1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Kitlenin Gök Kubbeye Haykırışı: Protesto

Ar.Gör. Ersan Ersoy
Günümüz toplumları, kitlesel olarak protesto olayları ile karşı karşıya bulunmaktadır. Zira bugün protesto, siyasî sistemden çıktı temin edebilmek için başvurulan en önemli ve etkli yoludur. Türkiye'de de özellikle gençlik ve üniversite mecralı başlayan protesto olayları, toplumun diğer kesimlerine de sıçramış ve pek çok alanda gündelik olarak meydana gelmiştir. İşçiler, memurlar, çiftçiler, üniversite öğrencileri... vb. toplum kesimleri protesto hareketlerine müracaat etmiş ve her defasında polisle karşı karşıya gelinen olaylar yaşanmıştır. Ancak geçtiğimiz günlerde kanuna aykırı olduğunu bildikleri hâlde, protestoların karşısında duran polisler dahi amirlerinin büyük çabalarına rağmen, isteklerini ve tepkilerini ifade etmek için bu yola başvurmuşlardır.

Büyük "reddiye sloganı" olarak protesto, genel olarak kitle demokrasilerindeki siyasî muhalefetin etkisizliğinden kaynaklanıp; sistemle bütünleşmekten uzak durmayı ve her şeyi kapsayan kitle iletişim sisteminin bundan irkilmesini amaçlamaktadır.1 Aslında protesto bir problemin ve huzursuzluğun etkisiyle meydana gelen ve bunu ifade etmenin olağan yollarının kapalı olması sebebiyle, insanların dolu olan elektriklerini yürüyüş, slogan, grev gibi tepki hareketlerinden; şiddet boyutu daha yüksek toplu saldırı, rehin alma, gasp-yağmalama, cinayet ve terör olaylarına kadar eylemlerle, çeşitli şekillerde boşalması işlemidir.

Dolaylı olaak protesto, bir talebin varlığına dikkat çekmekte, bunu isteyen bireylerin ortak hareket edebilme yeteneğine sahip oldukları ve daha ileride de bu tür faaliyetlere girebilecek durumda olduklarını ifade eden bir hareketi belirtmektedir.2 Bunun yanında potesto veya "her gösteri bir kollektif deneyim, bir mistik cezbeli ritüeldir." Burada sadece akılcı referanslarla kurulamayacak olan "biz" bilinci, söz ve eylem birliğini inşa eder. Gerçekten de protesto hareketinde "biz" bilinci önemli bir yere sahiptir. "Ona meydanda dökülen kan hayat vermiş ve üstü başı kan içinde olmasına rağmen hâlâ vecd hâlinde slogan atan kahramanların destanlığında tüm topluluğu kucaklamıştır."3 Esasen biz duygusunun hâkim olduğu toplulukta kendini gösteren protestonun, kollektif bir etkileşim sürecinin ürünü olduğunu ve kıvılcım niteliği sayılan bir olay sonucunda meydana geldiğini söyleyebiliriz.

Bütün eksikliklerine rağmen protestoyu; belirli bir süre devam eden bir problem ve huzursuzluktan kaynaklanıp, düzene ve otoriteye tepki göstererek radikal ve hızlı değişmeye zorlayan, bunun için de gerekirse fizikî kuvvet (şiddet) ve meşru olmayan yolları kullanan, olağan dışı siyasî katılım ve etkileşim süreci olarak tanımlayabiliriz.

Protesto esasen bir siyasî katılım biçimidir. Siyasî katılım biçimlerini Almond "olağan" (alışılagelmiş) ve "olağan dışı" başlıkları altında toplamaktadır. Bunlardan olağan siyasî katılım, seçim süreciyle siyasî rejim tarafından konulmuş kural ve normlara uygun olan eylemlerden oluşmuştur. Bu katılımın en kolay akla gelen öğesi oy kullanmaktır. Daha sonra parti kurmak, parti toplantılarına katılmak, partiye yardımda bulunmak, başkalarını ikna etmeye çalışmak gibi davranış biçimlerini belirtebiliriz.4 Bunun yanında siyasî sisteme yöneltilen talepler, eğer siyasî kurumlar tarafından yeterince uyumlu, esnek ve güçlü bir şekilde karşılanamıyorsa o zaman olağan dışı siyasî katılım biçimlerine başvurma durumu ortaya çıkar.5 Dolayısıyla olağan dışı siyasî katılım bireyin siyasî amaçlarına ulaşması için fiziksel kuvvet (şiddet) kullanmasıyla ve bu amaçla, özellikle siyasî rejimin kural ve normlarına karşı çıkmak suretiyle giriştiği faaliyetlerden oluşur. Bu tür faaliyetler içinde dilekçe vermek, boykot, protesto, işgal, grev, barikat kurup trafiği kesmek, bina giriş çıkışları nı engellemek; kira, faiz ödemeyi reddetmek, mülke zarar vermek, pencere kırmak, arabalara zarar vermek, ateşli silâhlar ve bombalar kullanarak suikast ve saldırıda bulunmak türünden faaliyetleri dahil edebiliriz.6 İşte olağandışı bir siyasî katılım biçimi özelliği gösteren protesto hareketleri, siyasî sistemi ve otoriteyi, bazen kanunî ve meşru yolların dışına da çıkarak, gerekirse şiddet kullanarak, istenilen amacın radikal ve hızlı olarak değiştirilmesi için yapılan tepki eylemleridir.

- Protestonun Sebepleri ve Özellikleri

Üyesi olduğu toplumun sosyo-kültürel yapı şartlarının, ferdin üzerinde önemli bir etkisi vardır. Fertler kültürel hedeflerine ulaşmak için sosyal yapının sunmuş olduğu vasıtalardan faydalanırlar.7 Organize olmuş sosyal ilişkiler bütünü olan sosyal yapı, bireylerin hedeflerine ulaşması için meşru yolları ve kanalları ortaya koyar. Meşru hedefler ile meşru yollar arasında bir dengenin bulunduğu toplum istikrarlı bir yapı arz eder.8 Toplumda bir istikrarın bozulup, insanların protesto yapmasına sebep olan bazı durumlar mevcuttur. Bunun sebebi, amaç-vasıta ilişkilerindeki uyumsuzluklardır. Bir tarafta ideal ve hedeften mahrum kişiler, öteki tarafta yüksek hedefe ve ülküye rağmen vasıta yetersizliği. Söz konusu bu durumlar, amaç ya da vasıtanın reddedilmesine ve alternatif vasıta arayışlarına (protesto, şiddet olayları...vb.) sapmalarına sebep olacaktır. İkisinin bir arada olumsuz bir şekilde boy göstermesi ise daha vahim bir şekilde toplumun her şeyini reddetmeye yol açmaktadır. Bu da toplum üyelerine ve gençliğe yüksek bir hedefi aşılamanın, ayrıca bu hedefe götürecek vasıtaları sağlamanın ne kadar elzem olduğunu ortaya çıkarmaktadır.

Toplumlarda ortaya çıkan protesto hareketleri bir problemin varlığından veya ihtiyaçların karşılanamamasından doğan engellenme duygusundan dolayı meydana gelmektedir. Fertlerin madde ve mânâ yönlü ihtiyaçlara sahip olduğunu söyleyebiliriz. Maddî olarak, bir toplumdaki sosyo-ekonomik ilerlemeler ile birlikte ortaya çıkan sosyal değişme ve sosyal hareketlilik gibi faktörlerin etkisiyle oluşan ihtiyaçların (beklentiler) tatmin olması gereklidir. İktisadî büyüme ve gelişmenin hızı ne olursa olsun, beklentilerin tatmininin imkânsız olduğu inancının oluşturacağı engelleme veya tatminsizlik duygusu çok ciddî sorunlar ve tepkiler doğurur. Birey kendini engellenmiş hissettiği zaman yıkıcılığa, güce veya boyun eğme özlemine kaptırır.9 Manevî olarak ise beğenilme, sevme, inanma ve ideal edindiği hedeflerdeki bir engelleme durumu, fertlerin çok ciddî sorunlar yaşamasına sebep olabileceği gibi aşırı tepki yollarına da müracaat etmesine yol açabilir.

Bir engel dolayısıyla hedefe erişememek ve gerginliği ortadan kaldıramama hali fertlerde yanlış intibaka götüren birçok davranışlara yol açar. Bu engelleme (Frustrasyon) neticesinde her şeyden önce yeni tatmin yolları meydana çıkar. İdrakte ve tanımada değişiklikler olur. Engellemenin sonuçlarının mahiyeti ise engellemenin şiddetine bağlıdır. Engelleme sonucunda da öfke, kızgınlık, saldırganlık, eşya ve insanlara maddî zarar ve tahrip gibi hareketler ortaya çıkabilir.10 Bu da sosyal bir düzensizliği meydana getirecektir.

Bir toplumdaki siyasî iktikrar nihaî olarak o toplumda mevcut bulunacak bir zihniyete ve ruh hâline bağlıdır. Davies'e göre tatmin olup olmama siyasî sessizliğin belirleyicisi olmaktadır. Davies'e göre bireylerdeki tatminsizlik ve yoksunluk duyguları siyasî protesto eylemlerinin ortaya çıkmasına sebep olur. Beklenti ve ihtiyaç tatminsizliği (yoksunluk) ilişkisinin doğuracağı sonuçları, Davies aşağıdaki şekilde ifade etmiştir:11

Gerçekleştirilemeyen ya da gerçekleştirme alanı bulunmayan duygu, düşünce ve ihtiyaçlar hiçbir işe yaramaz. Hattâ bu duygu ve düşüncenin taşıyıcısı insanı rahatsız eder. Yukarıdaki şekilden de anlaşılacağı gibi toplumdaki bir kişinin veya grubun artan ihtiyaçları karşısında bunların tatmin edilmesi gerekir. Eğer beklenen ihtiyaç tatmini ile gerçekleşen ihtiyaç tatmini arasındaki fark büyürse, o toplumdaki insanların otoriteye karşı bir başkaldırı ve protestosu meydana gelir. Bu durumda kişilerdeki görece yoksunluk ne kadar yaygın ve derinden hissedilen bir duygu biçiminde topluma hâkim olursa, protesto ve arkasından gelen şiddet olayları da o derece fazla olacaktır.

Eğer birey için, yapacağı eylem, arzu ettiği hedeflere onu daha etkin bir biçimde ulaştırabilecek başka bir eylem biçimi söz konusu değilse bireye o eylemi yapmak cazip gelir. Muller'e göre siyasî protesto eylemleri de kısmen bu biçimde yapılan hesaplamanın ürünüdür. Birey yasal ve olağan yollardan siyasî sistemi etkileme imkânı azalmış görürse, onu olağandışı ve yasal olmayan yollara başvurarak etkilemeye çalışacaktır.12 Böylece siyasî sisteme yabancılaşan birey, ona yegâne düşman gözüyle bakar ve onu protestosunda daha çok şiddet yollarına müracaat eder. Özellikle devrimci-sol ve radikal örgütlerin ses duyurmaya, reklâma yönelik yaptıkları eylemler; siyasî sisteme ve onun sembolü olan her şeyi (bayrak, polis, asker) şiddetle red-yok etmeye yönelik kanlı hareketleri, bu yöndeki eylemlerdendir.

Bunun yanında toplumun siyasî kültürünün protesto davranışına ilişkin barındırdığı değerler onun frekansına ve derecesine etki etmektedir. Siyasî kültürün protestoyu olağan karşılaması ve kolaylaştırması, toplum içindeki insanların da olağan siyasî katılım yollarının yanında, sık sık protesto hareketine başvurmalarına sebep olacaktır. Özellikle de geçmişte siyasî protesto eylemlerinin etkin bir çıktı temin etme aracı olarak kullanılabilmiş olması, onların yeniden kullanılma ihtimalini de artırmaktadır.13 Dolayısıyla bugünkü protestoların sebeplerinden birisi olarak geçmişte yapılan protestoları gösterebiliriz.

Zira Türkiye'de özelikle de ceza evlerinde meydana gelen isyanla, ölüm oruçları gibi protestolar siyasî yapıdan bazı talepleri yerine getirmeye zorlamaktadır. Ne yazık ki her defasında verilen tavizler ve isteklerin yerine getirilmesiyle; bu hareket tarzı mahkûmlarca sürekli benimsenen ve müracaat edilen yol olarak kullanılmaktadır.

Toplumlarda meydana gelen protesto hareketlerinin bir başka sebebi de insanların sahip oldukları ideolojileridir. Bireylerin, hâli hazırdaki yapı ile kendi ideolojilerinin öngördüğü, hülyâsına daldıkları yapı arasında fark olunca; sistemi ve yapıyı değiştirmeyi amaçlayan bu insanlar, herhangi bir sudan sebebi bahane edip protesto hareketlerine katılmaktadırlar. Esas amaç, kendi ideolojilerini sisteme oturtmaktır. Örneğin 1 Mayısta, örgütlerin kuruluş yıl dönümlerinde veya ideolojik olarak önemli olan herhangi bir günde yemek boykotları, rektörü protesto vb. hareketlere katılmaktadırlar. Sanki bu huzursuzluklar sadece o gün ortaya çıkmış gibi protesto ve şiddet olaylarına girişmektedirler!..

Bunların yanında protestoya giren topluluk, çoğu kez kollektif bilincinde yansıyan kelimeleri sloganlaştırmaktadır. Topluluk bu şekilde hem kendini hem de problemini ifade etmekle birlikte; kitlede biriken elektrik, sloganlardan ve haykırışlardan, yıkıcı ve tahrip edici şiddet boyutlarına kadar olan bir eylemle boşaltılmaktadır. Protesto hareketi içindeki kitle, amaçlarını ifade etmek için kısa sloganlar kullanır. Bu sloganlar o kitle ile özdeşleşmiş bir durumda da olabilir. Esasen bu duruma daha önce belirli bir teşkilâtlanmaya ve ortak bir geçmişe sahip olan bir kitlede rastlanır. Fakat Sabri Ülgener'e göre, slogan olan bu kelimelerin artık ruhları gitmiş cesetler gibi içleri boşaltılmıştır. Ona göre "boşalma ve kurma ile beraber söz ve deyimlerin peş peşe slogan hâline dönüştüğü bir döneme ayak basılıyor. Slogan aslında, bir savaş narası, bir hücum çığlığı demek! Ritm ve ton olarak yankılanışı, akıl ve mantık tarafına seslenişinden daha güçlü ve sürükleyici... Slogan, bu hâliyle dâvaya taraftar katmak veya hasım yaratmak noktasında paketlenip ileri sürülen kısa toplu ifade şekilleridir.. His ve emisyon tarafına ağırlık vererek dâvaya her ne zaman güç katılma yoluna gidilse slogan imdada yetişiyor ve yetiştiği yerde akıl ve mantık duygusallığın gerisinde kalıyor."14

Varolan gözlemlerden hareketle, protesto hareketlerinde gençliğin aktif bir konumda olduğunu söyleyebiliriz. Gençlik kendine özgü problemlerinin yanında ayrıca toplumdaki aksamalara, huzursuzluklara ve problemlere karşı en duyarlı olan kesimdir. Birçok politik, ekonomik ve sosyal hareketler gençlerin etkisi ile gerçekleştirilmektedir. Gençliğin zinde bir güç olması -ö zellikle de üniversite gençliğinin- toplumun bütününü etki altına alacak bir konuma sahip olması, inandıkları dâvadan kolay kolay vazgeçmemeleri birçok olayda ön sıralarda gitmesinin sebepleridir.15 Günümüz toplumlarında ortaya çıkan protestoların baş aktörleri gençlerdir.

Protestonun Olumsuz İşlevi

Bir sorunun çözümü için ortaya çıkan protestoların katılanlarda görevini yerine getirmiş insanlara has bir rahatlamayla arınma duygusu oluşturması, böylelikle bireyde özgürleşmeyi sağlayacak ve kendisi doğru siyaseti tesbit edecek bir potansiyeli ve arayışı köreltmesi durumu vardır. Böylelikle ülkeyi kurtarmak ve problemi çözmek için gerçekte bir şey yapmak yerine, kurtuluş formülleri üretmek, sloganlaştırmak; söze çevirmek ve olabildiğince problem/çözüm alanını bireyden, yani kendinden uzaklaştırmak, "dışsallaştırmak" mantalitesi ortaya çıkar.16

Ayrıca düzene ve otoriteye karşı gelen protestocular, aslında eylem merkezli, kendilerinin ortaya koydukları mukabil otoritenin varlığından habersizdirler. Oysa mukabil otorite, Althusser'ci ifade ile etkin "ideolojik araçlarla" kendini ortaya koymaktadır. İnsan olmak, demokrat olmak, özel bir üniversite için mücadele vermek, harçlara karşı çıkmak, sloganlarında işlenen akılcılık, ezilme ve sömürülme şeklinde haklılaştırılan mağduriyet temsili bu mukabil otoritenin ideolojik araçlarıdır. Ayrıca özgürleşme bilincinin anlamaya değil, inanmaya yönelik olduğunu ve bunun da insanı gerçekten nerede olduğunu bilmediği bir yaşam pratiğinden hareketle "mahkûmiyet bilincine" götürdüğü belirtilmektedir.17

DİPNOTLARI

1- Habermas, Jürgen; Rasyonel Bir Topluma Doğru, Öğrenci Protestosu, Ankara-1992, s.38

2- Kalaycıoğlu, Ersin; Çağdaş Sosyal Bilim, İstanbul 1984, s. 285

3- Bostancı;M. Naci; Öğrenci Eylemleri ve Özgürleşmenin Dosyası, Ankara 1997, s. 77

4- Turan, İlter; Siyasal Sistem ve Siyasal Davranış, İstanbul 1986, s. 69-72

5- Kalaycıoğlu, Ersin; a.g.e., s. 218-219

6- Kalaycıoğlu, Ersin; a.g.e., s. 204-205

7- Merton, Robert K; Social Theory And Social Structure, Free Press, New York, 1968, s. 214-2168- Saran, Nephan; Üniversite Gençliği, İstanbul 1975, s. 72

9- Fcomm, Erich; Özgürlükten Kaçış, İstanbul 1990, s. 251

10- Krech, David; Crutchfield Rıchards. Sosyal Psikoloji, İstanbul 1980, s. 67 vd.

11- Kalaycıoğlu, Ersin; a.g.e., s. 27512- Kalaycıoğlu, Ersin; a.g.e., s. 291

13- Kalaycıoğlu, Ersin; a.g.e., s. 285-286-291.

14- Ülgener, Sabri F; "İzm'ler ve Sistemler I. Slogan Çağı ve İzm'ler Savaşı", İ.Ü.İ.F. Mecmuası. C. XXXVI. s. 1-4, İstanbul, 1980, s. 3815- Şener, Sami; Türkiye'de Gençlik Olayı, İstanbul, 1991, s. 17

16- Bostancı M. Naci; "a.g.m" s. 79

17- Bostancı M. Naci; "a.g.m" s. 80