1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Kısa Kısa Takıldıklarımız 3. Meşrutiyetin İlânı

Yakan Cumalıoğlu
2 Ağustosu 3 Ağustosa bağlayan gece sabaha karşı TBMM oyladığı AB uyum yasaları içinde AB paketinin 8 maddesi benimsenerek kabul edilmiştir.

Böylece:

a) İdam kaldırılmış, APO’nun kurtuluşu sağlanmış ve siyasete giden yolu açılmıştır. PKK, idam cezasının kaldırılmasını, hem eylemlerinin önündeki bir caydırıcılık unsurundan kurtulmak, fakat öncelikle APO’nun darağacından kurtarılması için istiyordu. İstekleri gerçekleşmiştir.

Bu yönde faaliyet gösteren 6 partinin cansiperane gayretleriyle, şehitlerimizin kanları yerde dururken ve ailelerinin acıları dinmemişken, PKK’nın ve Öcalan’ın hedefleri olan AB istekleri yerine getirilmiştir.

Bu gelişme Türkiye’nin millî çıkarlarının neresine ve nasıl uygundur?

Soruyoruz: ABD’nin Irak’ta yapacağı bir operasyon aşamasında TSK’nin de devreye sokulması tezgâhlanırken, başbakanlığa talip olan siyasî parti lideri “bacımız”; acaba muhterem veliahtlarını bir sıcak çatışmada yalısının karşısındaki asker ocağına değil de vatan görevi için ateş hattına gönderebilir mi?..

Keza gazeteci tokatlama ,kamera karşısında küfürlü show yapma imkanı sağlanmış, beline can güvenliği için takmasına müsaade edilmiş silahı ölümle tehdit aracı olarak kullanabilme yeteneğine ve imtiyazına sahip kılınmış diğer bir siyasî parti liderinin şehzadesini de olası bir sıcak çatışmada ateş hattında görebilecek miyiz?..

Eğer bu muhterem liderlerin; muhterem veliahtları ve şehzadelerini ateş hattına gönderebilecekleri kişilik yapısına ve devlet yöneticisi ciddiyetine sahip olduklarını görebilseydik, şehit ailelerinin acılarını anlayabildiklerine ve de paylaşabildiklerine inanabilirdik...

b) Ana dilde öğretim ve yayın yolu da açılmıştır. PKK ve Öcalan ile içimizdeki yandaşları; AB’nin kültürel haklar kriterlerine dayanarak etnik gruplara ve özellikle Kürt’lere anadilde eğitim-öğretim, Radyo ve TV’lerde yayın hak ve imkânlarının verilmesini istiyorlardı. Bu yolda dilekçe eylemlerini bile başlatmışlardı. “Bağımsız Kürdistan Devleti” temelini atma gayretindeki bölücülerin Kürtleri birleştirmek için “tek Kürtçe” kampanyalarının bu gelişme ile hız kazanacağını görmemek için ya kör, ya gafil yada hain olmak gerekmektedir.

Bu yönde faaliyet gösteren 6 partinin gayretleriyle kabul edilen uyum yasalarıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin “Tek vatan-tek dil-tek kültür-tek millet” ilkeleri zedelenmiştir.

Bu gidişle “Tek bayrak” konusu da bir gün günde e getirilebilinir!..

c) Azınlık vakıflarına yapılan düzenleme ile mal edinebilme, tüm taşınmaz malları 6 ay içinde vakıflar adına tescil ettirilebilme imkanı sağlanarak yabancı vakıfların Türkiye’de faaliyet göstermesi hakkındaki boşluklar da giderilmiştir.

Fener Patrikhanesi ile patrik eli öpenlerin ve şakşakçılarının gözü aydın olsun...

•••

3 Ağustos günü geçmişin kişiliksiz solcu, makyavelist siyasetçi, ruhsuz yobaz, sağcı geçinen entel-liboş, numaralı cumhuriyetçi tayfasının el ve gönül birliği ile, zafer çığlıklarıyla kutladıkları bu “Yeni Tanzimat”, Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısının çökertilmesi için bir adımdır.

TÜSİAD’ın başlattığı AB darbesi ile 3 Ağustosta bölünme yasalarının TBMM’den apar-topar geçirilmesi; Millî Mücadeleyle kesintiye uğramış Avrupa’nın Türkiye üzerindeki politikasının ihya edilişidir.

3 Ağustos günü ilân edilen, 3. Meşrutiyetin kuruluşudur.

Bu gelişme Misak-ı Millînin ortadan kaldırılmasıdır.

2. Meşrutiyetle başlayan azınlıkları palazlandırma politikası bu gelişme üzerine yeniden devreye alınmıştır.

Önceki Meşrutiyetlerde olduğu gibi bu 3. Meşrutiyet de ne tesadüftür ki bir hükûmet komplosu ile hükûmet esir alınarak ilân edilmiştir.

Öncekilerde olduğu gibi bu yeni Meşrutiyette de Meclis azınlıklara haklar tanıyarak parlâmenter faaliyete başlamıştır.

•••

Bu gelişmeler ve şartlar altında bir kaza zuhur etmezse,Türk Milleti 3 Kasım 2002’de sandık başına gidecek; İMF niyet mektuplarını itirazsız imzalayan, uluslar arası tahkime esas duruşa geçen, tütün yasası, şeker yasası vb. yasalarla son AB dayatmalarını güle oynaya kabul edenlerle kozunu paylaşacaktır...

•••

Hep üzerine oyun oynanan Türk Milletinin, vekillerinden bir takım talepleri olduğu gibi, vekilini seçerken de milletçe dikkat edilmesi gereken bazı hususlar vardır. Bunlara göz atmak artık farz olmuştur ...

Milletin vekilliğine talip olma yolundaki adaylarda bulunması gereken vasıflar:

*İşinde başarılı, liyakatli ve tecrübe sahibi olması gerekmektedir. Öncelikle kendi mesleğinde, işinde başarılı olanın böyle bir göreve talip olması haktır.

*Başarısız, hiçbir işte dikiş tutturamamış kişilerin milletvekilliğine talip olması, bir görev ve hizmet anlayışından ziyade kolaycılık, köşe dönücülük, milletvekilliğini bir geçim kaynağı, meslek gibi değerlendirme mantığına dayanmaktadır.

*Milletvekilliği bir meslek değildir.

*Milletvekilliği bir hizmettir.

*Ve bu hizmete talip olacak kişilerin uyması gereken şartlar ve bu şartlara uygun olup olmadığını adaylık müracaatından önce kendi kendine samimiyetle sorması gerekmektedir. “-Ben neyim, ben kimim, ben bu hizmete talibim ama benim vasıflarım nelerdir?”

Bu soruları samimiyetle kendi kendine cevaplayabiliyorsa ortaya çıkmalıdır.

*Milletvekili adayının diyet borcu olmamalıdır.

*Genel kültürü yüksek,konuşma,hitap ve ikna kabiliyeti olmalıdır. Hamasî konuşmaların ötesinde tuttuğu işi koparan, sistemli çalışma alışkanlığına sahip, komisyon ve TBMM genel kurul toplantılarını aksatmadan takip etme yerine, otel lobilerinde, medya patronlarının kontrolünde holding merkezlerinde iş takibini benimseyen zevattan olmamalıdır.

*Sahne ışıklarının altında milletin vekilliğine soyunan bu muhterem zevatın normal gündelik aile yaşantısı da mazbut ve örnek olmalıdır.

*Birtakım imtiyazlara sahip olmanın verdiği şımarıklıklar, hazımsız davranışlardan sakınacak ruh hâline, olgunluğa sahip olmalıdır.

*Asgari her insanda bulunması gereken namus, fazilet, haysiyet, dürüstlük vb kavramları şahsında toplamış olmalıdır.

Maalesef bu kavramların izafî kavramlar olarak değerlendirildiğini müşahede ediyoruz. Herkesin kendine göre bir namus, fazilet, haysiyet, dürüstlük vb. kavram anlayışı olabilir belki. Bizim bahsettiğimiz toplumun örf, âdet, kanun ve nizam çerçevesinde benimsediği ortak değer yargılarıdır.

Birilerinin bu değerleri sulandırma gayretiyle sergilediği; bizim de tenkit ederek bahsettiğimiz; milletvekilinin toplum ve kanun önünde çapraşık yollarda kendini savunmaya mecbur kaldığı andaki psikolojik ruh hâliyle bahane bulma motifini devreye sokup, kullandığı ifadeler; namus, fazilet, haysiyet, dürüstlük kavramlarına getirilen değişik yorumlardır.

Milletvekili bu davranışlardan uzak durabilecek, devlet, millet, kanun-nizam ve Allah korkusunu benimsemiş bir kişi olmalıdır.

*Şunu iyi bilmek gerekir ki, hırsız, hırsızdır; namussuz, namussuzdur.

Hırsızın, namussuzun sağcısı, solcusu, milliyetçisi, milliyetsizi olmaz. Bizim hırsızımız, namussuzumuz iyidir mantığı kabul edilemez.

Değer yargıları ayaklar altına alınamaz. Birtakım aklama-paklama operasyonları ile gerçekler milletten gizlenemez ve de gizlenmemelidir. Maalesef geçmişte bunlar yaşanmıştır. Bundan sonra yaşanmaması için gereken dikkat gösterilmelidir. Bu dikkati aday seçimi ve liste tanziminde siyasî parti seçicileri kadar millet de, vatandaş da yapmak zorundadır.

Kısaca milletvekili adayı bu değer ölçülerinde namuslu,dürüst,çalışkan, erdemli ve liyakat sahibi olmalıdır.

*Türkçüler, Türk milliyetçileri bu konuda uyanık ve seçici olmak mecburiyetindedir.

*Milletvekili parti karar organlarına,parti tabanına, parti liderine bağlı olduğu kadar ettiği milletvekili yeminine de sahip çıkmalı, millete karşı sorumluluğunu da hatırlamalıdır. Gerektiğinde gerek partisinin gerekse liderinin yanlışına usulü dairesinde itiraz edebilecek, özeleştiri yapabilecek medenî ve demokratik cesareti gösterecek kişilik sahibi örnek bir insan olabilmelidir.

*Dostların veya seçmenin birtakım ikazlarına, aktardığı bilgilere kulak tıkama-malı, yanlışta israr ederek kolaycılığa kaçıp “-göründüğü gibi değil; bilmediği- niz çok şey var” ; diye kaçamak cevaplar veya “-öyle uzaktan göründüğü gibi değil, sıkıysa gelin de kendiniz yapın!” gibi tahkir edici, terbiyesiz ve seviyesiz cevaplarla seçmen tabanıyla aradaki köprüleri atacak bir ruh hâline sahip olmamalıdır.

*Mevcut siyasî partiler yasasının milletvekilini liyakatine göre seçme şansını vatandaşa vermemesi; listeyi tanzim edenlerin partiye oy isteme aşamasında bir takım yanlışlıklar(!) sonucu bazı muhterem zevat-ı milletin tercihi denilerek gerçekte ise kendi tercihlerini kabul ettirmesiyle bu muhteremlerin seçilmesine yol açılmaktadır.

*Tek seçici durumunda bulunan siyasî parti liderleri de listesine aldığı milletvekilinin başarılı-başarısız, dürüst, namuslu, liyakatli, çalışkan olup olmamasından en aşağı milletvekili kadar sorumlu olup seçmenin gerçek tercihine ve duygularına saygı ve hassasiyet göstermek mecburiyetindedir.

Bu duygu ve düşüncelerle 3 Kasım 2002’de yapılacak milletvekili seçiminin hayırlara vesile olmasını dileriz. Türk milliyetçilerinin seçimini, ifade etmeye çalıştığımız değerler çerçevesinde; Türk devlet ve Türk millet bütünlüğünden yana kullanacak kişileri bünyesine katan parti veya partiler üzerinde tercih yapmada duyarlı olmaya davet ediyoruz.

Var olma ve yok olma mücadelesidir bu; içinde bulunduğumuz ortamda Kuva-i Milliye ruhunun canlı tutulması gereklidir.

Kurtuluş Savaşı veren Türk milleti gereğini yapacak, bu kararlılığı gösterecektir!..

DİL BİR; BAYRAK BİR; MİLLET BİR; VATAN BİRDİR.

CİHAN DURDUKÇA, TÜRK VATANI BÖLÜNMEZ BİR BÜTÜNDÜR.