1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Kaçak – Sürgün

Hüseyin Adıgüzel
STALİN dönemi; Türk halklarının en acılı yılları. Bu yüzden Türk asıllı halkların bölgelerinde Lenin heykelleri hâlen yerinde dururken bir tane Stalin heykeli veya büstü, hattâ fotografı bile yoktur. Bu öyle bir nefrettir ki, adını bile andırmazlar. Çünkü, hemen hepsinin bir ya da birkaç yakını Stalin terörüne kurban gitmiştir. Anlatacağımız olay da Stalin döneminde İkinci Dünya Savaşı yıllarında yaşanmıştır.

Batuhan Azimov, 1920-21 yılları arasında doğmuş, bugün 80 yaşını ikmal etmiş bir Tatar aydınıdır. Komünizmin içinde yaşamış, zalimlikleri, haksızlıkları gözleri ile görmüş ve rejimi reddetmiştir.

Kazan’da üniversitede okurken, rejim karşıtı olan Abdullah Battal Taymas, Ayaz İshakî, Fatih Kerimî gibi yazarları okumuş, yasaklanan bu kitapları daha sonraları çocuklarına vermek üzere saklamış, fakat bu düşünce daha sonra başına olmadık işler açmıştır.

Batuhan Bey, 1940 yılında Ruslar tarafından askere alınır. Rostov şehrine gönderilir. Orada bir yıla yakın eğitim gören Batuhan Azimov, Almanlara karşı savaşmak üzere Ukrayna’ya gönderilir. Yapılan savaşların birinde Almanlara esir düşer. Ve Almanya’da bir kampa götürülür. Kampta genelde savaşta Rus ordusunda görev yaparken Almanlara esir düşen Türk halklarına mensup askerler vardır. Kamp hayatının dayanılmaz yaşam şartları içerisinde, birbirlerini tanıyan ve kaynaşan bu insanlar, derhal örgütlenirler ve birlikte hareket etme kararı alırlar. Kamp komutanlığına başvurarak Alman ordusu saflarında Ruslara karşı savaşmak istediklerini bildirirler. Alman komutan durumu üstlerine bildirir. Uzun inceleme ve araştırmalardan sonra karar verilir. Ve Türk asıllı halkların mensuplarından oluşan Türkistan Taburları kurulur. Artık Batuhan Azimov, bu taburun askerlerinden biridir.

Tekrar cephededir ve sırtında Alman üniforması taşımaktadır. Karşısında belki bir Rus, belki de bir Tatar, bir Kazak, bir Azerî, bir Özbek olacak ve hiç düşünmeden onu öldürebilecekti. İşte bu düşünce Batuhan Azimov’u çok büyük sıkıntıya sokuyor, geceleri uyutmuyordu. İlk temas Ukrayna’nın başkenti Kiev yakınlarında oldu. Karşı taraftan yükselen seslere kulak veren Batuhan, bunların Rus ve Ukraynalı olduğuna karar verdi. Gözünü kırpmadan tetiğe bastı. Karşılıklı ateş ne kadar sürdü, bilmiyordu. Ateş kesildiğinde kendini oldukça yorgun hissetti. O duygu yine gelmiş, beynine oturmuştu. Ya karşısındakiler Türk halklarındansa... Ertesi gün Kırım’a doğru yola koyulan kafilelenin belki de en mutsuzu Batuhan Beydi...

Kırım yakınlarına geldiklerinde korkunç bir direnişle karşılaştılar. Öyle bir ateş yağmuru vardı ki, buradan herhâlde sağ çıkamayacağım diye düşünen Batuhan Bey, talihin kendilerinden yüz çevirdiğinin farkında bile değildi. Direnişin birkaç gün sonra saldırıya dönüşmesi ve arkasından yayılan “Ruslar geliyor” dedikodusu, Türkistan taburlarında paniğe sebep oldu. Çünkü, Rusların ellerine düşerlerse ne olacaklarını onlardan daha iyi hiç kimse bilemezdi. Geri çekilme emri tam bu sırada gelmişti. Güya geri çekiliyorlardı. Aslında bu tam bir bozgundu ve Ruslardan bütün hızları ile kaçıyorlardı. Batuhan Bey, önce Romanya’ya ulaştı. Dobruca bölgesindeki Tatarlar arasında biraz nefes alma imkânı buldu. Sonra yine yollara düştü. Bir arkadaşı vardı, o da Türk’tü ve onun gibi Türkistan taburuna mensuptu. Yollar kaçan Alman ve Türkistanlılarla doluydu. Silâhları vardı ama, ne mermileri ne de yiyecek bir lokma ekmekleri bulunuyordu. Önlerine çıkan köylerden boş silâhla ekmek temin ediyorlar, sonra yeniden yola koyuluyorlardı. Avusturya üzerinden Çek Cumhuriyeti’ne, oradan da Polonya yolu ile Almanya’ya ulaştılar. Berlin’e geldiklerinde emniyette olacaklarını düşünen Batuhan Bey kısa zamanda yanıldığını anladı. Her gün bombalanan şehirde Rusların yaklaştığından söz edilmesi Batuhan Beyi oldukça telâşlandırdı ve korkuttu. Bombalar pek önemli değildi, ama Ruslar... Onun için çok büyük tehlikeydi. Mutlaka ABD bölgesine geçmeliydi. Hızla kuzeye yöneldi. Niyeti Hamburg’a gitmekti. Binbir sıkıntıdan sonra Hamburg’a ulaştı. Harabeye dönmüş şehirde, önce sığınacak bir yer aradı. Yarısı bombalarla yıkılmış bir binayı gözüne kestirdi. Onun için şimdilik emniyetli olacağına karar verdiği binaya yerleşti. Kendisinden başka kimse yoktu. Bir köşeye büzüldü ve iyi bir uyku çekti. Bombalar onu korkutmuyordu. Artık Rus korkusunu da yenmişti. Nasıl olsa Ruslar buraya kadar gelmezdi. Bu yüzden aylardır uyuyamadığı kadar rahat bir uyku çekti. Batuhan Bey savaşın sona erdiğini, Almanya’nın teslim olduğunu Hamburg’ta duydu. ABD askerlerinin Alman askerlerini aradığını duyunca teslim olmanın iyi olacağını düşündü ve gidip teslim oldu.

Hemen hemen beş-altı aydır banyo yüzü görmemişti. Gönderildiği kampta, ilk olarak banyoya götürülünce dünyalar onun oldu. Kamp dışarıdan çok emniyetli ve rahattı. Bu rahatlık içinde günler geçip giderken, bir gün kampın altını üstüne getiren bir haber, fısıltılarla kampa yayıldı. Rusya kendisinden olan esirleri istiyormuş ve ABD de vermeye sıcak bakıyormuş. Bu haber üzerine kamptaki Türk esirler arasında büyük bir husursuzluk baş gösterdi. Büyük çoğunluk geri gitmeye karşı çıkarken, içlerinden bazıları geri dönmek istiyordu. Bu ikilem bazen sert münakaşalara hattâ kavgaya sebep olunca ABD’li kamp yetkilileri olaya el koydular. Bu arada Türkiye devreye girdi. Yakınları Türkiye’de olan esirlerin Türkiye’ye gidebilecekleri duyuruldu. Birkaç Azerbaycanlı ve Kazak yakınlarının Türkiye’de olduğunu söyleyince Türkiye büyükelçisi onları aldı ve Türkiye’ye gönderdi. Batuhan Bey bütün yalvarmalarına rağmen Türkiye’ye kabul edilmedi. Ruslara teslim olmaktansa Almanya’da kalmayı tercih etti. Tam yedi yıl Almanya’da kaldı. Beş-altı kez Türkiye büyükelçiliğine başvurarak Türkiye’ye gitmek istediğini bildirmesine rağmen Türkiye’ye kabul edilmedi. Bu durum bile onun içindeki Türkiye sevgisini yok edemedi. Artık aklı fikri Tataristan’daydı. Stalin’in asker kaçaklarını affettiği haberini alınca trene atladığı gibi Ukrayna üzerinden Tataristan’a geldi. Ancak evinde bir gece kalabildi. Annesi de ölmüştü. Kardeşleri ile hasret bile gideremeden, sabah evinin kapısının hızla çalınmasıyla uyandı. Gelenler KGB görevlileriydi. Evde arama yaptılar. Rejim düşmanı, halk düşmanı Ayaz İshakî’nin, Fatih Kerimî’nin, Abdullah Taymas’ın kitaplarını buldular. Ve Batuhan Beyi tutuklayıp götürdüler. 15 yıl kürek cezasına mahkûm ettiler. Dört yıl hapiste kaldı. Stalin ölmüş, Kruçov başa geçmişti. Bir af çıkarıldı. Batuhan Bey de affedilmişti ama, Ekaterinburg’ta oturmaya ve her gün polise görünmeye mecbur edilmişti. “Ömrümün en sıkıntılı yıllarını orada geçirdim. Hattâ orada evlendim. 1960 yılında yeniden çıkan aftan yararlanınca derhal Çallı’ya döndüm” diyor.

Batuhan Bey Çallı’ya dönmesine döndü ama işi ve aşı yoktu. Rejim muhalifi sayıldığından kendisine iş verilmiyordu. Sokaklarda gazete dağıtıcılığı yapmaya başlamıştı. Gazete sattığı kişilere rejimin kötülüklerinden söz ediyor, burada yaşamanın cehennemde yaşamakla eş değer olduğunu söylüyordu. Bir gün gazeteleri ile birlikte kendisini KGB merkezinde buldu. Derhal mahkemeye çıkarıldı. Uslanmaz rejim muhalifi olduğu gerekçesi ile yeniden ağır hapis cezasına mahkûm edildi ve Gulag takımadalarına gönderildi. Orada Soljenitsin ile tanıştı. 10 yıl hapiste kaldı. Brejnev devrinin büyük bir kısmını hapiste geçirdi. 1983 yılında serbest bırakıldı ve ertesi günü tekrar tutuklandı. Bu sefer suçu rejimi devirmek için çete kurmaktı. Kendisi ile birlikte iki kişi daha tutuklanmıştı. Onları ilk defa görmesine rağmen, onlarla birlikte çete kurarak rejimi yıkmakla suçlanıyordu. Savcı mahkemede Batuhan Beyi ıslah olmaz bir rejim düşmanı olarak tanımlıyor ve Sovyet hükûmetini yıkmak için çete kurduğunu iddia ediyordu. Karar aşamasında Batuhan Bey “Bu koskoca Rus İmparatorluğunu benim gibi bir baldırı çıplak ile bu iki serseri yıkacak diye korkuyorsunuz. Bu imparatorluk benim kurduğum bu çete ile yıkılacaksa, bırakın yıkılsın gitsin. Siz bu çürük devletin peşinden niye gidiyorsunuz?” diye savunma yapmasına rağmen mahkeme kendisini 10 yıl hapse mahkûm etti. İki-üç yıl hapiste kaldı. Bu sefer imdadına Gorbaçov yetişti. Yeniden yapılanma ve yumuşama dönemi başlatılmış, rejim muhalifleri serbest bırakılmışlardı. Batuhan Bey, yeniden Çallı’ya döndü. Bu sefer Tataristan’ın bağımsızlığı için çalışmaya başladı. Tatar içtimaî üzeyinde faal görev aldı. Bizlerle yakın ilişkiler kurdu. Türkiye-Tataristan Dostluk Derneğini kurarak bağımsızlık yolunda Türkiye’nin desteğini almaya çalıştı. Beraber çalıştığı Kaşapov kardeşlerle, gazete, dergi, kitap yayını yaptı. Eğitim dilinin Tatarca olduğu ve Türkiye Türkçesinin öğretildiği okullar açılması için kampanyalar düzenledi. Millî üniversite kurulması yolunda büyük çaba harcadı. Tataristan’ın bağımsızlığı uğrunda yine tutuklandı, hapis edildi, ama dâvasından hiç taviz vermedi. En büyük dayanağı olan Kaşapovların Ruslar tarafından haince tuzaklarla yok edilmesi üzerine, Kanada’dan siyasî mülteci olarak sığınma hakkı istedi. Ve 1998 yılında bu isteğinin kabul edilmesi ile Kanada’ya sığındı. Şimdi Kanada’da yaşıyor.

Türkçü ve Turancı olan Batuhan Bey, bütün hayatı boyunca bağlı kaldığı idealleri yüzünden, vatanında hiçbir zaman rahat yüzü göremedi. Çallı’da başlayan hayatı, binbir eza ve cefa altında, hapishanelerde, sürgünlerde sürdü. Tam hür bir şekilde ülkesine kavuştuğu zaman da yerli Ruslardan gördüğü acımasız davranışlar yüzünden Kanada’ya gitti. Ömrünün en güzel yıllarını hapishane ve savaşlarda geçiren Batuhan Bey, kendi ülkesinden ve insanlarından görmediği vefayı Kanadalılardan gördüğünü söylüyor. Şimdi belki son yıllarında, tüm ömrünce çektiği sıkıntıları sona erecek ve mutlu bir şekilde yaşayacaktır.