1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Kaynayan kazan

Hüseyin Adıgüzel
TÜRK milleti, yayıldığı çok geniş coğrafyada çok büyük meselelerle karşı karşıya kalmış, çıkış yolu arıyor. Teknolojideki akıl almaz gelişmeler dünyayı âdeta iç içe yaşayan milletler hâline getirdi. Aynı zamanda teknolojideki bu gelişme pazar darlığı yarattı. Azalan pazarları bölüşmek, paylaşmak ya da pazardan ortak pay alabilmek iç güdüsü devletleri harekete geçirdi. Devletler büyük birlikler oluşturmaya başladı. AB, BDT, AMT, İUT gibi. Bu toplulukların genel amacı ekonomik olmasına karşın, NATO, İK, İ.Ü.B gibi kuruluşların amacı siyasî. Günden güne büyüyen ve gelişen bu toplulukların amacı, dünya pazarından azamî pay kapabilmek ve insanların refah düzeyini devamlı yüksekte tutabilmek diyebiliriz.

Yukarıda ismini saydığımız ekonomik yönü ağır basan toplulukların hiçbirinde Türk milletini hattâ İslâm âlemini görmemiz mümkün değil. Yani Türk âlemi paylaşanlar sınıfında değil, paylaşılanlar sınıfında yer alıyor. Bu durum elbette, Türk milletiin maddeten ve mânen eziklik ve utanç duymasına sebep oluyor. 5000 yıllık tarihe sahip bir milletin paylaşılanlar içinde bulunması gerçekten çok üzücü. Türk milleti niçin bu durumda? Neden dünya arenasında hak ettiği yeri bir türlü alamıyor? 200 milyonluk nüfusa, zengin yer altı ve yer üstü kaynaklarına ve yetişmiş elemanlara sahip bir millet nasıl böyle bir durumda oluyor?

Tüm Batının Türk düşmanı olduğunu, Türk milletini Orta Asya’nın bozkırlarına sürme, eski Hristiyan topraklarının tümünü yeniden ele geçirme niyeti bulunduğunu, -hiçbir komplo teorisine yer vermeden- biliyoruz. Arap âleminin din kardeşi olmamıza r ağmen, Türk milletine düşmanlık beslediklerini de biliyoruz. Yani millet olarak ne İsa’ya, ne de Musa’ya yaranabilmişiz. Fakat, bu düşmanlık hâdisesine gerçekçi bir gözle baktığımız zaman, hâdisenin böyle tecelli etmesinin eşyanın tabiatına uygun olduğunu anlıyoruz.Çünkü, Türk milleti tarihin gördüğü en büyük milletlerden biridir. Hem Batılılar, hem coğrafyamız hinterlandında yaşayan diğer milletler, Araplar, Ermeniler, Kürtler, Farslar, Ruslar vs. bu milletin neler yapabileceğini bizden iyi biliyorlar. Bu yüzden bize olan düşmanlıklarını canlı tutuyorlar. Ve gücümüzü asgariye indirebilmek için de zaaflarımızdan azamî şekilde faydalanıyorlar. Onların bunları yapması doğal haklarıdır. Ve onların bu düşünceleri bizim için bir mesele teşkil etmiyor. Burada esas mesele onların tutum ve davranışlarına karşı bizim ne yaptığımızdır. Vatan dediğimiz coğrafya, bağımsızlık dediğimiz egemenlik hakları, bayrak dediğimiz simge kendi kendilerini koruyacak değil, onları koruyacak olan bizleriz. Bana göre bu yüzden can alıcı soru, bizim ne yaptığımızdır. Bütün bu düşmanca tavırlar, ver kurtullar, dayatmalar karşısında biz ne yapıyoruz?

Türklerle meskûn coğrafyaya şöyle bir baktığımızda, bir kaynar kazanla karşı karşıyayız. Bu coğrafyanın hiçbir yerinde, millî şuur sahibi, birlik, beraberlik duygusu kuvvetli, kederde ve sevinçte ortak, refah düzeyi yüksek bir topluluk göremiyoruz. Her yerde kaos, her yerde hiç olmazsa fikrî kargaşa, her yerde kavga var. Kaynar bir kazanın içinde bir yerlerimiz yana yana çalkalanıp duruyoruz. Birbirimizi yemekten bizi yemek için etrafımızda dolaşan canavarları göremiyoruz. Göremediğimiz için de gerekli tedbirleri alamıyoruz.

Afganistan’da savaş oluyor Türkler eziliyor. Irak’ta savaş oluyor, Türkler eziliyor. Makedonlarla Arnavutlar çarpışıyor, olan Türklere oluyor. Azerbaycan’da, Kıbrıs’ta iktidar ile muhalefet birbirlerini hain diye suçluyor. Türkiye AB ve ABD yandaşları ile karşıtları olarak ikiye bölünmüş durumda. Tataristan ve Çuvaşistan’da halk sokaklarda. Neresinden bakarsanız bakınız, yangın yerine dönmüş bir Türk dünyası karşımızda duruyor. Milletimizin morali sıfır, yarın endişesi içinde ne yapacağını bilemez durumda. Refah düşük, moralsiz, sadece karnını doyurabilme telâşı içinde, millî ve kültürel değerlerine, bağımsızlığına, toprak bütünlüğüne yapılan saldırıları kayıtsızca seyrediyor. İlk yapılacak şey bu yangını söndürmek, millî şuuru uyanık tutmak, millî birlik ve dayanışma duygusunu yükseltmektir.

Millî şuuru yükseltmeye, vatanın bölünüp parçalanmasını önlemeye, Türk milletinin bekası için fedakârlık yapmaya hazır olan herkes Türkçülük bayrağının altında toplanmalıdır. Geçmişte büyük bir hata olarak yaşadığımız sağcı-solcu, ilerici-gerici, alevî-sünnî gibi sunî bölünmeleri bir kenara atmak zorundayız. Kurtuluş Savaşı’na başladığımız yıllarla kıyaslanabilecek bir tehlikenin önümüze kadar geldiği durumda, kişisel hesaplarımızı unutmalı, bir ve beraber olarak vatanımızı ve milletimizi korumalıyız. El ele, gönül gönüle ortak düşmana karşı Kuvay-ı Milliye ruhunu tekrar ortaya koymalıyız.

Ev ev, kapı kapı dolaşmalı, gerçekleri milletimize anlatmalıyız. Hemen her köyde, kasabada, şehirde, salon toplantıları sık sık yapılmalı, büyük şehirlerde genel katılımlı büyük mitingler tertip edilmeli. Öğretmenler sınıfta, iş adamları iş yerlerinde, yazar çizerler gazete ve dergilerde, doktorlar hastahanede, avukatlar baroda, mühendisler büroda, emekliler derneklerinde, kahvelerinde milleti uyarmalı, tehlikenin büyüklüğünü gözler önüne sermelidir. Ulusal seferberlik ruhu içinde el ele, gönül gönüle “herşey Türklük için”, şiarı altında birleşerek hareket etme zamanı gelmiş, hattâ geçiyor bile... Bu durumda duran, dinlenen yanar, koşan, çalışan başarır.

Artık uyanmalıyız, artık silkinip kendimize gelmeliyiz. Başka bir Türkiye yok. Bunu kesin şekilde anlamalıyız. Ya bu topraklar üzerinde hür ve müreffeh bir şekilde yaşayacağız, ya da yok olup gideceğiz.

Ülkemiz güllük gülistanlık değil. Hükûmetlerin bir takım yanlış uygulamaları vatandaşlarımızı canından bezdirmiştir. Herkes sığınacak bir yer arıyor. Ülkeden ve yapılanlardan bıkmış durumda... Türk’üm diyen herkes ikinci, hattâ üçüncü sınıf vatandaş muamelesi görüyor. Bütün bunlar doğru, ama doğru olan bir şey daha var: Bu topraklar bizim vatanımız, yapılan tüm yanlışları düzeltmek bizim elimizde. Vaz geçersek belki canımızı kurtarabiliriz. Fakat, onurumuzu, insanlığımızı milletimizi kaybedeceğimizi bilmeliyiz.

Bütün bunları milletimize iyi anlatabilirsek, izan ve idrak sahibi milletimiz bu tehlikeyi de kazasız belâsız atlatır. Yangını söndürür, kaynayan kazanı ateşten indirir.

Böyle vurdum duymaz olmaya devam edersek unutmayalım ki; “Her toplum lâyık olduğu şekilde yönetilir”.