükmedenin kültürünü herkese hâkim kılarak ve diğer kültürleri yok ederek renksiz ve despot bir tekliğe mi sürüklüyor, noktası tartışılmaktadır ama bizce; kültürel anlamdaki globalleşmede zayıfın güçlüye doğru koşturulmasının -büyük bir yanılgıyla- yakınlaşma zannedildiği kesin.

Bir taraftan; globalleşmenin millet varlıklarını bile tanınmaz hâle getiren işte bu hızlı ve acımasız çarkı... Diğer taraftan ise başka bazı milletlerin içinde gruplar, etnik kökenler ve kimlikler keşfederek onları ihya etme gayretleri... Bu çok normal çelişkiyi, ülkemiz üzerindeki plânları görmek bakımından, özellikle Türk aydınının doğru anlayıp iyi değerlendirmesi gerekiyor. Meseleye öncelikle popüler olan insan hakları gözlüğüyle bakıldığında görülen şudur: Adı, çapı, karakteri ne olursa olsun her türlü sosyal organizasyonun yapı taşı insandır. Gerçi bireye özgü kültür yoktur ama grupların yaşamak istediğini yapabilmesi, kültürünü teneffüs edebilmesi, topluca idrak edilen bir birey hürriyetidir, yani insan hakkıdır. Ancak; grupların insan haklarının, ülkenin bütün insanlarının insan haklarını -hatta bazen- bütün insanlığın insan haklarını sabote eder hâle gelmemesinin şart olduğu basit bir mantıkla bile görülebilir.

Böyle bir risk taşımasına ve globalleşme senaryosuyla da taban tabana zıt olmasına rağmen öyleyse bu kültürel ayrıştırma-ayrışma değil-işine kimlerin ve niçin çok hevesli olduklarını iyi incelemek lâzım. Türkiye'deki kültür zenginliği ve çeşitliliği bir İtalyan gazetecinin, Fransız kokanası Bayan Mitterand'ın veya Hollandalı parlamenterin niye bu kadar derinden tasası olsun? Türkiye'nin folklorik zenginliğini ortaya çıkarmaktan özel zevk aldıkları da söylenemeyeceğine göre, demek ki mesele elbette kültürel değildir. Ve kültürel şablonla yola çıkılıp tescil ettirilecek bazı oluşumlar çok geçmeden siyasî tabelalara zemin yapılacaktır. Meselâ, bugün kendilerinin bile inanamayacakları bir hızla Türkiye'ye yapılan ve yaptırılan bu değil midir? Onun için; Batılılar kendi ülkelerindekinden önce Türkiye'deki etnik grup ve kökenlerin derdindedir. Yani; kendilerinde yalnız folklorik motif olan şeyin, bizde siyasî projelerin roketi olacağını bildikleri hâlde, hattâ asıl bunu bildikleri için öyle yaparlar... Ülkemizin sosyal yapısında çatlaklar açacağı umuduyla bunların tescil edilmesini öteden beri isterlerdi. Fakat son zamanlarda bu telkinin dozu istek olmaktan çıkmış, tam bir dayatmaya dönüşmüştür. Dayatma kaldıracına esas alınan dayanak noktası ise Avrupa Birliği'dir.

Lâkin, bizdeki AB ihtirasını sezenlerin aynı şiddette dayatmalarla karşımıza çıkmakta son derece haklı olduklarını da kabul etmek zorundayız. Bu dayatmaların amacı Türk insanını daha özgür, Türkiye'deki kültürel zümreleri daha canlı kılmak değildir. Türkiye'nin zaafları pekâla bilinmektedir: Gereği yapılamamış tarihî birikimlerle üzerinde oluşan ağır jeopolitik-stratejik tazyik, ufuksuz yöneticiler sayesinde doğan ve havsalanın alamayacağı, hiçbir vicdanın kabul edemeyeceği çarpıklıklar, üç bin dolarlık sefalet, kültüre politika öngöremeyenlerin yarattığı değerler kaosu ve arkasından-kâbusu... İşte birileri, bu bataklığa güvenerek fitne tohumları ekiyor. Yoksa, herkesin hain iç ve dış düşmanları varken, niye sonuç alan yalnız sizin düşmanlarınızdır? Kuvvetli yapılanmalarda milleti bile tanınmaz hâle getirme iradesi hâkimken, ABD'de 8 milyon Portekizlinin yaşadığının, Hollanda'da üç resmî dil kullanılıyor olmasının kimse farkında bile değildir. Zayıf bünyelerde ise; başkalarında birlik olmayı fazlasıyla sağlayabilecek moral değerler örtüşmesi oranı yetersiz kalmakta, hattâ bazen bu hâliyle bizzat kendisi risk kaynağı olabilmektedir.

Kaldı ki, kendi ülkelerinde de mahallî fantezi olmaktan öteye geçemeyecek bu tür oluşumlar şüpheyle karşılanmakta ve birilerinin vereceği nota bakılmaksızın gereği tavizsiz yapılmaktadır. Güneydoğu'da insan hakları müfettişliği yapanların ülkesinde yasaklı siyasî partiler ve politikacılar yok mu? ABD'de Teksas eyaletini ayıracağını iddia eden insana; "İnsan hakkıdır, adam haklıdır." demediler, "Hadi oradan meczup" diye salıp bırakmadılar da. Ya... "ne olur, ne olmaz" düşüncesiyle yakasından tutup bilmem kaç yıl hapse attılar. Fert başına 20 bin doları aşan millî gelirle, gelişmiş ekonomileriyle, böylece gayr-ı memnunlar mevcudunun asgarî seviyeye indirilmiş bulunmasıyla ve sosyal yapılarıyla unu kuru, tuzu kuru ülkeler bile bu tür çıkışlar karşısında tetiktedirler, her tedbiri almakta haklıdırlar ve bu yaptıkları insan haklarına da asla aykırı olmaz. Ama bazılarınca bu tür oluşumlara Türkiye'de engel çıkarılmamalıdır, bil'âkis hızla gerçekleşmelerine kolaylıklar sağlanmalıdır. Çünkü, kendilerine gerekmez ama, Türkiye'ye insan hakları çok(!) lâzımdır. Gerekirse önce milletler ihdas edilmeli, ondan sonra da o sanal milletlerin hayâlî milliyetçilikleri körüklenmelidir. Bütün bunlara karşı çıkmak ise tabiî ki insan haklarına aykırıdır(!). Bunu yapanı Batılı da saymazlar zaten.

Yıllardar, Türk milliyetçiliği anlaşıldığı için, milliyetçilikten şiddetle rahatsızlık duyanlar son zamanlarda milliyetçiliğin zaruretini anlatır oldular ama yine aynı şartla: Sakın bu, Türk milliyetçiliği olmasın. Zaten bunlar çelişen değil, birbirini tamamlayan tavırlardır. Zira; dün Türk milliyetçiliği baltalanmalıydı çünkü Türkiye'nin bütünlüğünü korumaya çalışıyordu. Ve bugün-arkasında millet statüsünde bir destek olmadığı hâlde- başka milliyetçilikler körüklenmelidir, çünkü Türkiye'nin bütünlüğü ancak böyle bitirilir. Yoksa amaç-meselâ-Kürt kültürü veya folkloru falan değildir. O sadece bugünün âletidir. Amaç hasıl olunca posası kenara atılır, başkalarının milliyetçiliğinin faziletleri anlatılmaya başlanır ve onlar, hakları korunacak insanlar oluverirler. Bosna'da insan yakanlar Şırnak'ta insaniyet teftişi yaparlar. Türkiye'nin bütünüyle anlaşabilmek için düne kadar-hiç olmazsa askerde- Türkçe öğrenen, bugün ise bütün dünya ile anlaşabilmeleri için çocuklarına İngilizce öğretilmesini isteyen insanlara, siyasî projeler tehdidi veya taahhüdü ile illâ da Kürtçe dayatanların hesabı elbette kültürel değildir ve çirkin bir siyasî tezgâh gün gibi aşikârdır.

Millet ve millî aynı kökten kelimelerdir. Millet isim, millî ise ona izafî sıfattır. Yani millî olan bir şeyin herhangi bir millete dayandırılması, milletin adıyla tamlanması gerekir. Halbuki senelerce millî görüş sloganıyla politika yapanların ağzından Türk adı hiç duyulmadı. Türkün ve Türkçülüğün yer almadığı, bu yüzden dil mantığına da aykırı bir millî görüş acaba hangi milletin millîsi idi? Türke ihanet macerasında bir hayli yol alındığı için olacak, son zamanlarda artık bu kılıfa da ihtiyaç kalmadı ve "Ne mutlu Türküm diyene"nin yanlışlığını meydanlarda anlatır oldular. Yine dalâlet yolunda bir hayli mesafe alındığı ve Türk milliyetçiliği hor görüldüğü için ülke bu hâle geldi. "Atatürk, devletin adını TÜRKiye Cumhuriyeti koyarak hata yaptı, Anadolu Cumhuriyet(ler)i, uygundu" diyen Cumhurbaşkanı gördü bu memleket. Hiçbir teröristin veya akıl hocasının bölücülüğe katkısı, bölünmesi düşünülen bu ülkenin bir devlet adamı kadar olmamışken hâlâ kimde ne aranır? Çanakkale'de düşman karşısına mermer sütun gibi dikilen bu yapıyı 70 yılda unufak edip şimdi de o parçacıklardan mozayik yapmayı marifet belleyen bu kafalar, dün Conk Bayırı'nda omuz omuza çarpışanların çocuklarını bugün Cudi Dağları'nda birbirine düşman ettiler.

Onun içindir ki ve bunlara güvenerek Batılı, Türkiye'de gördüğü -göremezse uydurduğu- her milliyetçiliğe destek verir; Türk milliyetçiliği hariç... Niye acaba? İşte bunu merak edip doğru cevabı bulabilecek kafa, aynı zamanda Türkiye'yi kurtaracak kafadır.