1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Kıbrıs Meselesi ve Rauf Denktaş

Ali Fikret Atun
“Biz yaşamak isteyen, haysiyet ve şerefi ile yaşamak isteyen bir milletiz...”

... “Efendiler, dış siyasetimizde başka bir devletin hukukuna tecavüz yoktur. Ancak hakkımızı, hayatımızı, memleketimizi, namusunuzu müdafaa ediyoruz ve edeceğiz.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk

SON zamanlarda kitle iletişim vasıtalarını kullanarak Rauf DENKTAŞ’ı karalamaya ve yıpratmaya yönelik yazıların yayınlandığına ve televizyon programlarının yapıldığına şahit olmaktayız. Hiç şüphesiz, Rauf DENKTAŞ aleyhinde sürdürülen bu karalama kampanyası Kıbrıs Türk halkını ve Kuzey Kıbrıs’taki Türk yönetimini güçlü, yetenekli, bilgili ve cesur bir liderden; usta bir politikacıdan mahrum bırakmak için yapılmaktadır. Şurası bir gerçektir ki, sözü edilen bu kampanyanın arkasında Rum-Yunan ikilisi ve Avrupa Birliği (AB) durmaktadır.

Rauf DENKTAŞ, Kıbrıs’ta İngiliz okulundan mezun olduğu yıllarda (1941), adada yaşayan Türk halkı, Dr. Fazıl KÜÇÜK’ün liderliğinde Rum-Yunan ikilisinin esiri olmamak; Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhak edilmesine (ENOSİS), Türk Kıbrıs’ın Yunan çizmeleri altında ezilmesine engel olmak ve Kıbrıs Türk halkının, adada kendi toprakları üzerinde özgürce ve güven içinde yaşayabilmesi için uygun bir ortam yaratma mücadelesi veriyordu. Bu kutsal mücadelede Dr. Fazıl KÜÇÜK’ün saflarında yerini alan Rauf DENKTAŞ kısa zamanda onun sağ kolu olmuş ve genç yaşında kendini Kıbrıs Türklerine atalarından miras kalmış o büyük dâvanın içinde bulmuştur. O günden itibaren Rauf DENKTAŞ, başlangıçta Dr. Fazıl KÜÇÜK ile birlikte; Dr. Fazıl KÜÇÜK öldükten sonra, Türk halkının büyük bir çoğunlukla seçtiği bir toplum lideri olarak ömrünü Kıbrıs Türk halkının özgürlük mücadelesine hasretmiştir.

Rauf DENKTAŞ , dünyada pek az devlet adamının sahip olduğu müzakere yetenekleri olan; Kıbrıs meselesini çok iyi bilen; müzakerede karşısında bulunanların çevirmek istedikleri entrikaları ve oynamak istedikleri oyunları anında sezinleyerek tedbirlerini alan; yılların deneyimine sahip, bilgili, çok yetenekli, gözü pek, bileği ve yüreği kavi, cesur bir politikacıdır. Sahip olduğu deneyimlerini ve yeteneklerini ustaca kullanarak Kıbrıs Türklerini, İngiliz koloni yönetiminden çıkartmış; Rum-Yunan ikilisinin 1963 yılında başlayan ve 1974 yılına kadar devam eden acımasız silâhlı saldırılarına göğüs germiş; bütün sorumlulukları en ufak bir tereddüt göstermeden omuzlamış, Kıbrıs Türkünün geleceği belirsiz o karanlık günlerde Rumların boyunduruğu altına girmesini önlemiştir. Özetle denilebilir ki Rauf DENKTAŞ ‘a güvenen ve inanan Kıbrıs Türkleri onun kararlı liderliğinde bütün güçlükleri ve yılgınlıkları yenmiş; Rumların boyunduruğu altına girmemiş, Rum-Yunan ikilisine esir olmamış ve K.K.T.C’ni kurarak kendi kendini yönetmeye başlamıştır.

Şunu hemen belirtmek isterim ki. Kıbrıs’ta Türk halkının yıllardan beri vermekte olduğu özgürlük mücadelesi bir muharebeden, bir savaştan farksızdır. Savaşlar ve muharebeler gözü pek, yüreği kavi komutanlarla yapılır. Merhum Dr. KÜÇÜK ve Rauf DENKTAŞ Kıbrıs Türklerinin verdikleri özgürlük mücadelesinde onlara liderlik yapmışlar; en güzel yıllarını seve seve bu kutsal mücadelede harcamışlar ve toplumlarını selâmete çıkartmak için ömürlerini fedâ etmişlerdir.

Kıbrıs Türkünün geçirdiği o karanlık ve kâbus dolu yılların yürekler acısı durumunu Rauf DENKTAŞ ‘tan daha iyi bilen var mıdır? Bugün onu karalayan ve saf dışı etmeye çalışanlar Rauf DENKTAŞ‘ın omuzlarında taşıdığı yükün kaç çile ve mihnet yılı ağırlığında olduğunu acaba biliyorlar mı? Unutmayalım ki, bugün Kıbrıs Türkü, üzerinde yaşadığı K.K.T.C. topraklarında ana bağrının sıcaklığını duyuyorsa; bu gök, bu deniz, bu topraklar benimdir diyebiliyorsa bunların hepsini Rauf DENKTAŞ‘a ve yıllarca Kıbrıs Türkünü canı ve kanı pahasına koruyan ve kutsal özgürlük mücadelesinin temel unsuru olan Türk Mukavemet Teşkilâtı’na (TMK) ve “Barış Harekâtı”nı gerçekleştiren Türk milleti ile onun gözbebeği olan “Mehmetçik”e borçludur. Bu nedenle Kıbrıs Türk halkının bu uğraşta emeği geçenlere ve toprağı öpülesi Anadolu halkına “gönül borcu, şükran borcu, can borcu” vardır.

Kıbrıs Türkü, Rauf DENKTAŞ’ın liderliğinde hâlâ adada Rumlara karşı bir var olma ve yok olma mücadelesi vermektedir. Bu mücadeleyi başarı ile sonuçlandırabilmek için Rauf DENKTAŞ altmış yıla yakın icraatı boyunca Türkiye’nin belirlediği Kıbrıs meselesine ilişkin millî politika çizgisinden hiç ayrılmamış; Kıbrıs Türkünün kutsal özgürlük mücadelesini Türkiye ile koordineli ve işbirliği içinde sürdürmüş; müzakerelerde, her zaman Türkiye’nin ulusal çıkarları ile ahdî hukukunu ve Kıbrıs Türk halkının uluslararası antlaşmalardan doğan haklarını ön plânda tutmuş; Türk milletinin çıkarlarını ve Kıbrıs Türklerinin haklarını büyük bir maharetle savunmuştur.

BM Genel Sekreteri Kofi ANNAN’ın Kıbrıs sorununu çözüme kavuşturmak için ortaya koyduğu plân, tamamen Yunanistan ile Kıbrıs Rum yanlısı bir içeriğe sahiptir. Özetle “Annan Plânı”, Kıbrıs’ta yaşayan Türk ve Rum toplumlarını 1963 yılında başlayan toplumlararası çatışmalara sürükleyerek; Kıbrıs Türklerini azınlık durumuna düşürüp adadaki varlığını sona erdirecek; Türkiye’yi adadan tamamen çıkararak Kıbrıs’ı AB’ne ve dolayısı ile Yunanistan’a bağlayacak tehlikelerle doludur. Plânı mevcut hâli ile kabul edip imzalamak Türkiye ile K.K.T.C.’nin ulusal çıkarlarına telâfisi imkânsız zararlar verecektir. Bazı çevrelerin bu gerçekleri dikkate almadan Rauf DENKTAŞ’a zaman zaman hakarete varacak ölçüde eleştiriler yöneltmeleri; Türk milletine mâl olmuş ve bir millî dâva özelliği taşıyan Kıbrıs meselesini sadece Rauf DENKTAŞ‘ın kişisel sorunu olarak göstermek çok yanlış olup, ona karşı yapılmış en büyük haksızlıktır.

Şurası bir gerçektir ki, adada Türkler hâlâ ölüm, kalım mücadelesi vermektedirler. Rauf DENKTAŞ, Kıbrıs Türk halkının seçilmiş bir cumhurbaşkanı, yeri doldurulamayacak lideri ve Türk milletinin millî kahramanı olup, bütün ömrünü Türk halkının kutsal özgürlük mücadelesine adamış inançlı ve kararlı bir dâva adamıdır. Bugün hâlâ Rauf DENKTAŞ kararlı bir tutum, sarsılmaz bir inanç ve çok güçlü bir imanla Kıbrıs sorununu çözüme kavuşturmak ve Kıbrıs Türk halkına her türlü tehlikeden uzak, güven içinde, özgürce yaşayabilecekleri bir vatan yaratabilmek için sağlığını fedâ edercesine mücadelesini sürdürmektedir.

Rum-Yunan ikilisinin bilerek ve maksatlı olarak çözümsüzlüğe ittiği Kıbrıs meselesinin, nereden çıktığı ve kimin söylediği belli olmayan “çözümsüzlük çözümdür” deyiminin bütün günahlarını Rauf DENKTAŞ‘a yüklemek ve onu uzlaşmaz olarak göstermek, Rum-Yunan ikilisinin hâlen adada sürdürdüğü “Düşük Şiddette Çatışma”nın(*) önemli bir parçasıdır.

Bugünlerde Kıbrıs meselesinin çok kritik ve en hassas bir dönemden geçtiği üzerinde hemen herkes fikir birliği içindedir. Böyle bir durumda Kıbrıs Türklerinin Rauf DENKTAŞ‘a arkalarını dönerek yeni bir lider arayışı içine girmeleri; onu karalayıp, yıpratmaları hiç şüphe yoktur ki bu aşamada, Kıbrıs Türkünün vermekte olduğu millî mücadeleye çok büyük zararlar vermekle kalmayacak, aynı zamanda Rum-Yunan ikilisinin amaçlarına hizmet edecek ve müzakere masasında Rumların elini kuvvetlendirecektir. Kıbrıs meselesinin bu en krtik sürecinde Kıbrıs dâvasına gönül vermiş, uğruna baş koymuş her Türk’e düşen en büyük görev Rauf DENKTAŞ‘ın etrafında eskiden olduğu gibi kenetlenerek ona azamî ölçüde destek olmak ve müzakere masasına çok güçlü bir şekilde oturmasını sağlamaktır.

Sonuç:

Toplumlararası görüşmelerin uzayıp gitmesi ve bugüne kadar Kıbrıs sorununa kalıcı bir çözüm bulunamaması Rum-Yunan ikilisinin izledikleri hileli ve kaypak Kıbrıs politikalarının bir sonucu olup, sorunun çözümsüz kalmasının yegâne sorulusu Rum-Yunan ikilisidir. Anılan ikilinin Kıbrıs’ta “ENOSİS”e giden yolu açık tutmak için izledikleri strateji, toplumlararası müzakereleri mümkün olduğu kadar uzatıp zaman kazanmak; bu süre içinde Kıbrıs Türklerini “Düşük Şiddette Çatışma” taktikleri ile çökertmek; Kıbrıs sorununu uluslararası plâtformlara taşıyarak dünya kamuoyunu kendi taraflarına çekip, Kıbrıs sorununu büyük devletlerin yardımları ile kendi leyhlerine olacak şekilde çözüme kavuşturmayı öngörmektedir.

Şu anda bütün gücümüzü Türkiye’nin Kıbrıs üzerindeki ahdî hukukunu, hak ve menfaatlerini; Kıbrıs Türklerinin adadaki eşit siyasî haklarını ve egemenliğini koruyan âdil, kalıcı, tarafları tatmin edecek bir çözüm üzerinde toplamak ve başarıya yönelmek dururken; biz cephelere bölünerek birbirimizle boğuşmaya ve söylenmeyecek sözler söylemeye, beyanatlar vermeye başladık. Bununla da yetinmeyerek Türk halkının birlik ve beraberliğini; mücadele azim ve iradesini ortadan kaldırmak için ne gerekiyorsa hepsini yapmayı marifet saydık.

Rum-Yunan ikilisi karşısında müzakere masasında yenik düştüğümüz takdirde ve Türkiye’nin adadan ayrılması hâlinde, milletin bireyleri dahil, devletin bütün kurum ve kuruluşları ile sivil toplum örgütlerinin; kitle iletişim vasıtalarında görev yapan personelin bu yenilgiden derece derece sorumlu ve suçlu olacağını hiç ama hiç düşünmedik. Hiç şüplesiz bu durum karşısında tarih hiçbirimizi affetmeyecektir.

Kıbrıs sorununa yüce Türk milleti ile kahraman Türk halkının ada üzerindeki ahdî hukukunu; ulusal hak ve menfaatlerini en mükemmel bir şekilde sağlayacak âdil, kalıcı, tarafları tatmin eden bir çözüm bulmak Rauf DENKTAŞ‘ın en başta gelen hedefidir. Hepimiz onun bu hedefe ulaşmasına destek olmakla yükümlüyüz.

DİPNOT

(*) Düşük Şiddette Çatışma: Sınırlı politik ve askerî bir mücadeledir. Terörü, örtülü, sinsî, bölücü ve yıkıcı faaliyetleri, diplomatik, ekonomik ve psikolojik alanda bir baskı unsuru olarak kullanmak suretiyle; politik, sosyal, ekonomik ve psikolojik hedeflere ulaşmayı amaçlar. Muntazam ordularla yapılan harbin kısasında kalır. Sınırlı silâhlar, taktikler ve şiddet kullanılarak döğüşülen bir harp şeklidir. (Tradoc Pam.; 525-44; 10 Şubat 1986, s: 1)