1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Kemal’in son askerleri

Turgay Tüfekçioğlu
Kemal’in son askerleri

İSTİKLÂL Savaşı’nın gazilerinden bugün hayatta kalan son üç kahramanımız:

111 yaşında GAZİ YAKUP SATAR Eskişehir’de,

110 yaşında GAZİ ÖMER KÜYÜK Çorum’da,

106 yaşında GAZİ VEYSEL TURAN Konya’da yaşıyorlar.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu olan Türk ordusunda İstiklâl Savaşı’nda askerlik yapan ve şu anda hâlâ hayatta olan üç gazimize , İSTİKLÂL SAVAŞI’NIN BU SON GAZİLERİNE, O BÜYÜK SAVAŞIN YAŞAYAN SON ERLERİNE, GAZİ MUSTAFA KEMAL’İN SON ASKERLERİNE milletçe şükranlarımızı sunuyor ve uzun ömürler diliyoruz.

Türkiye’yi kuran Türk ordusunda görev alan bu gaziler hayatta iken sakın ola Türkiye’nin AB karşısında resmî tasfiyesi demek olan AB ile tam üyelik görüşmelerine başlanılmasın. Neden denirse, 15 Aralık 2004’te Avrupa Birliği Parlâmentosu’nda kabul edilen Türkiye raporunun bazı maddeleri şunlardır:

• Komisyon, katılım görüşmelerinde tarih verilmesini önermez ve görüşmelerin açık uçlu bir süreç olduğunu, hiçbir şekilde garanti edilmemesi gerektiğini dikte eder.

• 2001 ve 2004 yılında iki büyük paketle anayasal reformlar yapılmış olmasına rağmen Türkiye’de hâlen 1982 anayasası yürürlüktedir.

• Kürt halkı Türk cemiyetinin önemli bir kompanentini (bölümünü) teşkil ettiğinden Kürtlerin hakları genişletilerek tanınmalıdır.

• AB parlamentosunca Türk yetkililerine daha önce bildirilmiş olmasına rağmen Rum Ortodoks HALKİ (Heybeliada) ruhban okulu hâlâ açılmamıştır .

• Leyla Zana ve arkadaşları, âdil olmayan şekilde hapis edilmeleri sonucu serbest bırakılmışlardır. Şu anda Kürtleri siyasî yapıya entegre etmeye çalışmaktadırlar.

• Avrupa Birliği’nin 17.07.1987 tarihli kararında belirtilen Ermeni meselesi ile ilgili konularda gelişme sağlanamamıştır.

• Doğu Anadolu’da Kars yakınlarında bulunan ANİ’de Ermenilerin hacı oldukları yıkılmış Er meni kilisesi yeniden açılmalıdır. Türk tarihçi Halil BERKTAY’ın soykırım ve ulusların yeniden ilişkilerinin tesis edilmesi ile ilgili dikkate değer çalışması, atılması gereken hayatî adımlardır; fakat bu gelişme için Ermeni sınır kapısının öncelikle açılması gerekir.

• Kıbrıs meselesi konusunda, AB ülkeleri Türkiye’nin Kıbrıs’ı tanımamasından ve 30 000 Türk askerinin Kuzey Kıbrıs’ta bulunmasından rahatsızdır.

• Yeniden değiştirilen Türk Ceza Kanununun 305. maddesindeki “Millî menfaatleri tehdit” maddesi fikir özgürlüğü, özellikle Kıbrıs ve Ermeni meselelerinde kullanılabileceğinden, 1950 İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Anlaşmasına aykırı olduğundan yürürlükten kaldırılmalıdır.

• Türkçe dışında ana dillerde ( Kürtçe, Cırcassion (Çerkezce), Ermenice, vb.) özel dil kurslarının açılması konusunda Türk devletinin kanunî değişiklikler yapması memnuniyet vericidir, Türkiye devleti bu alanda kısıtlamaları kaldırmalı ve azınlık dillerinde eğitim hakkı da tanımaya çağrılmaktadır.

• Türkiye gayrimüslim azınlıkların da haklarını genişletmeli ve azınlık dillerinde eğitim hakları vermeye zorlanmalıdır.

• Türkiye etnik ve dinsel azınlıkların kültürel mirasını korumaya devam etmelidir. Bu meyanda UNESCO’nun kültürel miras kabul ettiği ANİ, Hasankeyf, Zeugma veya Aghtamar bölgelerini korumalıdır.

• Tarihî çevresel değerleri risk altına sokacak Munzur vadisine ve Ilısu’ya yapılacak barajlar ve Bergama’da altın arama gibi AB çevre İnsan Hakları standartlarına uymayan projelerden vazgeçilmelidir.

• Yüzde 10’luk ülke barajı seçim sisteminde düşürülmelidir, böylece Büyük Millet Meclisi’nde geniş yelpazede politik güçler temsil edilmelidir. Özellikle Kürt partiler.

• DEHAP gibi demokratik partilerin fikir özgürlükleri sağlanmalıdır. DEHAP’ın yargılanmasından ve kapatılma tehlikesinden Avrupa Birliği üzüntü duymaktadır.

• Yeni hazırlanacak olan Anayasa AB üyeliğinin içerdiği değişiklikleri kapsamalıdır ve modern anayasa Türk devletinin modernizasyonunu sağlamalıdır.

• 1999 tarihinden bu yana Güneydoğudaki gelişmelere dikkat çekilerek evlerinden edilenlerin köylerine yerleştirilmesi, Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi gibi uluslar arası kurumlarla iş birliği yapılarak sağlanmalıdır, bunu önleyen köy koruyucu sistemi kaldırılmalı, bu konudaki engeller kaldırılmalıdır.

• 1987’de Avrupa Birliği’nce kabul edilen karara göre 1915’te Ermenilere yapılan soykırımı Türkiye kabul etmelidir ve AB, sınır kapısını en kısa sürede açmasını Türkiye’den ister.

• Türkiye dinî azınlıklara ve topluluklara çıkartılan zorlukları kaldırmalıdır. İbadethane kanuni statü, okul ve iç yönetim konularında kısıtlamalar kaldırılmalı, kısa sürede Yunan, Ortodoks, HALKİ(Heybeliada) Ruhban Okulu açılmalı, Hıristiyan kilisesine resmî ekümenlik tanınmalı, hükûmete çağrı yapılarak Alevîlerin tanınması ve korunması, Cem evlerinin ibadethane olarak tanınması ve bütün dinî eğitimlerin gönüllülere verilmesi ve sadece Sünnîleri kapsamaması aynı zamanda Hıristiyan azınlıklar ve gruplar da buna dahil edilmelidir. (Greek of İstanbul, İmbros ve Tenedos)

• Komisyonun tavsiyesi görüşmelerin uzun süre alacağıdır. Tarım, yapısal politikalar, Türk işçilerinin serbest dolaşımı gibi Türkiye’nin isteklerinin yerine getirilmemesi Türkiye’nin AB müktesebatını uygulamamasına mazeret teşkil etmemelidir.

• Görüşmelerin başlaması uzun sürecek bir sürecin başlangıcıdır, bu kesin alma sözü değildir. Garanti verilmediğine (otomatik girişin olamayacağına) konsey dikkati çeker. Bu iki tarafın gayretine bağlıdır. Görüşmelerin başlaması otomatik girişin olacağı göstergesi değildir.

Amacı Türkiye’yi parçalamak olan bu kararları yorumlamayı siz sayın okuyuculara bırakıyorum. AVRUPA YOKKEN DE TÜRKLER OLARAK BU TOPRAKLARDA VARDIK. AVRUPA YARIN OLMASA DA TÜRKİYE YİNE BU TOPRAKLARDA VAROLACAKTIR.

“Avrupa Birliği Muhiplerine” gelince:

Avrupalı (!) olma uğruna her millî kazanımımızı AB’ye bir an önce devretme gayretinde olanlar, siz “AB muhipleri”, 1963 Ankara Anlaşması’ndan beri 41 yıldır Avrupalı olmayı beklemekte ve yıllar geçtikçe de sabırsızlanmaktasınız, bunu çok iyi biliyoruz.

“AB muhipleri” kendileri açısından gazi, şehit, vatan, millet, bağımsızlık, egemenlik, bayrak, millî marş, başkent, millî sermaye, millî devlet.... gibi kavramların “AB kitabında” yeri olmadığından bunların hızla ortadan kaldırılma çalışmalarını bizlere gece gündüz anlatıyorlar dinliyoruz. Numaracı cumhuriyetçiler, bölücüler ve diğer işbirlikçiler kaç kişidir, onları tetikleyen hangi etnik ve Euro’tik-parasal sebeplerdir bilemeyiz. Ama şunu çok iyi biliyoruz ki İstiklâl Savaşı’nın kahramanlarının kanla irfanla kurdukları millî devletimizi AB yollarında perişan edip yıkmak istiyorlar.

Millî devletimizin kurucusu Kemal’in askerlerinin son üç gazisi sizler Allah gecinden versin ama Gazi Kemal’in yanına gittiğinizde İstiklâl Savaşı’nın tüm şehitlerine ve gazilerine söyleyiniz ki Türk vatanında daha her şey bitmedi.

O İstiklâl Savaşı ordusunun son üç gazisini de kaybedersek o ordumuzdan bu dünyada yaşayan kimse kalmayacak ama Türk vatanında bugün yaşayan millî devletimiz için sonuna kadar mücadele edecek daha çok evlâtlarınız var.

O vatan evlâtlarından birisi de Necip Hablemitoğlu kardeşim idi. 17 Aralık 2002’de Ankara’da şehit edildi. Kanije ve Uyvar adlı iki kız evlâdını Türk milletine emanet etti ve atalarının yanına gitti.

Necip, Kemal’in fikir askerlerindendi, sıradaki, nöbetteki, görevdeki milyonlarca diğer Türk gibi.