1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Kısa Kısa Takıldıklarımız Etme Bulma Dünyası ve Saklanan Ger...

Yakan Cumalıoğlu
ABD'nin güç göstergesi, New York'un simgesi ikiz kulelerdeki Dünya Ticaret Merkezi'ne 11 Eylül 2001 günü yapılan terörist saldırı; uzun yıllar konuşulacak ve tartışılacaktır. Sonucundaki gelişmeler öyle gösteriyor ki tarihin seyri ile dünya güç dengelerinde büyük çaplı değişikliklere yol açacak gibi geliyor bizlere.

Televizyonların naklen verdiği bu terörist olayın insanlık için tasvip edilecek, övülecek, birtakım intikam duygularıyla sahip çıkılacak hiçbir yanı yoktur.

Ne şekilde olursa olsun terörün tümüne binlerce kere lânet!..

Önce ASALA terörünü, sonra sağ-sol terörü ve daha sonra da PKK terörünü yaşadık. Kaybımız büyüktür. Yıllardır terörle iç içe yaşan ülkemiz Türkiye ve biz Türkler ABD'de yaşanan bu insanlık dışı olayın yarattığı tablo karşısında ibretle irkilmekteyiz. ABD vatandaşlarının bugün başına gelenleri yıllardır yaşadığımız ve hür dünyaya, Batıya sözde müttefiklerimize anlatmaya çalıştığımız günleri ve de o acılı günlerde bu sözde müttefiklerimizin bize verdiği cevapları hatırladıkça ibret kelimesi bir anlam kazanıyor.

Terör biz Türklere uygulanırken "Özgürlük savaşçılarının faaliyetleri" diye değerlendirilip alınan tedbirlerle insan haklarını ihlâl ediyorsunuz; demokrasiyi uygulamıyorsunuz diye hapishanelerimizin bile denetlenip elimizin kolumuzun bağlandığı; teröristlerin açıktan himaye edildiği günleri Türk milletinin unutması mümkün değildir.

O teröristlerin başının, Avrupalı dost ve müttefiklerimiz tarafından nasıl korunup himaye edildiği, villalarda ağırlandığı günleri unutmak mümkün mü?

Körfez krizini takip eden zaman dilimi içerisinde, Güneydoğumuzda gelişen kanlı olaylar, binlerce sönen ocak, kundaklarında kurşunlanan o masum bebekler, dedeler, nineler, savunmasız vatandaşlarımıza reva görülen eziyetler, toplu katliâmlar unutulur mu?

Düşük yoğunluklu savaş modelinde uzun yıllar süren bu sıcak çatışmalar sırasında bölgede çekiç güç adıyla faaliyet gösteren dost ve müttefiklerimizin iki yüzlü faaliyetleri sık sık izlenmiş, hattâ suç üstü dahi yapılmıştır.

PKK kamplarına atılan yardım malzemeleri ve lojistik desteğin oralara hangi kaynaklardan ulaştırıldığını Türkiye'de sağır sultan bile duymuştur.

Pişkinliğin ötesinde yüzsüzlük ve umursamazlıkla ve de gaddarlıkla faaliyetlerine devam eden Batılı dostlarımız, sözde müttefiklerimiz o günlerde ektikleri kin, nefret, vahşet tohumlarını kısaca terörün bugün meyvalarını toplama fırsatını bulamadan terör gerçeği ile kendileri yüz yüze geliyorlar.

Ve terörü kendileri yaşıyorlar.

Terör, bütün dünyanın tasvip etmeyerek aşağılamasına, reddetmesine rağmen sıkça uygulanan bir metod olarak görülmektedir.

Çağımızda devletlerin desteklemediği bir terörist faaliyet yoktur. Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir terör örgütü, büyük devletlerin gizli servislerinin izni olmadan iş yapamaz!

Terör, laboratuvarda üretilen mikrobun kaçak yaparak, insanlık bünyesini tahrip edecek boyuta ulaşabildiği bir sari hastalıktır.

Terörü büyük devlet yaratır, üretir ve hedef tesbit ettiği bölgeye salıverir. Devletler tarafından himaye edilmeyen terör kısa sürede yok edilir, başarısız hâle getirilebilir. Ne var ki terör gelişir ve kontrolden çıkarsa kendisini yaratan, üreten devlete karşı da faaliyete geçebilir. Bugün dünya bu gerçekle yüz yüzedir.

Büyük devletler -ki çoğu dostumuz ve müttefikimizdir- bölgesel çıkarlarını ve hâkimiyetlerini sürdürebilmek için teröre arka çıkmış ve himaye etmişlerdir. Bir kavram kargaşası olmasın sakın, aynı dostlar ve Batılı müttefikler zaman zaman terörist devlet listeleri yayınlayıp dikkatleri bölgesel menfaatleri gereği küçük taşaron devletlerin üzerine çekse de esas merkez ve suçlu kendileridir.

Zaman zaman suç üstü yakalanan ve boy hedefi yapılan terörist devlet listesindeki Irak, Suriye, iran, Libya vb. devletçikler bu Batılı dostlarımızın taşaronu olarak faaliyet göstermişlerse de asıl suçlu ve terörist devletler ötekilerdir.

Bu metodun tuttuğunu ve netice verdiğini gören küçük devletler ve bağımsız hareket eden gruplar için de bu faaliyetler ne yazık ki özendirici olmaktadır.

Otuz yıl önce Türkiyemiz ASALA terörünü yaşarken Amerika ve Avrupa oturup hiçbir şey yokmuş gibi seyretti. Ne zaman ki bomba Paris'te Orly Havaalanı'nda patladı, o zaman ayıldılar, ama bugün yine Ermeni terörüne pirim vermek için birbirleriyle yarışıyorlar.

PKK terörüne "bağımsızlık savaşı" etiketiyle demokrasi adına Avrupanın göbeğinde alkış tutuldu, tutuluyor da.

PKK liderini idamdan kurtarmak, harekete siyasî bir kimlik kazandırmak için yasalarda değişiklik yapılması öneri ve baskıları hâlen devam etmektedir.

Kimlerin çizdiği belli olan "yeşil kuşak" ürünü Hizbullah terörü ise görülmek istenmemektedir.

Bugün ABD yaşadığı teröre karşı istismar ettiği demokrasiye sığınıyor. Avrupalı dostlarını kendisine destek vermeye, demokrasiyi işletir görünerek operasyon yapmaya çağırıyor. iyi yapıyor, yapılması gereken de budur. Ne var ki samimî değil.

Yeni dünya düzenini, küresel dünyayı demokrasiyle kurmak varken kurmayan bu süper güç kendi çıkarı söz konusu olduğunda demokrasiyi hatırlamak ve tatbik etmek istemekle bir yere varamaz.

Samimî olmak, gerçekleri dile getirmek zorundayız.

Ortadoğu petrolünü Amerika ile paylaşan, demokrasiyi tanımayan diktatör kılıklı yönetimleri demokrat; paylaşmayan diktatör kılıklı zibidileri terörist ilân etmekle bir yere varılmaz.

Afganistan'da şimdi boy hedefi olan Taliban'ı Amerika yetiştirmiştir; Uzakdoğu'da, Endonezya'da bir milyon kişinin öldürülmesi için organizasyonu Amerika yapmıştır; Güney Amerika ülkelerinde terör estiren diktatörler Amerika tarafından görevlendirilmiştir.

Filipinler'de Ferdinand Marcos'u, Panama'da Noriega'yı ve de Somoza'yı kimler ortaya çıkardı? Kimler destekledi? Kimler ve ne için kullandı, işi bitince sıpıtıp attı?

Bunları hatırlamakta fayda var.

Yaşanan bu büyük terör olayından sonra umalım ki Amerika demokrasinin, insan haklarının, insanca yaşamanın dünyada kendilerinden başka herkes için gerekli olduğunu artık anlar!..

Devletlerin farklılıkları mevcuttur. ABD, cihan hâkimiyetine oynayan, tek kutuplu dünyanın bugün patronu konumunda bir devlettir. Dünya jandarmalığını kimseye bırakma niyetinde değildir. Kovboy yasalarına göre dünyaya nizam verme gayreti içerisindedir.

Devlet felsefesi "her şey ABD çıkarları içindir"e dayanmaktadır.

Millî bütünlüğü tartışılabilir. Soy, sop, kan ve tarih bağı olmayan yetmiş iki milletin artığı, gayrı millî dokuya sahip, menfaat birlikteliğine bağlı bir ulus devlettir ABD.

Büyüklük kompleksi mevcuttur. Her şeyin en büyüğü makbuldür. Apartman ve gökdelenlerin, otoyolların, otomobillerin, uçakların vb. her şeyin en büyüğü oradadır.

Ordusu-silâhlı gücü, ekonomisi, ticareti hattâ beden ölçüsü bile en büyüktür. Ve büyüklük kompleksi ile kendine güveni tamdır. Vatandaşının haklarını dünyanın her yerinde arar, sahip çıkar. Hollywood ve film sektörü ABD'nin büyüklüğünü ve güvenirliliğini hep işler.

Gerçekte ise ABD bir sırça köşkte oturmaktadır. Devlet felsefesi olarak yabancı ülkelerdeki faaliyetlerinde acımasız olabilen, kavgaları, savaşları daima başka ülkelerde verebilen; 2. Dünya Harbi'nde bile Almanya'yı ve Japonya'yı paspas gibi çiğneyip geçebilen (savaşın kendi topraklarında cereyan etmediği, hattâ tek bir bombanın düşmediği) ABD; acaba kendi yarattığı, o kendine has güven duygusu yanında, büyüklüğü ile orantılı kendi ülkesinde ne kadar güven verir?

Özetle (kendi deyimiyle) Amerika ve Amerikalı en büyüktür!..

Bu bakımdan Amerika'ya yönelik terörün de en büyük olması normal sayılmalıdır.

Ve görülecektir ki, bu büyüklük, terörürün etkisinin, moral çöküntüsünün, hattâ tepkisinin de büyük olmasına yol açacaktır.

ABD'de her şeyin büyüğünden bahsederken muarız ve düşmanlarının da büyüklüğünden bahsetmeden geçemiyoruz.

Yeni dünya paylaşım ve yağma düzeninde, bu paylaşımda itilen, sömürülen, kullanılıp harcanan geniş kitleleri dikkate alırsak; hattâ ABD'nin içerisinde ABD vatandaşı olup da ikinci sınıf vatandaş olarak gelir dağılımından istifade edemeyen, gayrî memnunları da değerlendirirsek; bu büyüklüğün cesameti kendini gösterir.

Bu insanlık dışı terör olayının sonucu yapılan açıklamalar kesin suçlu arayışına bizi itiyor.

Sahi, suçlu kim?..

ABD'li yetkililerin yaptıkları açıklamalarda suçlu olarak Bin Ladin isimli teröristi ve suçluya yataklık eden olarak da Afganistan bölgesini göstermesine rağmen zihinlerde bir soru hâlâ cevap bekliyor.

ABD gibi gelişmiş ekonomisi, teknolojisi, savunma sistemi; CIA gibi haber alma, FBI gibi iç güvenlik teşkilâtına sahip bir ülkede; bu kadar koordineli, teknolojinin bütün imkânlarından faydalanabilen bir teknik alt yapıya sahip terörist eylem, uygarlığa binlerce km uzaktan, bir mağaradan, entarili bir Arap terörist tarafından yalnız başına gerçekleştirilebilir mi?

Bu eylem askerî ve teknolojik imkânları kullanabilen profesyonellerin işi gibi gözüküyor. Amerika'daki Amerikan vatandaşı küçük terör gruplarının iş birliğini, münferit harekete, hattâ dağılan Sovyetler Birliği'nin bu konuda geçmişi deneyimlerle dolu uzmanlarının, bugün Batıda işsiz güçsüz serseri mayın gibi dolaştığını, bazılarının özel güvenlik şirketlerinde, pek çoğunun da bulundukları ülkelerde mafya hizmetinde görev yaptıklarını düşünürsek; terörist eylemden başka birşey bilmeyen bu psikopat ruhlu insanların potansiyel suçlu olma ihtimalini de göz ardı edemeyiz.

Hele gelişmiş bu Batı toplumunda oldukça kolay gerçekleştirilebilen terör eyleminin yankılarının ve etkilerinin büyüklüğü karşısında, ezilmiş, horlanmış, psikopat ruhlu kişilerin birer canlı bombaya her zaman dönüşebileceğini; bundan böyle de bu tehlikeyi hep yaşayabileceğimizi dünya artık düşünmelidir!..

Bu olay göstermektedir ki, istihbaratın en önemli kaynağı insandır.

Teknolojik istihbarat, insan istihbaratının önüne geçememektedir. ABD içerisinde bir organizasyon kuruluyor, plânlarını yapıyor, aynı anda uçakları kaçırıp eylemi sonuçlandırabiliyor. Bu eylem, muazzam bir plânlamayı gerektirmektedir. Bu saldırı, profesyonel kadrolarca yapılabilir. Netice itibarıyla hedefine ulaşabilen bu terör olayı bizce ABD kaynaklıdır.

Tabiî ABD suçlu Bin Ladin diyorsa muhakkak bir bildiği vardır. Ne de olsa CIA'nın oldukça emek vererek yetiştirdiği bu uluslararası teröristi onlardan daha iyi kim tanıyabilir?..

Türkiye'de terör köyler yakıp, mezralar basıp yediden yetmişe insanları öldürürken siz güven içinde el bebek gül bebektiniz. Bizim acımızı hiç duymadınız. Hissetmediniz ama artık siz de bizdensiniz, bizim safımızdasınız, aramıza hoşgeldiniz denilebilinir bu durumda. Ama biz Türk milleti olarak bunu demiyoruz kendilerine. Onların acılarını paylaşıyoruz gene de.

O acıları paylaşırken de biliyoruz ki şartlar gene eskisi gibi olursa; terör tek taraflı yalnız bizden kurban alırken bu pek sayın Batılı dostlarımız, sözde müttefiklerimiz gene yanımızda olmayacaklar, bize hak vermeyecekler.

Çünkü biz TÜRKÜZ!..

Batının daima var olan şark meselesi içerisinde boy hedefi olan; yaşamaya ve bu coğrafyada bulunmaya hakkı olmayan bir milletiz onların gözünde.

Bakmayınız; "siz en iyi dost ve müttefikimizsiniz" iltifatlarına. Geçmişte bu iltifatları Kore Savaşı, Körfez krizi günlerinde çok işittik!..

Bölgemizde birtakım emrivakilere karşı uyanık olmak zorunluluğumuz vardır. Özellikle bu son terör olayının tepkileri sonucunda oluşacak yeni ittifaklara orduların seferber edilip uluslararası düzene yeni dengeler meydana getirme çalışmalarına hazırlıklı olmalıyız. Arka bahçemiz konumundaki Kuzey Irak'ta Barzanî-Talabanî ikilisinin varlığı göz önünde tutulmalı, alt yapısı tamamlanmış olası bir Kürt devletine, bölgeye operasyon için gelip üs edinip yerleşecek Batılı dostlarımızca, işlerlik kazandırılması emrivakisine uyanık olmak zorundayız.

Bu son terörist eylemin üç hedefi bulunduğu gözükmektedir:

1- Ekonomik,

2- Askerî,

3- Siyasî.

Üçünde de amacına ulaşılmıştır. Dokunulmaz denilen Amerika'nın artık dokunulabilen Amerika olduğu görülmüştür. Halkta moral sıfır olup, tedirginlik ve öfke artmıştır. Yapılan kamuoyu araştırmaları sonucu halkın % 88'inin duygu ve düşüncelerinin suçluların cezalandırılması yönünde olduğu görülmektedir. Bunun gerçekleştirilebilmesi için bir savaşı göze alabilerek ABD'nin büyüklüğünü ispat etmesi talep edilmektedir.

O hâlde fırsat bu fırsattır. Körfez krizi sırasında bile savaşa hayır diyen ABD halkının bu isteği âcilen kanalize edilmelidir!..

Ne var ki düşman belli değil. Ortada düşman, hedef yoksa bile âcilen yaratılmalıdır. Terörist cezalandırma bahanesi yeni dünya şekillendirilmesinde âcilen kullanılmalı ve bir operasyon yapılmalıdır. Arkadan başka bir operasyon ve sürüp giden bir dizi zafer ile ABD halkının morali düzeltilmeli, ABD'li silâh tröstleri, petrol şirketleri amaçlarına ulaşmalıdır.

Vahşi kapitalizmi küreselleşme diye dünyaya yutturmaya çalışanlar, ortaya atanlar, masaya koyanlar bu gelişmeleri kamufle etmesini ve savunmasını şüphesiz yapacaklardır.

NATO'nun ABD'ye destek vermek için gösterdiği gayret gözlerimizi yaşartmaktadır. 5. madde Türkiye'de Ahmetler, Mehmetler, Hasanlar, Hüseyinler, Aliler vb. binlercesi şehit olurken işletilmezken Conylerin ölümüne gösterilen hassasiyet bizi mütehassis etmektedir!..

Binlerce şehidimiz için yarıya inmeyen bayrakların, ABD'ne jest olsun diye yarıya indirilmesini milletimiz ibretle, bir iç burukluğu ile izlemiştir.

Tarafı belli olmayan bir savaşa hazırlanmaktayız. ABD başkanının sürçü-lisan ile şuur altındakini dışa vurarak "-teröristlere karşı bir Haçlı Seferi başlatacağız" beyanını daha sonra tevil yoluna girişini, özür dileyişini kabullensek de bu düşüncenin zihinlerdeki hâkimiyetini biliyoruz.

Geçmişte ingiltere ve Rusya'nın Asya'daki güç kavgasının "Büyük Oyun" diye isimlendirildiğini stratejistler belirtmektedir.

Sıcak denizlere inme hülyâsındaki Rusya'nın bölgedeki yayılmacılığına 18.'inci yy'dan bu yana üç ülke engeldi. Afganistan, iran ve Türkiye.

Çarlık Rusyası, Sovyetler Birliği ve bugünkü Rusya yönetimi ile söz konusu üç ülkedeki rejim değişikliklerine rağmen bu denklem değişmemiş gözükmektedir.

Soğuk savaş döneminde Sovyetler Birliğini kuşatan ülkelerin yani yine Afganistan, iran, Türkiye ile bu üçlüye ilâveten Pakistan'ın islâmî kimliği ön plâna çıkartılarak "islâmî Yeşil Kuşak Projesi" doktrin hâline getirilmiş ve Rusya'nın önüne dikilmişti.

Rusya'nın Afganistan'ı işgali ile başlayan zaman diliminde, Hindiçini'de Vietnam karşısında hezimete uğrayan ABD; amaçları değişmeyen geçmişin "Büyük Oyunu"ndaki ingiltere'nin rolüne soyunarak yeniden oluşturulan Anglo-Amerikan plânı çerçevesinde Afganistan direnişini örgütlemeye girişti. Yıllarca süren kanlı çarpışmalar sonucu dağılan Sovyetler Birliği, ABD'nin Vietnam'da yaşadıklarını yaşayarak Afganistan'dan çekildi.

"Yeni dünya düzeni" adı altında dünyanın yeniden paylaşımını ve yağmasını amaçlayan küreselleşme sınır tanımaz hâle geldi.

Afganistan'da bir dönem organize edilen Taliban hareketi eski dostlara artık problem olmaya başlamıştı. ilişkiler kesildi, kendi kaderlerine terkedildi. Bu arada dağılan Sovyetler Birliği topraklarında Türk asıllı devletler için yeni bir Anglo-Amerikan plânı uygulanmaya başlandı. (islâmî) Yeşil Kuşak harekâtına paralel yeni bir mavi kuşak harekâtı Türk cumhuriyetlerinde Anglo-Amerikan plânı çerçevesinde ingilizce ağırlıklı eğitim veren, (Batı) özellikle Amerikan düşünce sistematiğini benimsemiş geleceğin kastlaşmış kişilerini yetiştiren okullar açıldı.

Finansman kaynakları iyice kamufle edilen, fikrin sahibi gözüken başındaki zatın ABD himayesine mazhar oluşunu dikkate alırsak 18. yy'daki "Büyük Oyun"un, bugünkü şartlarda çok daha büyük bir oyun olduğunu görürüz.

Bugün terör bahanesiyle Afganistan'da harekâta hazırlanan Amerika iki yıldır aklını Afganistan'a takmıştır.

Son terör eylemi bu "yeni büyük oyunu" acilen neticelendirme fırsatını ABD'ye tanımaktadır.

Azerbaycan, Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan, öz be öz Türk yurtlarıdır. Sovyetler Birliği ve Çin'in küçük devletçiklere ayırdığı o bölge coğrafî olarak Doğu ve Batı Türkistan diye isimlendirilir. Bugün Afganistan toprakları olan bölgeye de Güney Türkistan denmektedir. Doğu-Batı ve Güney Türkistan coğrafî isimleriyle bu bölgenin tümü "ULUĞ TÜRKiSTAN=BÜYÜK TÜRKiSTAN", biz Türkçüler içinse kısaca TURAN'dır.

Ve bu bölgede kim varsa yer altı ve yer üstü zenginliklerinin, özellikle petrol ve doğalgaz zenginliğinin üstünde oturmaktadır.

Dolayısıyla, uluslararası, özellikle de Amerikan petrol şirketlerinin cirit attığı bir bölgedir.

Ancak bölgede ilginç gelişmeler yaşanmaktadır. Petrol ve doğalgaz zengini bu kardeş ülkeler, Rusya ile son dönemde anlaşmaya başlıyor. Amerika dışlanıyor.

ikinci bir gelişme: Boru hatları tartışması kızışıyor.

Son 6-7 yıldır Çin ve Japonya dahil, tüm ülkeler buradaki petrol ve doğalgazı bir denize taşımak için boru hatları üzerinde tartışıyor.

Türkiye'yi yakından ilgilendiren Bakü-Ceyhan ile Mavi Akım Boru Hattı tartışmaları, bitmek tükenmek bilmiyor.

Bu tartışmaları bahane edip pazarlık payını artırmak amacıyla Amerikan petrol şirketleri bu bölgeden yavaş yavaş çekiliyor. Bölgedeki ortaklıklarını bırakıyor. Ancak bu çekilme her şeyden elini eteğini çekmek değil.

Yeni bir atak yapmak, daha sonra aslan payını kapmak için geri çekilen Amerikan petrol şirketleri ABD yönetimine alternatif boru hattı projesi götürüyor.

Bu projeye göre: "Bölgedeki petrol ve doğalgaz tek bir boru hattıyla Afganistan ve Pakistan üzerinden Hint Okyanusu'na bağlansın. En ucuz, en kolay, en kârlı ve en hızlı yol budur."

Sonuçta Afganistan ve Pakistan'ın iki kilit ülke olarak bu "Yeni Büyük Oyundaki" rolü ortaya çıkıyor.

Sonuç silâh devlerinin ve petrol tröstlerinin kârlarına yeni kârlar eklemesi. Terör ve Bin Ladin bahane.

Petrol zengini bir ailenin oğlu Teksaslı kovboy, Başkan Bush bu büyük oyunu oynamaya zaten dünden hazır. Özellikle geçmişte "yeşil kuşak" projesinde emekleri geçen, Körfez krizini yaratan, geçtiğimiz aylarda özel Türkiye ziyaretinde kelepir firma aradığını, ekonomisi dibe vuran kuruluşlarla ilgilendiğini ifade eden baba Bush'un oğlunu yetiştirmekteki emekleri zail olmamış görünüyor.

Bölge biz Türkçüleri yakınen ilgilendirmektedir.

Batının sömürge kültürünün değişmediğini, bölgemize duydukları ilginin şark meselesi çerçevesinde öneminin azalmayarak arttığını idrak etmeliyiz.

Karar verici siyasî kadrolarımızın her istenene evet dememesini; her dayatmayı kabul etme zorunluluğu olmadığını artık anlamalarını istirham ederiz.

Lütfen Türk için Türke göre kararları savununuz.

Bu bölgede Türk varlığının inkâr edilemez olduğunu cihana haykırınız.

DiL BiR; BAYRAK BiR; MiLLET BiR; VATAN BiRDiR

CiHAN DURDUKÇA, TÜRK VATANI BÖLÜNMEZ BiR BÜTÜNDÜR.