1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Kardeşi ve Kalleşi Ayırmalıyız

Bahadir Çelikbaş
Bütün dünyada binlerce yıldır, milletler bağımsız bir devlet kurabilmek için çaba harcıyor. Çok sayıda soydaşımız bu bağımsızlığı kazanmak için kanını hainlere sebil ediyor. Biz böylesine bir servetin kıymetini bilemiyoruz. O kadar zayıf bir milliyetçilik anlayışımız var ki, milletimizi bölmek isteyenlere karşı bile duruşumuzu belirleyemiyoruz. Milliyetçi diye tabir ettiğimiz insanlar içerde ve dışarıdaki düşmanlarımıza karşı sebebini anlayamadığım bir sevgi besliyor. Bu sevgi bazen haddini o kadar aşıyor ki, bilime ihanet edercesine her topluluğu Türk soyuna ulamağa çabalıyor. Gerçek Türk Milliyetçileri mensup olduğu kültürü ve tarihi gayet iy i bilir. Bu vatanı sevenler şunu da bilsin ki Stalin’i yoldaş görenlerle Barzani’yi soydaş görenler arasında hiçbir fark yoktur.

Ülkede iktidara gelip gidenler cesaret edip söyleyemese de milletimiz kimlerin hain, kimlerin dost olduğunu uzun yıllardır bilmektedir. Tarihte çok az kişi bu cesareti kendinde bulmuş ve türlü tehlikelere karşı milleti uyarmıştır. Eski Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel ülke için iki tehlikeden bahsetmiş, bunların komünizm ve Kürtçülük olduğunu dile getirmiştir. Dünya çapında bir tehlike olan komünizmin yanında Kürtçülüğü de vatan için zararlı unsur olarak gören Cemal Gürsel’in ne kadar haklı olduğu yıllar sonra açığa çıkmıştır. Bizim bugünün şartlarında Kürtçülüğe karşı tedbir alabilmemiz zor görünüyor. Elimizde olan bazı fırsatları kaçırdığımız yıllar çok geride kaldı. Bunun başlıca sebebi Türkçülerin sindirilmesi, onların yerine aşırı ılımlı milliyetçilerin siyasî kanallar kullanılarak getirilmesidir. Bu ılımlı milliyetçiler sürekli kardeşlik teraneleriyle milleti oyalamış, aslî düşmanlaımızı dost, hattâ soydaş olarak göstermiştir.

Akıl sağlığı yerinde olan tarihçiler Kürtlerin bir Fars kolu olduğunu ispatlamış ve bilgimize sunmuştur. Bunun aksini iddia edenlerin amacı dostluk değil, sadece politik çıkarlarını korumaktır. Böylesine lüzumsuz kardeşlik mavalları atmağa ihtiyaç olmadığı açıktır.

27 Mayıs 1960’da başlayan aşırı hürriyetler Kürtçülüğü körüklemiş ve terör eylemlerine kadar götürmüştür. Hayâlperest Kürtçülerin teröre alenî destek vermeleri zannedildiği gibi zorlama ve dayatmalardan değil, tam aksine aşırı hürriyetten kaynaklanmıştır. Bütün bu hürriyetlere rağmen hâlâ ayrı bir devlet kurmak istiyorlarsa İnsan Hakları Mahkemesine ve Birleşmiş Milletlere başvurup Arap çöllerinden veya Afrika’dan yurtluk isteyebilirler. Türk insanının ne kadar tahammül sahibi olduğu açıktır. Bunu sürekli denemenin doğuracağı sonuçlar hoş olmayabilir. Bu zor günlerde Tanrı Türklerden yüz çevirmesin.