1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Komitacılık hareketleri

Feridun Eser
1. Osmanlı Toplum

Yapısında Ermenilerin

Konumu:

Osmanlı toplumunda teşekkül eden sosyal sınıfları şöyle sıralayabiliriz: I) Yönetenler: a) Saray eşrafı, b) Seyfiye(Askerler zümresi), c) İlmiye (adalet, din işleri ve eğitimciler zümresi), d) Kalemiye( İdari memur ve bürokratlar). II.) Yönetilenler: a) Müslüman tebaa, b) Gayrımüslim tebaa (Zımmîler). Türk İslâm kültüründe zımmîliği yani azınlığı belirleyen, din faktörüdür; Müslüman olmayanlar, zımmî (azınlık) statüsündedirler.

Osmanlı sınıf yapısı içinde yer alan azınlıklar, daha çok tarım, ticaret ve sanayi kesiminde statü ve rol sahibi olmuşlardır; kalemiye ve hele hele seyfiye zümresinde azınlık mensubu birine rastlamak mümkün değildi. Ancak “millet-i sâdıka” unvanına sahip olan Ermenilerden, gayrimüslim tebaadan olmalarına rağmen, bazı bürokratik kademelerde görevler alarak kalemiye zümresi içinde statü sahibi olanlar olmuştur. Bu durum, onların diğer zımmîlere göre belli bir ayrıcalığa sahip olduklarını açıkça gösterir.

Ubicini, Mikoscha, Dadyan ve Lamartine gibi Batılılar, Osmanlıların ırkî veya dinî bir sebepten dolayı herhangi bir etnikliğe baskı yapmadığını ifade ederler.1 Azınlıklar, evlenme, boşanma, miras, vasiyet olayları gibi sosyal yaşantılarında kendi iç hukuklarını serbestçe uygulamaktaydılar. Bu özgürlük, azınlıkların Osmanlı toplum yapısı içinde kültürel varlıklarını ve kimliklerini koruyabilmelerine imkân tanımıştır.

Ermeniler, Türk kültürüyle o derece uyum göstermişlerdir ki; Moltke, “Ermenilere hakikatte Hıristiyan Türkler denilebilir” demekten kendini alamamıştır.2 Türklerin Anadolu’ya yerleşmesinden sonra Ermeni kültürünün, zaman içersinde hâkim kültür olan Türk kültüründen bu derece etkilenmesi kaçınılmaz bir sosyolojik vakıa olmuştur. Çünkü, hâkim kültüre göre zayıf olan azınlık kültürünün, hâkim kültürden etkilenmemesi, pek mümkün değildir. Karşılıklı ilişkiler çerçevesinde Türklerin, Ermenilere güven duyması üzerine Ermeni azınlığa, “millet-i sâdıka” unvanının verilmesi, buna bağlı olarak düşünülmelidir.

Ermeniler, 18.yy. ortalarına kadar Türkçe konuşur, Türkçe isimler alırlardı ve halk edebiyatları, masalları, destan ve hikâyeleri, şarkıları konu ve şekil bakımından Türk âşık ve Türk halk edebiyatına benzerdi.3

Tanzimat ve Islahat fermanlarından sonra klâsik Osmanlı politikaları değişmiş ve azınlıklar, oluşturulan mecliste nüfusları oranında temsil yetkisi kazanmışlardır. Böylelikle azınlıklar, siyasi seçkinler sınıfına dahil olmuşlardır. Azınlıkların elde ettikleri yeni haklar, Müslüman tebaa arasında rahatsızlığa neden olmuştur. Zira özellikle bu dönemde, ekonomik açıdan zaten üstün durumda olan azınlıklarla, Müslümanlar arasındaki sosyal mesafe, elde edilen yeni haklardan sonra rahatsızlık doğuracak şekilde açılmıştır. Müslüman nüfus, savaşlarda erirken; buna bağlı olarak Müslümanların başta ekonomik olmak üzere siyasî ve sosyal işleri sekteye uğrarken azınlıklar hem nüfus hem iş bakımından gelişmeye başlamışlardı.

2. “Millet-i Sâdıka” Olgusu

Tartışılmaya Başlıyor:

Aktörlüğünü, Ermeni komitacılarının gerçekleştirdiği isyan ve katliam hareketlerinin ortaya çıkması, Osmanlı toplum yapısının bozulmasından ayrı düşünülmemelidir. İsyan ve terör hareketleri, toplumsal yapıdaki bazı sorunlardan kaynaklandığı gibi, ortaya çıktıktan sonra toplumsal yapıyı tahrip ederek mevcut sorunlara yeni sorunlar katmaktadır. Ermeni isyan ve katliam hareketleri, Osmanlı Devleti’nin 19.yy.da içinde bulunduğu şartlarla yakından ilintilidir. Devlet otoritesinin güçlü olduğu zamanlarda farklı etnik köken ve kültürler, barış ve huzur içinde bir arada yaşamışlarsa da, otoritenin zayıflaması bu alt kültürlerin ve etnisitelerin isyanına zemin teşkil etmiştir. Toplumsal huzursuzluklar, sefalet ve yaşam koşullarının kötüleşmesi şiddet hareketlerini tetiklemiş ve bu durumu kullanmak isteyen dış güçler de boş durmamıştır. Ülkedeki kaos ortamı ve otorite boşluğu, milletleri kendi geleceklerini belirlemeye iteklemeye başlamıştır. Böylelikle alt kültürler, karşıt kültür haline gelmişlerdir.

Türk – Ermeni ilişkileri, Batılı büyük devletlerin müdahaleleriyle bozulmaya başlamıştır. Devletler, rakiplerine karşı güçlü bir konumda olmak isterler ve bunun için de çeşitli metotlardan yararlanırlar. Batılı güçlü devletler, Osmanlı Devleti’ni parçalamanın en uygun yolunun azınlıkları örgütleyerek Türk idaresine karşı harekete geçirmek olduğunu görmüşlerdir. “Bağımsızlık, milliyetçilik ve millî devlet” gibi sihirli sözcüklerle bütün Os manlı azınlıklarını olduğu gibi Ermenileri de kışkırtarak çok kültürlü ve uluslu Osmanlı Devleti’ni parçalamak ve yıkmak temel hedef hâline getirilmiş; buna da “Şark Meselesi” demişlerdir. Emperyalizm, karşısında güçlü ve büyük bir devlet görmek istemez; aksine küçük ve zayıf devletlerin bulunmasını arzular ki, emellerini daha rahat gerçekleştirebilsin; bu süreçte de azınlıkları kendi emelleri doğrultusunda bir maşa gibi kullanır.

İlginçtir ki, Osmanlı toplum yapısının bozulmaya başlaması ve ortaya çıkan otorite boşluğuna ilk tepkiyi verenler, Anadolu’da yaşayan Müslüman tebaa (Türkler) olmuştur. Celalî isyanları, bu tepkinin bir göstergesidir. Bu isyanlarla hâkim millet, gidişatın iyi olmadığını görerek, rahatsızlığını yansıtmaya başlamıştır. Milliyetçilik fikirlerinin ve Batılı güçlerin tesirleri ile azınlıklar arasında da önce Balkanlarda Sırp, Yunan ve Bulgar komitacıları eylemlere başlamışlar ve istediklerini elde etmişler, bağımsız devlet ülkülerini gerçekleştirmişlerdir. Bu örnekler, nüfusunun büyük bir kısmı Anadolu’nun doğusunda yaşamakta olan Ermeniler arasında da isyan ve ayrılıkçılık fikirlerini ön plâna çıkarmıştır.

3. Ermenilerin Örgütlenme

Süreci:

Osmanlı Devleti’nin parçalanmasını isteyen Batılı devletlere göre şayet azınlıklar iyi örgütlendirilirse, Osmanlı Devleti’ni çökertmek için kullanılabilirlerdi. Zaten yönetimdeki zaafiyetlerden dolayı tebaanın idareden memnuniyeti kalmamıştı. Milliyetçilik ve bağımsızlık fikirleri, azınlıkların Osmanlı’dan kopmaları için ideolojik temeli oluşturmaya başlamıştı.

Ermeniler, 1860’dan itibaren öncelikle kültürel alanda örgütlenmeye başlamışlardır.4 Azınlıkların, Tanzimat ve Islahat fermanlarıyla elde ettikleri haklar da, onların siyasal ve kültürel alanda örgütlenme ve ayrışma hareketlerini kolaylaştırmıştır. Batılı devletlerin elçilerinin, misyonerlerinin girişimleri Ermenilerin örgütlenme hareketini somutlaştırarak, zamana ve mekâna yaymaya vesile olmuştur.

Tedhiş komitalarından evvel eğitim, yardımlaşma ve dayanışma esasına dayalı kültürel dernekler kurulmuş; bu dernekler Ermeni cemaati arasında bir “Ermenicilik bilinci” oluşturmaya başlamıştır. Söz konusu dernekler, isyanlara hazırlıkta düşünsel temeli oluşturmuşlardır. Bu açıdan da tarihsel ve toplumsal bir misyona sahip olmuşlardır. Hayırseverler, Araratlı, Mektepsevenler, Fedakârlar, Milliyetperver Kadınlar gibi dernekler Ermeni okullarının sayısını artırma, özellikle kadınların kültürel seviyelerini yükseltme, gençleri bilinçlendirme gibi hizmetleri yürütmüşlerdir. 19. yy.a kadar âdeta alt kültür hâlinde bulunan Ermeni kültürü, bu girişimlerle karşıt kültür hâline getirilmiştir.

Kadınların toplum içindeki statü ve rolleri düşünüldüğünde; Ermeni kadınlarının da hareketin içine çekilmesi, yetişecek nesillerin daha çekirdekten yetiştirilmesi gibi mühim bir eğitim faaliyetinin varlığını göstermektedir. Ermeni millî kahramanlarının tanıtılması, Ermeni millî armalarının, kahramanlık şiirlerinin ve millî kültürün canlandırılması gibi bir fonksiyonu yerine getirmeyi üstlenen bu cemiyetlerin rolü, ayrışmaya giden yolda asla küçümsenemez. Milliyetçilik ve ayrılıkçılık, bu stratejik kurumların faaliyetleriyle tırmandırılmaktaydı.

4. Tedhiş Komitaları ve

Eylemleri:

1887’den itibaren Ermeni tedhiş komitalarının tarih sahnesine çıkmasıyla, Ermenicilik hareketi isyan ve terör aşamasına geçmiştir. Komitacılar, Anadolu’nun çeşitli yerlerinde devletin kolluk kuvvetlerine ve sivil halka yönelik silâhlı saldırılar yapmaya başlamışlardır. Ermeni komitaları ülke sathında kısa sürede yaygın bir örgütlenme gerçekleştirmişlerdir ki; bunun sosyolojik zeminini, kültürel içerikli derneklerin oluşturduğu ortamda aramak lâzımdır. Ayrıca Batılı devletlerin verdikleri ekonomik destekler, silâh yardımları ve fikirlerde tabanda yayılma ve tutunmayı sağlamak diğer faktörlerdir. Örgütler, Ermeni halkına sosyal, siyasal ve ekonomik bazı vaadlerde bulunduklarından dolayı bu örgütler bir anlamda Marksist zihniyetli siyasal partiler olarak görülebilir. Örgütler, popülist vaatlerle halk arasında tutunmuşlardır.

Ermeni ayrılıkçı hareketi, amacına ulaşma uğruna yoğun bir şekilde militarist yöntemi kullanmıştır. Kendilerine destek veren Batılı devletlerin tetikçisi olmuşlardır. Ayaklanma, bir alt kültüre bağlı bir grup insanın mevcut toplumsal düzene başkaldırısıdır. Saldırganlık içeren davranışlar, öfke ve kaygıdan kaynaklanabilir; Ermeniler, Osmanlı toplumsal yapısının bozulması, Batılıların kışkırtmaları ile öfke ve gelecek kaygısı içerisinde ayaklanmalar zinciri ile tepkilerini ifade etmişlerdir. Ermeni komitacıların başlattığı eylemlerin, sivil halkı hedef almaya başlamasıyla; buna karşılık Müslüman halkın, suçu cezalandırma mantığı ile saldırıya karşı saldırıyla karşılık vermeye başlaması üzerine olaylar bir iç savaşa, dönüşmüş ve ülkede anarşi tırmanmaya başlamıştır. Şiddet, karşı şiddeti doğurmuş bir iç çatışma başlamıştır.

Terör, sadece etnik farklılıktan kaynaklanmaz; ülkedeki toplumsal rahatsızlıklar ve dış güçlerin tahrikleri, istismarları, teröre zemin oluşturur. Ermeni terörü de bu yapıda ortaya çıkmıştır. İnsanlar ve toplumlar, kendilerinden kaynaklanan şiddet hareketlerini haklı gösterme çabası içine girerler; Ermeni komitacıları da böyle bir tavır içine girmişler; “Ermeni halkını kurtaracakları” iddiasını haklılık gerekçesi olarak kullanmaya başlamışlar; kendilerini millî kahramanlar, bağımsızlık savaşçıları olarak lânse ederek; çeşitli propaganda yöntemlerini amaçları istikametinde kullanmaya başlamışlardır.

Ermeni terörü, dış müdahalelere zemin hazırlama, ülkeyi zayıf düşürme ve rejim değişikliği gerçekleştirme gibi hedefler taşımaktadır. Nihaî amaç ise bağımsız Ermenistan’ı kurabilmektir. Ermeni terörizmi, Osmanlı’ya karşı sıcak savaşların yüksek maliyeti karşısında nisbeten ucuz ve risksiz bir silâh olarak Batılı büyük devletler tarafından desteklenmiştir.

Türkler, Komitacıların saldırılarına karşı nefsi müdafaa çerçevesinde karşılık vermeye başladıklarında doğal olarak Ermeni halkı içinde kaygı ve korku başlamış ve bu durum komitacıların propagandaları ile pekiştirilerek Ermeni cemaatinin komitalara yakınlaşmasına vesile olmuştur. Tabiî şiddetin doğası gereği, Türkler de kaygı ve korkuya kapılmışlardır.

Komitacılar, asırlardır barış ve huzur içinde yaşayan Türk ve Ermeni halkları arasına kan davası sokmuşlar, güvensizlik ve düşmanlık oluşturmuşlardır.

Komitacılar, silâhlı eylemlerinin yanısıra eylemlerini ve isteklerini meşrulaştırmak için gazete, dergi çıkarma, afişler dağıtma özellikle Batılı ülkelerde konferanslar tertipleyerek haklı oldukları izlenimini oluşturma adına basın yayın, bilgilendirme türü faaliyetler de icra etmişlerdir. Bu suretle gerek yurt içinde soydaşları arasında bir kolektif şuur oluştururken gerekse yurt dışında kendi lehlerinde bir kamuoyu oluşturma çabasında olmuşlardır. Batıda zaten var olan Türk karşıtı imaj, Ermenilerin çabalarıyla daha da keskinleşmiştir. Zira Ermeniler kendilerini, Hristiyan Batı kamuoyuna “katliama uğrayan Hıristiyanlar” olarak lânse etmekteydiler.

Justin Mc Carthy, 1862’den 1920’ye kadar süren olaylarda, Ermenilerden ziyade bölgede yaşayan Müslümanların zarar gördüğünü ifade etmektedir.5 Özellikle I. Dünya Savaşı yıllarında ilân edilen genel seferberlik üzerine eli silâh tutan Müslüman erkeklerin cephelere koşması üzerine mahalleler ve köyler savunmasız kalınca komitacıların şiddeti, Müslüman halkın feryatlarını ayyuka çıkarmıştır. Bu durum, “Millet-i hâine” sıfatını doğurmuştur. Komitacılar, savunmasız insanlara saldırarak savaş suçu işlemişlerdir.

Kurtuluş Savaşı yıllarında güney cephesinde, Antep – Urfa bölgesinde, Fransız ve İngilizlerin işgal kuvvetleri içinde gönüllü olarak askerlik yapan Ermenilerin bazı taşkınlıkları olmuştur.

Ermeni eylemleri sonucu, 1920 yılına kadar süren çatışmalarda, Justin Mc Carthy’e göre çoğunluğu Türk olmak üzere, 2.500.000 müslümanın öldüğü6, Avrupa Ermenileri Millî Delegasyonu Başkanı Bogos Nubar’a göre ise 1.400.000 Türk’ün öldüğü7 ifade edilmektedir. Ermenilerin ve tahrikçilerinin, Türklerin verdiği kayıpları, hem insaf, insanlık hem de objektiflik adına göz önüne almaları bir insanlık vazifesidir. Kayıpları, sadece Ermeni tarafı vermemiştir. Komitacıların eylemleri, hem Müslümanların hem Ermenilerin can ve mal güvenliklerini ortadan kaldırmıştır.

5. Ermeni Komitacılarının

Amacı:

Ermeni komitacıları, yaptıkları silâhlı eylemlerle Doğu Anadolu’daki Türk nüfusunu eritmek amacında idiler. Bunun için bir yandan Türkleri katlediyor bir yandan da oluşturdukları şiddet ve korku ortamından dolayı Türk nüfusunun bölgeyi terk etmesine çalışıyorlardı. Sürekli olarak Ermeni tehcirini gündeme getirenler; bu şartlar altında (iç çatışma, Ermeni terörizmi) Türklerin göçe mecbur kalışlarını da objektiflik adına gözden uzak tutmamalıdırlar. Komitacılar, bölgede self determinasyon ilkesine dayanarak millî bir devlet kurmayı amaçlamaktaydılar.

Yukarıda vermiş olduğumuz Türklere ait ölü rakamlarına, katliam korkusuyla Doğu Anadolu’yu terk etmek zorunda kalan Türk nüfusuna ilişkin rakamları da ilâve etmek gerekir ki; komitacıların oluşturduğu şiddetin boyutları daha net görülebilsin. Rus belgelerine göre oluşan şiddet ortamında güvenlikleri kalmadığı gerekçesi ile tehcir eden Türk nüfusu 500.000’dir.8 Katledilen ve göçenlerle birlikte bölgedeki Türk nüfusu azalacak ve netice olarak self determinasyon ilkesine göre bir Ermenistan kurulabilecekti.

Komitacılar, Doğu Anadolu’da Türkleri hatırlatan okul, câmi, hamam, tekke, medrese gibi kurumları da ortadan kaldırmaya yönelik saldırılarda bulunmuşlardır. Türklere karşı o derece kin dolmuşlardı ki, bu kin nedeni ile Türklere ait her şey saldırı hedefi olabiliyordu. Bu durum, düşmanlık ve şiddet içeren kuvvetli bir psikolojik şartlanma durumudur.

6. Osmanlı Devleti’nin

Ermeni Komitacılarına

Karşı Aldığı Tedbirler:

Ermeni olayları, dış destekli, bağımsız devlet kurma amaçlı bir isyan kalkışmasıdır. Devlet, hiçbir egemen devletin sessiz kalamayacağı gibi, zincirleme isyan ve eylemlere karşı sessiz kalmamıştır. Öncelikle, Sultan II. Abdülhamit’in emri ile Doğu Anadolu’daki Müslüman aşiretler, Hamidiye Alayları adı altında silâhlandırılmıştır. Bu aslında bir tür koruculuk sistemidir ve saldırının ne zaman, nereden, ne şekilde geleceği bilinmeyeceğinden savunma maksatlı olarak alınan bir tedbirdir ve gerçekte basit bir tedbirdir. Ancak Ermeni saldırıları karşısında, kendilerini koruyabilme adına, caydırıcı etkiye sahip olan bu tedbir, yeterince etkili olamamıştır.

Zamanda ve mekânda yayılan isyan ve katliam hareketlerine karşı, Devletin bütün uyarılarına rağmen saldırılarını sonlandırmayan komitacılara karşı uzun tartışmaların ardından alınan karar ile öncelikle zararlı faaliyetleri tespit edilen komitalar ve şubeleri kapatılmış, örgütlerde ve eylemlerde aktif rol alan komitacılardan 2345’i tutuklanmıştır. Daha sonra da Doğu Anadolu’da silahlı eylemlere karışan, karıştığından şüphe edilen Ermeniler, tehcire tabi tutularak bölgeden alınmış ve güneye (Suriye, Lübnan) nakledilmeye başlanmıştır. Burada şu hatırlatmayı yapmak gerekir: Tehcir, Ermeni terörünün şiddetinin artması, zamanda ve mekânda yayılmasından dolayı gerçekleştirilmiştir. Tehcir uygulaması, Ermeni olaylarının, 1880’ lerde başladığı düşünüldüğünde, oldukça geç kalınmış bir uygulamadır.

Tehcir kararının alınması, sinekleri avlamaktan vazgeçerek, bataklığı kurutmaya yönelik isabetli bir girişimdir. Ermeni komitacıları ve onlara kanarak destek veren Doğu Anadolu Ermenileri, I. Dünya Savaşı boyunca Rus ve İngilizler lehine casusluk yapmış, Türk ordusuna ve halkına karşı silâhlı eylemler gerçekleştirerek asayişi bozmuş, iç tehdit unsuru oluşturmuş, farklı zaman ve yerlerde isyanlar çıkararak toplumsal barış ve huzuru bozmuşlardır. Sebepler, tehciri tam bir zorunluluk haline getirmiştir. Tehcir uygulanmasa idi bölgedeki asayişsizlik, huzursuzluk ve kıyımlar daha da artacaktı. Tehcirden sonra Ermeni olayları, durma noktasına gelmiştir ki bu durum tehcirin ne kadar isabetli bir uygulama olduğunun göstergesidir.

KAYNAKLAR

- Cemal ANADOL, Tarihin Işığında Ermeni Dosyası, İst, Turan Kitabevi, 1982s.29

- M. Sadi KOÇAŞ, Tarihte Ermeniler ve Türk- Ermeni İlişkileri, 4. Baskı, Kastaş yay,. İst, 1990, s.80

- Kemal YAVUZ, “Türk Ermenileri ve Ermeni Sorunu”, Ulusal Strateji, Mayıs- Haziran 2001,s.24

- Nejat GÖYÜNÇ, “Osmanlı Devletinde Ermeniler Hakkında”, Osmanlı’dan Günümüze Ermeni Sorunu, (Editör. Hasan Celal Güzel), 2. Baskı, Yeni Türkiye Yay, Ankara, 2001, s.122

- Yavuz ERCAN, “Ermeniler ve Ermeni Sorunu”, (Editör: Hasan Celal GÜZEL), Osmanlı’dan Günümüze Ermeni Sorunu, 2. Baskı, Yeni Türkiye yayınları, Ankara, 2001 s.86

DİPNOTLARI

1- M. Sadi KOÇAŞ, Tarihte Ermeniler ve Türk- Ermeni İlişkileri, 4. Baskı, Kastaş yay,. İst, 1990, s.80

2- Nejat Göyünç, “Osmanlı Devletinde Ermeniler Hakkında”, Osmanlı’dan Günümüze Ermeni Sorunu, (Editör. Hasan Celal Güzel), 2. Baskı, Yeni Türkiye Yay, Ankara, 2001, s.122

3- Cemal ANADOL, Tarihin Işığında Ermeni Dosyası, İst, Turan Kitabevi, 1982s.29.

4- ANADOL, a.g.e. s.95

5- Kemal YAVUZ, “Türk Ermenileri ve Ermeni Sorunu”, Ulusal Strateji, Mayıs- Haziran 2001,s.24

6- YAVUZ, a.g.e.s. 23

7- Yavuz ERCAN, “Ermeniler ve Ermeni Sorunu”, (Editör: Hasan Celal GÜZEL), Osmanlı’dan Günümüze Ermeni Sorunu, 2. Baskı, Yeni Türkiye yayınları, Ankara, 2001 s.86

8- ERCAN, a.g.e.s.100