1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Kıbrıs problemi (2)

Feridun Eser
KIBRIS politikasının Türkiye’ye yük olduğunu iddia edenler olduğu gibi(7), Kıbrıs’ın Türkiye için ekonomik bir yük sayılamayacağını söyleyenler de vardır.(8) Kıbrıs’ın Türkiye’ye ekonomik açıdan yük olup olmadığı tartışılırken şu unutulmamalıdır: İktisadî zorluklar, hiçbir zaman millî güvenlik konularının terki için yeterli sebep olamaz. Millî güvenliğin sağlanması, Kıbrıs Türklüğünün ve haklarının korunması hususunda, ekonomik yük diye bir bahane kabul edilemez. Bu açıdan bakıldığında, Türkiye’nin Kıbrıs Türklerine verdiği destek ve izlediği politikalar haklı görünmektedir.

Bütün bu anlatılanlar çerçevesinde Türkiye, Kıbrıs’ta mevcut durumdan taviz verilmeyeceğini defalarca dile getirmiştir. AB, Kıbrıs’ı tam üyelik yolunda Türkiye’ye karşı pazarlık konusu yapmaktan vazgeçmelidir. Stratejik açıdan, millî güvenlik açısından ve Kıbrıs Türklerinin mevcudiyetinin ve insan haklarının korunması açısından, Kıbrıs’tan vazgeçerek AB’ye girme düşüncesi büyük bir hata olur. Bütün bunların farkında olması gereken/olan AB, Kıbrıs politikasını değiştirmeye yanaşmamakta ve Yunanistan’ın diliyle konuşmaktadır. Buna karşılık Türkiye de politikasında esneklik yapmamaktadır. Bu durumda Kıbrıs adasındaki mevcut durum, problem olarak varlığını sürdürmeye devam edecektir.

1.4. Sonuç

Türkiye’nin AB ile ilişkilerindeki tek problemli nokta Kıbrıs değildir. Kıbrıs’ta taviz mi, yoksa AB’ne tam üyelik mi? tartışması aynı düzlemde ve önemde/ eşdeğer olmadıkları için dengesiz bir polemiktir. Bundan vazgeçilmelidir. Türkiye, söz konusu tercihlendirmeden hoşlanmamaktadır.

Rumlar, adanın tek siyasî otorite altında birleşmesini ve bu otoritenin kendile rinde olmasını istemektedirler. Yunanistan, Rumların isteğine destek vermektedir, çünkü Rum yönetimindeki ada, dolaylı yoldan Yunanistan’a bağlanmış olacaktır. Bu da, ENOSİS’in/Megalo İdea’nın gerçekleşmesidir ki; Yunanistan, açıkça yayılmacılık hevesindedir. Bu hevesine ulaşmada en büyük engel olarak, Türkiye’yi ve Türk ordusunun adadaki varlığını görmekte, bundan rahatsızlık duyduğunu ifade etmekten geri kalmamaktadır. Rumlar ve Yunanistan, sorunun çözümsüzlüğünün sebebi olarak, Türklerin anlaşmaya yanaşmamaları olduğu propagandasını yapmaktadırlar.

AB, Kıbrıs sorununda Türkleri uzlaşmaz taraf olarak görmekte, Türkiye’den taviz vererek çözüme ulaşılmasını istemekte ve Türk askerini adada işgalci olarak tanımlamaktadır. Türkiye’nin AB’ne entegrasyonu için Kıbrıs sorununun çözülmesi, AB tarafından ısrarla şart koşulmaktadır. AB’nin Kıbrıs sorununa bakışıyla, Yunanistan’ın soruna bakışları örtüşmektedir. Yani AB’nin istekleri, ENOSİS’in gerçekleşmesine yol açacak niteliktedir. Türk tarafının çözüme yanaşmamasının arkasında yatan gerekçelerden biri budur. Sorunun çözümüne ilişkin girişimlerde, Türk tezleri dikkate alınmadığı sürece sağlıklı bir çözüme kavuşulması beklenemez.

Türkiye ise Kıbrıs sorununa, gerek adadaki Türklerin hakları ve güvenliği açısından ve gerekse kendi güvenliği açısından bakmakta; bu unsurları öncelikli görmektedir.

Geçtiğimiz günlerde Güney Kıbrıs’ın AB’ne alınmasıyla Türkiye, Rum-Yunan ikilisiyle değil, AB ile karşı karşıya gelmiş/ getirilmiştir. Türkiye ile AB ilişkilerinin böyle bir durumda tümüyle bozulma riski vardır. Türkiye’nin böyle bir durumda yapması gereken, KKTC ile birleşerek, AB’nin Yunanistan’ın isteği doğrultusunda yaptığı hamleye karşı hamle yapmak olacaktır.

Kıbrıs Türklerine yönelik Rum propagandası ile işlenen “Kıbrıslılık/Kıbrıslıyız şuuru”, “Rum hükûmeti, Türklerin de hükûmetidir” ve “Türkler, ekonomik refaha kavuşacaklar” gibi vurgular, sosyolojik ve tarihsel gerçeklerin üzerini örtmeye yetmez. 1974 öncesi yaşananlar/ Türklere yönelik saldırılar göz önünde bulundurulursa, ada halklarının sağlıklı bir birleşme ve bütünleşmeye gidebilecekleri beklenemez. Rum propagandası, Kıbrıs Türkleriyle Türkiye’nin arasını açmaya yönelik bir oyundur. Bu oyunun gerçekleşmesi hâlinde Rumlar, Kıbrıs’ı kendi istekleri doğrultusunda ele geçirmiş olacaklardır. Türkiye’nin bunu kabul etmesi beklenemez.

Kıbrıs Türkleri, bugün için bir devlete sahiptirler ve vatandaşlık hakları vardır. Kıbrıs Türklerinin azınlık durumuna düşürülmesi, halihazırdaki durumdan geriye doğru bir adım atmak olur ki; Türklerin bunu kabul etmeleri düşünülemez. AB’ne üye olmak isteyen Türkiye, üyelik için millî güvenliğini riske atmayı düşünmemektedir. 1974’ten beri adada hiçbir problem yoktur; mevcut durumun korunması, taraflar için daha faydalı olacak ve 1974 öncesindeki vahim duruma dönme endişesi de, mevcut durumun korunmasıyla ortadan kalkmış olacaktır. Kıbrıs Türkleri azınlık değildir ve self determinasyon hakkına sahiptirler. KKTC, Kıbrıs Türklerinin egemenliğini, meşru hak ve çıkarlarını, bağımsızlığını güvence altına almak için self determinasyon hakkına dayalı olarak kurulmuştur. Türk ordusu, garanti antlaşmasına dayanarak adaya çıkmıştır ve işgalci olarak görülemez.

AB’ye tam üye olmak ayrı, çağdaş-müreffeh bir ülke olmak ayrı şeylerdir. Japonya buna güzel bir örnek teşkil etmektedir. Japonya, ulaşmış olduğu seviyeyi, AB üyeliğiyle elde etmemiştir. AB üyeliği, Türkiye için olmazsa olmaz değildir; başka alternatiflerin ciddî mânâda düşünülmesi zamanı gelmiştir.

Türkiye’nin AB’den uzaklaşması, Orta Doğu ve Balkanlarda yeni sonuçlar doğurabilir.(9) Bu çerçevede Türkiye, Orta Asya Türk Cumhuriyetlerine yönelerek tarihî ve sosyolojik açıdan birbirlerine yakınlık taşıyan çevresindeki Müslüman ülkelerle de ilişkilerini artırarak, bölgede AB ile rekabet edebilecek yeni birlikler kurmayı denemelidir. AB’nin istekleri, Türkiye’yi bu yönde arayışlara sürüklemektedir.

Bugün Avrupa’nın çoğu yerinde binlerce Türk yaşamaktadır. Avrupalı Türkler, Avrupalılara kendi topraklarında iş vermektedirler. Türkiye, tarihi, coğrafyası ve ekonomisi itibariyle Avrupayla uzunca yıllardan beri ilişki hâlindedir. AB içinde yer alınsa da alınmasa da bu ilişkiler sürecektir. Türkiye’nin AB üyeliğine ihtiyacı olduğundan daha fazla AB’ın Türkiye’ye (gerek pazar açısından, gerek stratejik açıdan) ihtiyacı vardır. Türkiye, bunun bilincinde olmalı ve duruşunu bozmamalıdır.

AB, Türkiye’yi tam üyeliğe kabul etme konusunda samimî değildir. Ege ve Kıbrıs sorunlarının çözümüne ilişkin dayatmalarıyla, Türkiye’nin azınlıklara daha fazla kültürel haklar vermesi ve Ermeni soykırımını tanıması yönünde yapılan istekler, Türkiye’nin üyeliğine set çekmek için önüne konulan engeller olarak görülmelidir.

DİPNOTLARI

(7) Uğur, a.g.e. s. 201.

(8) Lesser, Fuller, a.g.e. s. 16.

(9) Heinz Kramen, Avrupa ve Amerika Karşısında Değişen Türkiye, (Çev: Ali Çimen), Timaş Yay., İst., 2001, s. 260.