1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

KAPAK KONUSU Siyasetin Adalete Müdahalesi

Orkun
Son zamanda, hepimizin gözleri önünde bir hukuk karmaşası yaşandı, yaşanıyor. Mahkemelerin verdiği bazı kararlar veya savcılarca açılan soruşturmalar, siyasî iradenin müdahalesiyle geçersiz kılınıyor.

Önce, 100. Yıl Üniversitesi Rektörü Yücel Aşkın, çeşitli suçlamalarla göz altına alındı, mahkemeye sevkedildi. Hâkim de, onun tutuklu olarak yargılanmasına karar verdi. Bu dâvanın arkasında birtakım siyasî çekişmelerin yattığı anlaşılıyordu. Hükûmetle YÖK arasındaki gerginlik yüzünden de “Bakın, biz bir rektörü ne hâle getirebiliyoruz” gibilerden bir gözdağı bulunduğu seziliyordu. Yücel Aşkın cezaevinde hastalandı, hastaneye yatırıldı, gün geçtikçe eridi. Onun gibi sanık olanlardan biri de cezaevinde kendini asarak intihar etti. Bu durum protestolara yol açtı, dâvanın siyasî rengi büsbütün koyulaştı ve sonunda rektör tutuksuz yargılanmak üzer re salıverildi. Şimdi görevinin başında.

Madem bu adamın kaçmaya niyeti yoktu, böyle bir hâli de görülmüyordu, onca zaman niye eziyet çektirildi? Yetmiş gün sonra azat edilmesi o yetmiş günün ızdırabını azaltacak mı? Tahliye kararı, yükselen tansiyonu düşürmek için, siyasî kadroların talimatıyla mı verildi?

Bu arada “Ermeni Konferansı”na mahkemeden yasaklama kararı çıktı. Bu kararın dayandığı hukukî gerekçeler vardı. Ama, adalet bakanı, yani siyasî güç yine işe karıştı ve toplantının yapılabilmesi için mahkeme kararını geçersiz kılacak yollar gösterildi. Aynı adalet bakanı, aynı konferans teşebbüsü için, birkaç ay önce “Sırtımızdan hançerliyorlar” demişti. Fakat, daha üst iradenin tutumu bu sözleri çabuk unutturdu.

Sonra Ağca meselesi ortaya çıktı. Mehmet Ali Ağca, yirmi beş yıl hapis yattıktan sonra, indirimlerden yararlanarak cezaevinden salındı. Fakat, bir kısım basının ve mağdur tarafın gayretleriyle bir tepki fırtınası estirildi. Adalet Bakanı, Yargıtay’a başvurdu. Orada hesaplamanın yanlış yapıldığı kanaati hâkimdi. Böyle bir karar çıkınca Ağca yeniden tutuklanıp hapse konuldu. Daha beş yıla yakın hapis yatacağı anlaşılıyor.

İlk mahkeme ile Yargıtay’ın hesaplamaları farklı ve bu farkın ortaya çıkması yine siyasî iradenin müdahalesi ile oluyor. Bundan sonra böyle hesaplamalara nasıl güvenilecek? Başka durumlarda da adalet bakanının Yargıtay’a müracaatı söz konusu olabilecek mi? Salıverilen Ağca değil de herhangi bir adi suçlu olsaydı yine böyle sert tepkiler gösterilir ve Yargıtay yoluna gidilir miydi? demek ki şahsa göre uygulama yapılmakta. Bu da adalette eşitlik ilkesini fena hâlde bozuyor.

Nihayet, Orhan Pamuk dâvası. Adalet Bakanı burada da rol sahibi. AB ile taraftarlarının gösterdiği tepkiler üzerine, adalet bakanı mahkemeye yazı gönderiyor ve mahkeme de bu yazıdan Adalet Bakanı’nın izin vermediği sonucunu çıkarıp davayı düşürüyor. Acaba, aynı suçtan herhangi gariban biri yargılansa idi Adalet Bakanı yine mahkemeye böyle bir yazı gönderir miydi?

Şu hâlde, uygulamalar sanıkların siyasî tutumlarına, şahıslarına ve onların arkalarındaki desteğin gücüne bağlı olarak yapılıyor. Bunun ne kadar vahim bir gidişat olduğunu herkesin görmesi ve anlaması gerekli.

Dikkat edilirse, biz, sanıkların haklı veya haksız oldukları üzerinde durmuyoruz. O ayrı bir konu. Adaletin hakkaniyet ölçüleri içinde dağıtılıp dağıtılmadığıdır bizi asıl ilgilendiren.

Bunun sağlanamadığı veya bilerek sağlanmadığı açıkça görülüyor. Ardından da demokrasiden filân dem vuruluyor. Bu ne perhiz, bu ne lâhana turşusu.