1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Kimlik şifresi ve “AİDİYET”

Prof.Dr. Reha Oğuz Türkkan
“Türk Kimliği” üzerinde tartışmalar ve yorumlar yeni değil.1 Yeni olan, “Kürt Kimliği”nin de artık ileri geri yazllılır, söylenir olması ve “Kürt Sorunu” konusundan ayırt edilmeye çalışılması, Başbakanımızın, bir gün “vardır”, bir gün “böyle bir şey yoktur” demeçleriyle akılları karıştırması.

Resmî görüş, ilk önceleri, Kürt kimliğini toptan reddetme ve onların da Türk ırkından olduklarını ileri sürme esasına dayanıyordu. Zaman zaman da Kürt kimliği, diğer azınlıklar mertebesinde bir “etnik grup” olarak sayıldı. Dışardan gelen kışkırtmalar, Irak sorunu, APD, terör derken hem kürtler, hem de Türklüklerinden çok rahatsız olan bazı “entellerimiz”, Kürt kimliğini abartılı şekilde öne sürmeye başladılar. Nüfus itibariyle, hani utanmasalar, Türklerle eşit sayıda sayacaklar, en azından “Malazgirt, Çaldıran, Kurtuluş savaşlarını”da biz Türkler, onlarla (birlikte, sayesinde) kazanmış olacağız! Yani onlar da Türkiye’de Türkler gibi “aslî” unsur olarak kabul edilmeliymişler. Daha da ileri gidenler, “federal devlet” (yok, canım, “apayrı devlet”) kurup ayrılmalı lâflarını geveleyip durmaya başladılar.

Şu günlerde dikkat etmişsinizdir, gazetelerde, dergilerde, televizyon panellerinde “kimlik” sözcüğünden geçilmiyor. Garip bir rastlantı, ben de 7 aydır” “Kimlik Şifresi” başlıklı bir kitap yazıyordum (1989’da yayınlanan “Biz Kimiz?”in devamı olarak) ve başladım merak etmeye: kitabım baskıya hazır olduğu zaman, acaba bu kimlik kavgası yerini başka kavgaya mı bırakmış olacak, yoksa büsbütün aşmış mı olacak?

“MİLLET-DEVLET” NASIL HÂLÂ DAYANIYOR?

Ama şu muhakkak ki, “Küreselleşme” (hatta A.B. modasıyla) bir yandan, dar-etnik milliyetçilik (kavmiyetçilik/mezhepçilik), öbür yandan, “millet-devlet” varlığını çifte tehdit altına sürüklüyor gitgide.

Bu iki zıt çekişin orta yerinde, tarihin meyvesi olan “Millet-Devlet” duruyor. Bunca asırdır ayakta durabilmesi ve yarınlarda da yaşayabilmesi, iki temele dayanıyor:

1) O devleti ve milleti oluşturan hâkim unsurun (“Milleti-Hâkime”nin) varlığı.

O coğrafyaya-vatana-sahip çıkan (fetihle, anlaşmayla), tarihinin pek çok sahifelerini yazan, hatta daha önce, başka yerlerdeki ata yurdunun tarihinde de rol oynamış olan, konuşulan dilin, kültürün esasının sahibi, çoğunluk dinine bağlı, nüfusunda en azından yüzde 60-70 kadarı belli bir ırktan (genlerden) gelen ve yönetimde çoğunluğu onlardan olan “aslî unsur”. Türkiye’yi ele alacak olursak bunlar Alp-Turanid soyundan gelen Türklerdir. Zaten devletin adı da onun için bu unsurun isminden oluşur.

Hemen şunu da ilâve edeyim ki bugünkü Devlet-Milletlerin hepsi bu tarife uymayabilir, ama büyük çoğunluk öyledir2, diğerleri istisnadır.

2) “Hâkim-Unsur” kökenli olmayanlar, Millet-Devlete “Aidiyet” duygusu sayesinde bağlı kalırlar.

Irkça, kültürce, dil ve dince aslî unsurdan farklı olanlar (eski yerliler, göçmenler.. v.s.), eğer o devlete, o vatana “ait olma” hissini duyuyorlarsa, egemen unsurla bir arada mutlu olarak yaşarlar.

Bu “aidiyet” hissi nerden doğar?

• Bir arada uzun zaman yaşamış, dertli ve mutlu günlerde beraber olmuşlar, o devletin tarihinin bir kısmını paylaşmışlarsa;

• Bir arada olmakla ekonomik refahlarının, ayrı olmaları hâlinden daha iyi olduğunu farkediyorlarsa;

• Ayrılırlarsa güçsüz duruma düşebileceklerini, düşmanlara zor karşı koyabileceklerini anlıyorlarsa (meselâ, Doğu ve Güney Anadolu’da Kürtler ayrı devlet kurmaya kalkışırlarsa-başaramazlar, o ayrı mesele- o topraklara hemen Ermeniler “Ermenistan” diyerek ortaya çıkacak, Hıristiyan dünyanın desteği ve kışkırtmasıyla binbir dert çıkaracaklardır);

• Şimdiki devletleri iftihar edilecek durumdaysa. Azınlıkta olanlar “ben de o devletten, o milletenim” diyebileceklerse. (İşte, Osmanlı Devleti’nin en şanlı devrinin sadrazamı Sokullu, “ben Hırvatım” dememiş, “ben Osmanlıyım” diye övünmüş, sadık kalmış, hayırlı hizmetlerde bulunmuştur. İnhitat devrinde ise devşirmeler tam aksi tutumlarda bulunmuşlardır. Bugünlerden de bir örnek: Porto Riko adasında özgürce seçim yapılmış, Amerika’dan ayrılıp bağımsız devlet kurmak isteyenlerin oyu ancak yüzde 2’de kalmıştır. 1970’lerde Vietnam savaşında yenik düşen, doları tepetaklak değer kaybeden Amerika’da, zenci kökenli Amerikalıların dört orta eyalette ayrı devlet iddialarında bulunduklarını, 1. Körfez Savaşı sonunda ise “muzaffer” Amerikan ordusunun New York sokaklarında zafer geçiti yaparken bebeklerine bile Amerikan bayrağı şapkaları giydirmiş binlerce zenciyi seyredişini hatırlıyorum.

YA ŞİMDİ

Bu “Aidiyet” hissi sayesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin bugüne kadar azınlık unsurlarla pek başı ağrımamıştı. Dış kaynaklı kışkırtmalar sonucu ayaklanmalar hep sınırlı kalmıştı. Fakat bugün bir yandan dünyada rağbet bulmaya başlayan “etnik-dar” milliyetçilik cereyanları, ASALA-Ermeni terörü sönünce Kürtleri kışkırtmayı politika sayan dış güçler harekete geçti; bir türlü daha güçlü olamayan, diğer Türk kardeşlerimizle ortak hareket etmesini beceremeyen Türkiye’nin A.B. kapısında dayatmalara karşı zayıf davranan hükûmetlerimiz; bir de “Millet-i Hâkime” ilkesini horlayan, o yüzden de Türk milliyetçilerinin aşırı tepkilerini çeken sözde aydınlarımız, hem Türk kimliğini bulanıklaştırmış, hem de Kürt kimliğinin bir ayrılıkçı bayrak hâline gelmesine sebep olmuşlardır.

“Aidiyet” ilkesi, ayrı kimlikli unsurların özelliklerinin yasaklanmasını gerektirmez. Bu bilâkis daha çok ilgi uyandırır ve normal bir hak olmaktan çıkıp, ayrılıkçılık sembolleri hâline gelir.

Onun için, bence, azınlık unsurların kendi aralarında kendi dil ve lehçeleriyle yayın yapmaları, geleneklerine, folklorlarına sahip çıkmaları - hâkim milletin dil, gelenek, eğitim ve tarihini ön plânda tutmak şartıyla - zarar vermez. Ama ipin ucu kaçırılır, iş ayrı devlet hedefinin basamakları hâline getirilirse önlenmesi tabiî ki şart olur. Çok dikkatli planlama, strateji ve politika gereklidir.

Bu arada, Türk Kimliği çok daha etraflı, çok daha hissettirici şekilde hem öteki kimlik sahiplerine, hem de bizlere açıklanmalı, aşılanmalıdır (hazırladığım “Kimlik Şifresi”ni de bu maksatla yazdım.) Ne yazıktır ki, Taha Akyol, “Etnik Tarih” makalesinde, Anadolu’ya göçleri anlatırken Arap ve Kürtleri bol bol, Türkmenleri tek satırla geçiştirmiş.

TÜRK DÜNYASININ ORTAK HAREKETİ

“Millet-Devlet”in bir adım ötesi, coğrafî-bölgesel-mîlli konfederasyondur. A.B. buna uğraşıyor ama, dil ve çok eski köklü ayrı devletler oluşları zorluk doğuruyor. Bizim Türklerin, diğer Türk (Türkî değil, Türk) Cumhuriyetiyle, hatta henüz ayrı devlet olamamış kardeşlerimizle “ORTAK HAREKET” için blok oluşturmamız daha doğal, daha gerçekçidir. “Millet-Devlet”imize güç buradadır.3 zor ama, tohumları atalım, ergeç yeşerir.

DİPNOTLARI

1- R.O.Türkkan, “Biz Kimiz”, 1987, Türk 2000’ler Vakfı Yayınları.

Bozkurt Güvenç, “Türk Kimliği” 1993.

2- Amerika Birleşik Devletleri bile, bunca göçlere ve karışmalara rağmen, “Anglo-Sakson” soyundan gelenler hâlâ %60 kadardır, dil İngilizcedir, kültürü de, yöneticilerin çoğu da (Condolazza Rice’a ve Wolfowitz’e rağmen) aslî unsurdandır (WASP olmadan seçilen tek Cumhurbaşkanı Kenedy’dir. (İrlanda soylu katoliktir).

3- Allah’a şükür, bugünlerde bu görüş birden patlak veriverdi: TUSAM Vakfında Ali Külebi (Cumhriyet Strateji eki, “Türkiye” kitabı), Sky Türk TV’de Yazıcıoğlu, Yeni Çağ’da Lâle Şıvgın, son örnekleri. Bu tezi işleyen “Uyuyan Dev” kitabım da Temmuz’da Ankara’da yayınlandı; Bugünlerde de Vatan gazetesi benzer bir kitap ilân etti (24 kupona)