1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Kıbrıs Meselesi ve Sanayileşmiş ülkeler (G-8) -II

Ali Fikret Atun
Notada, Osmanlı Devleti barışa engel olmakla suçlanıyor, savaş devam edecek olursa, Anadolu'nun da tehlikeye girebileceği ileri sürülüyor ve Balkan devletlerinin isteklerinin Bâbıâli tarafından kabul edilmesi isteniyordu. Büyük devletler, Edirne kentinin (O tarihte Edirne kuşatılmış bulunuyordu; fakat henüz düşmemişti) Balkanlı müttefiklere bırakılması isteklerini yineliyorlar ve Ege adalarının kaderi hakkında karar verme yetkisinin ise kendilerine bırakılmasını istiyorlardı. Amma, adalar konusunda ne düşündüklerini, nasıl karar vereceklerini açıklamıyorlardı. 23 OCAK 1913 tarihinde İstanbul'da hükûmet darbesi yapılmış ve yeni kurulan hükûmet, 30 OCAK 1913 günü büyük devletlerin notasına cevap vererek adalar konusunda karar verme yetkisini büyük devletlere bıraktığını bildirmiş ve aynı zamanda adaların Türkiye için önemini tebarüz ettirmişti(11).

Yunanistan, Birinci Balkan Savaşı'nda Osmanlı ordusuna karşı bir başarı sağlayamamasına rağmen, her zaman olduğu gibi büyük devletlerin sağladığı destekler, yardımlar ve Osmanlı İmparatorluğu üzerinde yarattıkları ağır baskılar sonucu sınırlarını iki misli genişleterek savaştan en kazançlı ülke olarak çıkmasını bilmiştir. Balkan Harbi'nden sonra imzalanan Londra Barış Andlaşması (30 MAYIS 1913) ile Yunanistan Epir'i ve Güney Makedonya'yı topraklarına katmıştı. Ayrıca, Londra Muahedesi hükümlerine göre Osmanlı Hükûmeti, Girit üzerindeki Yunan hâkimiyetini kayıtsız şartsız olarak tanımış ve Ada, Yunanistan'ın bir toprağı olmuştu.(12)

Girit'te 1770 senesinde başlayan ve değişik zamanlarda 1913 yılına kadar devam eden ayaklanmalarda Rumlar ve Yunanlılar, Ada'da yaşayan 200.000 Türk'ü öldürmüş, mallarını yağmalamış ve onları evlerinden, yurtlarından etmişlerdi. Yunanlılar, Midilli, Sakız, Sisam, Girit ve Oniki Ada'da yaşayan Türklerin başına türlü felâketler getirirken; onları öldürüp, sağ kalanları yerlerinden yurtlarından Anadolu'ya kovarken, Avrupa devletleri bu trajik olaylar karşısında suskun kalmış ve çoğu zaman Yunanistan'ın yanında yer alarak ona destek vermişlerdir. Bunun bir sonucu olarak şimdi Girit'te ve adalarda Türk kalmamıştır. Bugün de AB ve G8'ler (G7+Rusya), Kıbrıs meselesinde Türkiye'ye karşı bir çirkin oyun oynama hevesine kapılmış bulunuyorlar. Bu oyunu düzenleyen İngiltere, altına imza koyduğu Zürih-Londra Andlaşmaları ile Garanti ve İttifak Andlaşmaları'ndan doğan vecibelerini unutmuş görünüyor ve Kıbrıs'ı bir Girit yapmaya çalışıyor.

Kıbrıs hakkında 1913 yılında, enteresan bir kitap yazmış olan Fransız yazarı Deleporte, eserinde Girit'teki katlâmları mevzuubahis ederek şöyle diyor:

"... Herkes gibi hayat ve hürriyet hakları olan Türkleri katliâm etmekle Giritliler çok yanlış bir yola sapmaktadırlar. Onlar (Giritli Rumlar) kan kardeşlerinin intikamını karışık cinayetlerde aramakta ve şereflerini tamir etmeye çalışmakta tamamen haksızdırlar. Doğrusunu böylemek lâzım gelirse, Yunanlıları Afrikalı vahşiler mevkiine düşüren bütün bu barbarlıkları, samimî bir Helen dostu olarak tel'in ediyoruz. Yunanlı'ya karşı duyduğumuz aşk, bizi cinayetleri affetmek için yalan söylemeye kadar götürmez... ve bazıları Kıbrıs'ta bu cinayetleri hazırlamaktadırlar"(13).

Lond ra Barış Andlaşması'nın imzalanmasından on gün sonra İngiltere askıda kalan Ege adaları için ağırlığını Yunanistan'dan yana koymuş; Gökçeada ve Bozcaada dışındaki diğer Ege adalarının Yunanistan'a verilmesi tezini ortaya attıktan sonra, 1913 yılının bütün yaz ve sonbahar aylarında bu fikri yorulmadan, usanmadan işleyip durmuştu. Niyeti, bu tezi öteki büyük devletlere de benimsettikten sonra Türkiye'ye zorla kabul ettirmekti. Verilecek karar altı büyük devletin ortak kararı olmalıydı. Ancak o zaman Türkiye, Avrupa'nın "ortak iradesi" karşısında boyun eğerdi (14).

İngiltere, Ege adalarının Yunanistan'a verilmesi için ağırlığını koyarken, ileride bu adaları kendi çıkarları doğrultusunda kullanmayı hesaplıyordu.... Nitekim, iki yıl sonra, İngiltere 1915 yılında, Çanakkale Boğazı'na taarruzda Yunan işgalindeki Ege adalarını, özellikle Limni adasını harekât üssü olarak kullanacaktı(15).

Ayrıca, Yunanistan öteden beri, İngiltere'ye minnettardı. Adaları kazanınca minnettarlığı daha da artacaktı. Bu bakımdan İngiltere, Ege adalarını Yunanistan'a verirken kendi emperyalist çıkarları için yatırım yapmış oluyordu.Bu çıkarların en başında Türkiye'yi elden geldiğince yenilgiye uğratmak ve ezmek gerekiyordu (16).

Ege adalarının Türkiye'den koparılarak Yunanistan'a verilmesini ve Türkiye'yi bir oldu-bitti karşısında bırakmayı savunan İngiltere, ARALIK 1913'te resmen harekete geçti. Bu durum karşısında Türkiye; Londra, Berlin, Paris, Viyana ve Petersburg'daki elçileri ile üst üste girişimlerde bulunmuş ve büyük devletlerin İngiliz önerileri yönünde karar vermelerini önlemeye çalışmıştı. Amma, bu girişimler etkisiz kalmıştı. Almanya, "Avrupa devletleri arasında ikilik yaratmamak için"; İngiliz plânına karşı çıkmamıştı. Buna paralel olarak, Boğazönü adalarının (Semadirek, Limni, Bozcaada, Gökçeada) Türkiye'ye verilmesinde ısrar eden Rusya da gerilemişti. Böylece, Türkiye'ye yalnız Gökçeada ile Bozcada'nın bırakılması ve Yunan işgalindeki bütün öteki Ege adalarının Yunanistan'a verilmesi için altı büyük devlet arasında (İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, Avusturya-Macaristan, Rusya) görüş birliğine varılmıştı. Bunun üzerine, 14 ŞUBAT 1914 günü altı büyük devletin Ege adaları konusundaki ortak kararları, bir nota ile Bâbıâli'ye bildirildi. Buna göre Gökçeada, Bozcaada ve Meis (Castellerizo) Türkiye'ye bırakılıyor, Yunan işgalindeki öteki adalar ise Yunanistan'a veriliyordu. Yunanistan, topraklarına katacağı adaları silâhlandırmayacak, tahkim etmeyecek, askerî amaçlarla kullanmayacaktı. Anadolu ile adalar arasında kaçakçılığı önlemek için de etkin önlemler alacaktı (17).

Balkan Savaşı'ndan sonra İngiltere ile Fransa, Yunanistan'ın, işgal ettiği Arnavutluk'un güneyinden çekilmesine karşılık, İtalya'nın Oniki Ada'yı Yunanistan'a vermesi için Osmanlı hükûmetine baskı yapmaya başlamışlardı. Bu istek, Türkiye ile İtalya arasında imzalanmış olan Ouchy Andlaşması'na taban tabana zıttı. İtalya, Oniki Ada'yı Türkiye'ye geri vermekle yükümlüydü. İngiltere ile Fransa, daha mürekkebi kurumamış olan Ouchy (Lozan) Andlaşması'nı çiğneyerek Türkiye'nın sırtından Oniki Ada'yı Yunanistan'a bağışlamaya kalkışıyorlardı. Böyle bir isteğin kabul edilmesi soz konusu değildi (18).

Osmanlı hükûmeti, iki gün sonra üzüntü içinde büyük devletlerin karar vermelerine razı olurken, Çanakkale Boğazı önündeki adalarla, Anadolu'nun bölünmez parçaları durumundaki yakın adaların Türkiye'ye bırakılmasını bekliyordu. Adalar sorununun Türkiye'nin yüce çıkarları doğrultusunda bir çözüme bağlanacağını kuvvetle umuyordu. Oysa büyük devletler Osmanlı İmparatorluğu'nun hayatî çıkarlarını göz önünde tutmamışlardır. Osmanlı İmparatorluğu, bunu derin bir üzüntü ile görüyordu. Gökçeada, Bozcaada ile Meis adasının Türkiye'ye bırakılması kararını Bâbıâli senet sayıyordu. Amma öteki adalar üzerindeki haklı isteklerini kabul ettirmek için de çaba harcayacaktı (19).

Büyük devletlerin kararı, Türkiye için derin bir üzüntü kaynağı, hattâ ağır bir darbe olmuştu. O zamanki Türkiye yöneticilerinin gözünde Ege adaları, etle tırnak gibi, Anadolu'nun bölünmez parçalarıydı. Türkiye, koskoca Rumeli'den vazgeçebilmişti, amma adalardan vazgeçemiyordu. Büyük devletlerin Yunanistan lehindeki kararlarından sonra Türkiye'nin işi daha da zorlaşmıştı. Bâbıâli, büyük devletlerden umduğunu bulamayınca, şimdi Yunanistan ile karşılıklı olarak masa başına oturup müzakere etme imkânı arayışı içine girmişti. Türkiye, üstün Yunan donanması karşısında adaları kuvvet kullanarak geri alamayacağı gibi, Yunanistan'ı görüşme masasına da oturtamazdı. Büyük devletler, Türkiye'nin Yunanistan'a karşı bir savaşı başlatmasına karşı idiler. İngiltere ve Almanya açıkça Yunanistan'ı koruyordu. Büyük devletler kararlarını Türkiye'ye silâh zoru ile kabul ettirmek maksadında anlaşamadıklarından, sorun yine askıda kalmıştı. Yani büyük devletlerin ortak kararı, adalar sorununu kesin bir çözüme bağlamaya yetmemişti(20).

Bu sırada Birinci Dünya Harbi başlamıştı (1914-1918); Osmanlı İmparatorluğu, Almanya'nın safında harbe girmiş ve yenik düşmüştü. Yunan ordusu, Birinci Dünya Savaşı'nda hiçbir varlık gösterememiş; İngiltere'nin teşviki ve sağladığı yardımlarla Anadolu seferine başlamış; 15 MAYIS 1919'da İzmir'e asker çıkararak başından büyük bir maceraya atılmıştı. Türk ordusu tarafından Anadolu bozkırında hezimete uğratılan Yunanistan, büyük devletlerin araya girmesi ile hiçbir kayba uğramamış ve 1924'te imzalanan Lozan Andlaşması ile Ege adalarını (Bozcaada ve Gökçeada hariç) topraklarına katmıştır.

Birinci Dünya Harbi'ni takip eden, İkinci Dünya Harbi'nde, Yunanistan Almanya tarafından işgal edilmiş ve savaş sonrasında sürüklendiği iç harpte yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştı. Tarihin her döneminde olduğu gibi, büyük devletler bu harpte ve harp sonrasında ağırlıklarını Yunanistan'dan yana koymuşlar; onu himayeleri altına alarak, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği'nin (SSCB) nüfuz alanı içine düşmesini önlemişler ve onu yok olmaktan kurtarmışlardı. Bunun hemen ardından savaşın galip devletleri, Şubat 1947 tarihinde, Oniki Ada'yı İtalya'dan alarak Yunanistan'a vermişlerdi.

Açıkça görüldüğü üzere büyük devletler (Düvel-i Muazzama). Yunanistan'ı egemenliğini kazandığı günden itibaren, bugüne kadar tarihin her döneminde himaye edip; ona destek sağlamışlar; her zaman Yunan yanlısı bir politika izleyerek, Yunanistan'ı herhangi bir konuda zayıf düşürecek bir davranıştan özenle kaçınmışlardır. Büyük devletlerin Yunanistan'ı himaye eden tutum ve davranışları İkinci Dünya Harbi'nden sonra da devam etmiş ve Yunanistan Avrupa Birliği'ne (AB) tam üye yapılmıştır.

Bütün bunların, Yunanlılara her alanda büyük ölçüde cesaret verdiği izahtan varestedir. Bu nedenle, "Avrupa'nın şımarık çocuğu" Yunanistan, şartlar ne kadar değişirse değişsin, geçmişte olduğu gibi, sorunların hallinde büyük devletlere dayanmaya ve onlardan destek bulmaya devam edecektir.

Batı'nın desteğinden yoksun bir Yunanistan'ın yeni doğmuş bir çocuk kadar korumasız olduğu, başta Yunanistan olmak üzere herkesin malûmudur.(21)

Şimdi de, bu küçük ülke 150 yılı aşkın bir zamandan beri Kıbrıs'ta türlü entrikalar çevirerek, üç asırlık Türk

yurdunu topraklarına katmak için AB'den ve G8'ler Grubu'ndan merhamet dilenciliğine çıkmıştır.

Hatırlanacağı üzere, üç yüz elli yıldan fazla bir zaman Türk toprağı olan Kıbrıs, Osmanlı İmparatorluğu'nun hükümranlık hakkı saklı kalmak kaydıyla, 4 HAZİRAN 1878 tarihinde imzalanan "Kıbrıs Andlaşması" ile İngiltere'ye kiralanmış ve ada'nın idaresi, 22 TEMMUZ 1878 tarihinden itibaren fiilen İngiltere'ye bırakılmıştı.

Balkan Harbi'ni takip eden Birinci Dünya Harbi sonunda büyük devletler Kıbrıs'ı da, Girit gibi Yunanistan'a vermeyi düşünmüşlerdi. Emekli General D. Nurettin TÜRSAN, yayınladığı "Yunan Sorunu" adlı kitabında, 13 Mart 1919, Dörtler Konferansı'ndaki konuşmayı aşağıdaki şekilde nakletmekte; Batılı büyük devletlerin Kıbrıs'a bakış açılarını ve zihniyetlerini çarpıcı bir şekilde bütün çıplaklığı ile ortaya koymaktadır:

"Lloyd George: Niyetim Kıbrıs adasını aynı şekilde Yunanistan'a vermektir.

Clemanceau: Unutmayınız ki, Berlin Andlaşması'na göre bu konuda benden izin almanız gerekmektedir.

Lloyd George: Yunanistan'a bu hediyeyi verebilirseniz büyük ve değerli bir iş yapmış olacaksınız.

Öte yandan ABD senatosu da, 17 MAYIS 1920 tarihinde Henry Cabot Lodge'un şu karanını kabul ediyordu:

'Senato, Kuzey Epir'in, Korica'nın, Ege'deki Oniki Ada'nın ve Anadolu'nun batı kıyılarının barış konferansı tarafından Yunanistan'a verilmesini kabul eder.'

Aynı Senato, 21 OCAK 1920 tarihinde aldığı bir kararla Trakya'nın da Yunanistan'a verilmesini kabul etmiştir. Böylece, Türkler henüz boyunduruk altına alınmadan, Venizelos'un yıllarca bütün dünyaya Grek ırkına ait olduğunu anlattığı topraklar Yunanistan'a veriliyordu."

YARARLANILAN ESERLER / DİPNOTLAR

(II) İbid, S.XXI.

12- Dr. Şükrü TORUN; 1956, Türkiye, İngiltere ve Yunanistan Arasında Kıbrıs'ın Politik Durumu; Gazeteciler Matbaası İSTANBUL, S. 79.

13- İbid, S.79.

14- Bilal N. ŞİMŞİR; 1982; Ege Sorunu, Belgeler, Cilt II (1913-1914), Türk Tarih Kurumu Basımevi ANKARA, S. XII.

15- İbid. S.XXV; (16). İbid.S.XXV; (17) İbid. S.XXVII; (18) İbid.S.XXVI.

19- İbid. S.XXVII; (20). İbid. S.XXIX.

21- Stefanos Yerasimos; Mayıs 1995 (2 nci baskı); Milletler ve Sınırlar-Balkanlar, Kafkasya ve Ortadoğu-Çeviren: Şirin TEKELİ; İletişim Yayınları. S.13-28; 110-111; Aktaran: Kur.Alb. (E) Dr. Cemil ŞENALP; Harp Akademileri Bülteni, Sayı 193; Temmuz 1999, S. 138-139.