1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Kerkük’em, Erbil’lem, Türkmen’em Türk Kalacağam

Nefi Demirci
Nasıl ki Diyarbakır dünya durdukça, Türkiyemiz içinde Türk ve payidar kalacaksa, Kerkük de bütün bu olumsuzluklara rağmen var oluşundan bu yana Türk kaldı ise, bundan sonra da Türk yurdu olarak kalacaktır. Bundan, çok değil 20-25 yıl önce ağyarın ayak basamadığı, geldikleri görüldükleri vakit, Türk toprağı içinde sırıttıkları, bir türlü uyum sağlamadıkları, sağlayamadıklarından dolayı terk etmek zorunda kaldıkları gibi, eminim dağdan inen bu insanlar geldikleri gibi çekip gideceklerdir.

AB’nin yolu Diyarbakır’dan geçer diyenlerin çoğaldığı bu günlerde, Kürdistan’ın kalbi Kerkük’te atar diyenlerle aynı emel ve hayâl içindedirler. Birisi siyasî amaçla söylenmiş, diğeri petrolü düşünmüş, unutulan şu ki yol buralardan geçmez, atan kalpleri de Kerkük’te atmaz. Milletin, Türk milletinin inancından, cetlerinin kanıyla sulanan, her karış toprağında Türkün alın teri bulunan, şahadet mertebesine ermiş kefensiz yatan şühedanın inancından, imanından ve BOZKURDUN gösterdiği yoldan geçer.

Bugün kimin aklına gelirdi, Diyarbakır’da Türkün ebedî ve ezelî bayramı olan Nevruz şenliklerinde Kerkük’ün adının geçeceği veya güney sahillerimizin, çizilen hayâlî Kürdistan haritalarının içine alınacağı, Kerkük’ü aldıkları gibi.

Büyük hem de çok büyük bir oyunla karşı karşıyayız.

Kerkük derken, yalnız z adı Kerkük olan şehri mi kasdediyorlar? Yoksa güvenli bölge dışında bırakılan 2.5 milyon Türkün yaşadığı Telafer’den Mendeli’ye kadar uzanan Türk topraklarını mı? Bu toprakların tümünü Kerkük olarak nitelendirmek, özellikle benim için sevindiricidir, zira ben tarih öncesinden beri bu topraklarda yaşayanlara Kerkük Türkü dedim.

Peki ne vakitten beri buraları Arap veya Kürdün olmuş? Basın tarihine bakın, ilâç için bir tek Kürtçe yayın (son dönemlerde Erbil hariç) gösterebilirler mi? Yıllarca yaşadığımız topraklarımızda bir tek Kürtçe kütüphaneye şahit olmadık. Mahallelerin, sokakların veya semtlerin adları ne Kerkük’te ne de Tezehurmatu, Tuzhurmatu veya Talefer’de Kürtçe değil idi. MUSALLA’da yatan binlerce insanın, Türk insanının mezar taşlarındaki yazılar buna şahittir. Ama gelin görün ki, yapılan propagandalar, utanmadan uydurulan yalan ve düzmece yayınlar MEDYA TV’de, Minorsky ve benzeri yazarların yayınlarını kaynak göstererek, değil Kerkük, Ankara’yı bile Kürt toprağı saymaktadırlar. Kerkük’te Türk ailesi yokmuş, bütün köklü aileler Kürtmüş, ama Türkleşmişlermiş, kütüphaneler Kürt kütüphaneleri imiş, Kerküklü Türk oğlu Türk divan şairi tanınmış Hicri Dede Kürt imiş, Kalede yaşayan Hristiyan Türkler, onlar da Kürt imişler, daha neler ve neler!

21-22 Temmuz 2001 tarihinde Londra’da “Kardeş Kavimlerin yaşadığı, kardeş şehir Kerkük’ün, Irak’ın geleceğindeki önemi” konulu bir panel, Kerbela Araştırmalar Vakfı tarafından düzenlenecek.

Akla ilk gelen, neden Türk bölgesi olan, Türklerin yurdu olan Kerkük konusu seçiliyor da, Kerbela, Bağdat, Basra seçilmiyor? Bağdat’ta da Araplar, Türkler, Kürtler, Asurîler, Feyliler yaşar. Değişik etnik grupların yaşadığı Bağdat şehri Irak’ın istikbalinde Kerkük’ten daha fazla önemli olsa gerek, Basra da öyle.

Ama işin içinde ince bir oyun var, bilmem hangi insan hakları veya, Avrupa parlâmenterleri toplantı yeri olarak Diyarbakır’ı seçtikleri gibi, maksatlı olarak Kerkük seçilmiştir.

Bir kere Kerkük demekle şehir kastedilmiyor, Türkler, Türkmenlerin yaşadığı, sahibi oldukları topraklar kastediliyor, toplantı zengin olan bu topraklara sahiplenme kavgasıdır, benim midir senin midir, yalan yanlış ve de yanlı, Sevr’in ideolojisini taşıyanların dinmeyen hırslarının, kinlerinin davranışlarının oyunudur bu toplantı.

Bu oyuna gelindiği takdirde dünya kamuoyunda Kürt olarak lanse edilen Kerkük, Kürt toprağı olarak tescil edilir. Bütün Türkmen kuruluşları konuyu iyi değerlendirip güçlü bir ekiple katılmalı, siyasî, tarihî ve sosyal yönden hazırlık yapıp daha çok İngilizce olarak bilimsel tebliğler sunmalıdırlar.

Bilim çağı olan bu çağda, Türkmenlerin bilimsel olarak, oturmuş, ileriye dönük millî menfaatlerimiz ön plânda tutularak idare edildiğini söylemek 3 milyon Türk’e haksızlık olur. Kürtlerin büyük Kürdistan’ın peşinde oldukları her hâllerinden belli. Kerkük’ü istemekte, bin bir yalan uydurarak bizimdir, Kürt toprağıdır diye iddia ederek uğraşmaktadırlar, Sevr’in tatlı hâyalleri içinde sömürgecilerin işlerini kolaylaştırmada, ön saflarda koşmalarından daha doğal ne olabilir? Arapların böyle bir iddiaları, kaygıları yok, nasıl olsa yıllardan beri zorla Araplaştırmayı sürdürmektedirler. Sonuç da almışlar.

Gerçek başka, hislerimizle konuşma yazma başka.

Ben, Kerkük, yani Türklerin yaşadığı topraklar bizimdir, Türkündür diyorum, kanaatim, inancım bu yöndedir, Türkmenlere güven içindeyim, onun için ümitliyim. Ama bir yandan da endişeliyim, içim kan ağlıyor, hele Nevruz’da Diyarbakır’da görülen manzara, atılan sloganlarda Kerkük’ün isminin geçmesi, uydurma ve yalan haber de olsa anlamlıdır, acaba ne ifade edilmek istenmiştir?

Sakın topraklarımıza göz dikenler hâyal ettikleri Kürdistan’ın haritalarında içine aldıkları güney sahillerimizi ve petrol zengini olan Kerkük topraklarını Kürt sanıp düşlemiş olmasınlar?

1) Kerkük’em. Erbil’lem = Kerkük’üm. Erbilim. Menem = Benim

Kalacağam = Kalacağım