1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

“İstiklâl Marşı”mız Seksen Yaşında

Prof.Dr. Necmeddin Sefercioğlu
Ne mutlu bize ki onu seksen yıldır sevgiyle, saygıyla, coşkuyla terennüm ediyoruz.

Bayraklar veya sancaklar gibi, “millî marş”lar da birer bağımsızlık ve millî egemenlik simgesidir. Mİllî bayramların, çeşitli tören, toplantı ve etkinliklerin açılışlarında, devlet başkanlarının veya başlıca ileri gelenlerinin başka bir ülkeyi ziyaretlerinde, milletlerarası spor yarışmalarında... hep millî marş çalınır ve ayakta, saygı içinde söylenir veya dinlenir. Bayrak veya sancağa gösterilen saygının ve verilen değerin millî marşa da gösterilmesi hem gerekli hem de mecburîdir.

Bizim mill-î marşımızın başka ülkelerinkinden farklı bir durumu var. Öteki ülkelerin marşları, herbirinin kuruluşundan sonra, ısmarlama olarak yazılmış ve bestelenmiş olan eserlerdir. Çoğunda millî duyguları harekete getirecek, coşku ve heyecan oluşturacak bir yapı yoktur. Türkiye Devleti’nin millî marşı ise, cumhuriyetin kuruluşunu sağlayan Millî Mücadelenin ruhunu, duygularını ve umutlarını yansıtır. O, Türkiye Cumhuriyeti’nin oluşum sürecini başlatan “İstiklâl Harbi”nin ortaya çıkardığı ruh hâleti içinde yazılıp kabul edilmiştir.

Böyle bir marşın yazılıp bestelenmesi, İstiklâl Harbi’nin hazırlık çalışmaları sırasında, harbin sorumluluğunu üstlenen Garp Cephesi Kumandanlığınca düşünülmüş, bu düşünce benimsenerek Büyük Millet Meclisi Hükûmetince bir güfte yarışması açılmıştı. Amaç, Sevr Andlaşması’na dayanılarak istilâcılarca işgal edilmeye başlanan yurdumuzu bu istilâ ve işgallerden kurtarma mücadelesine girişecek olan ordumuzun ve milletimizin maneviyatını yükseltmek, onları, I. Dünya Harbi’nin yaralarını sarma fırsatı bile bulamadan girilen bu amansız “millî mücadele”lerinde yüreklendirmekti.

1921 yılının başlarında açılan yarışma büyük ilgi görür ve kısa zamanda 724 şiir gelir. Ne var ki, bunların hiç birisi istenen ve beklenen nitelikte değildir. Ayrıca, böyle bir güfteyi en başarıl ı biçimde yazacağına inanılan şair, ulvî bir gerekçe ile, bu yarışmaya katılmamıştır. O şair, daha önce ünlü “Çanakkale Şehitlerine” şiirini yazan ve Millî Mücadeleye, yurdu dolaşarak yaptığı maneviyat yükseltici ve yüreklendirici konuşmalarla önemli katkılarda bulunan Mehmet Âkif (Ersoy) Beğdir. Vatana hizmetini Büyük Millet Meclisi üyesi olarak da sürdüren büyük şairimizi güfte yarışmasına katılmaktan alıkoyan sebep ise, yarışmayı kazanacak şiirin şairine verilmesi öngörülen 500 (beş yüz) lira tutarındaki ödüldür. O, yüce bir amaç için yazılacak bir şiir için ödül almayı içine sindirememiş, yarışmaya bu yüzden katılmamıştır. Bunu öğrenen zamanın Maarif Vekili (Millî Eğitim Bakanı) kendisine bir mektup yazıp bu konudaki kaygısını giderecek bir yolun bulunabileceğini belirterek istenen şiiri mutlaka yazmasını rica eder. Bunun üzerine Mehmed Âkif Beğ, “İstiklâl Marşı” adını verdiği, ileride “millî marş” olacak şiirini kısa sürede yazarak Bakanlığa gönderir. “Kahraman ordumuza” armağan edilen bu şiir, Büyük Millet Meclisi’nin 25 Mart 19211 günü gerçekleştirilen özel oturumunda Hamdullah Suphi Beğ tarafından okunur, milletvekillerinin yoğun istekleri ve coşkun alkışları arasında okuma birkaç kez tekrarlanır. Sonunda büyük çoğunlukla kabul edilir ve yeniden, ayakta dinlenir. Böylece marş, milletin malı durumuna gelmiş olur.

Marşın Büyük Millet Meclisi’nce kabulü I. İnönü Savaşı ile II. İnönü Savaşı arasındaki durgunluk, daha doğrusu II. İnönü Savaşı’na hazırlık dönemine rastlamaktadır. Ülke art arda gelecek büyük savaşların (II. İnönü, Sakarya ve Dumlupınar Meydan Savaşları’nın) sıkıntısı ve telâşı içindedir. Bu yüzden, “İstiklâl Marşı” güftesinin kabulünden sonra açılan beste yarışması sonuçlandırılamaz ve marşın bestelenmesi cumhuriyetin ilânından bir yıl sonra gerçekleşebilir.

Bazı kaynaklar, İstiklâl Marşı için Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açtığı beste yarışmasına yirmi dört eser gönderildiğini belirtmektedirler.2 Fakat biz, Etem Üngör’ün Türk Marşları adlı eserinde bulunan “Repertuar ‘(Tüm Marşlarımız Kataloğu)” adlı listede, “İstiklâl Marşı”nı besteledikleri belirtilen on altı bestecinin adına rastladık.3 Listede verilen “İstiklâl Marşı bestecileri şunlardır: Mehmet Zâtî Arca (1863-1943), Hüseyin Sadettin Arel (1880-1955), Âsım Beğ (Griftzen, 1851-1929), Lemî Atlı (1867-1945), Ali Rifat Çağatay (1867-1935), Ahmet Celâlettin Cİnkılıç, İsmail Hakkı Beğ (1860-1929), İsmail Zühdü Beğ (1877-1924), Sadettin Kaynak (1895-1966), Ahmet Yekta Madran (1885-1950), Mehmet Baha Pars (öl.1953), Rauf Yekta Beğ (1871-1935), Mustafa Sunar (1881-1959), Kâzım Uz (1873-1940), Zeki Üngör (1880-1958), Bedri Zabaç. Bunlar 1921’de açılan beste yarışmasına katılanlar mı, yoksa bestelerini daha sonraki yıllarda mı yapmışlardı? Etem Üngör’ün listesinde listelenen eserlerin besteleniş tarihi verilmediği için bu hususta bir şey söyleyemiyoruz. Öteki sekiz beste hakkında da bir bilgi yok. Acaba sandığımız kaynakta verilen sayı mı doğru değil sorusu da akla geliyor. Sanırız bunlar müzikle ilgilenenlerin araştırması gereken sorular.

İstiklâl Marşı için yapılan bestelerin yalnızca ikisi çalınıp söylenme şansına erişebilmiş. Marş, 1924’ten 1930’a kadar, yani altı yıl Ali Rifat Çağatay’ın bestesi ile çalınıp söylenmiş. O beste beğenilmediği için 1930’dan bu yana Zeki Üngör’ün bestesi çalınıp söylenegelmiş. Öteki İstiklâl Marşı besteleri ise, marş bestesi literatürümüzü zenginleştirmeye katkıda bulunmuşlar.

Yazık ki, Zeki Üngör’ün bestesi ile İstiklâl Marşımız halkımızca doğru, düzgün söylenememekte, marşın söylendiği çoğu durumlarda bazen üzücü, bazen gülünesi yanlışlıklar yapılmaktadır. Bu durumların halkımızın müzik eğitimi (okullarda müzik öğretimi görenler de içinde) görmemiş olmasından kaynaklandığı söylenebilir. Ancak, bu aksamanın bestedeki “prozodi yanlışları”ndan ve eserin sözle seslendirmeyi zorlaştıran “melodik yapısı”ndan kaynaklandığını öne sürenler da vardır.4 Aruz vezni ile yazılmış bu şiirin, batı formundaki besteye uyum sağlayamadığı da düşünülebilir.

İstiklâl Marşımız, yurdu işgal edilen, silâhları, tersaneleri elinden alınan ve bu haksız işgalden kurtulmak için varını yoğunu ortaya koyan “kahraman ırkımız”ın millî mücadelemiz sırasındaki ruh durumunu, sıkıntılarını, özlemlerini ve umutlarını 41 mısra içinde dile getiren “muhteşem” bir şiirdir. Bu özelliği ünlü “Çanakkale Şehitlerine” şiiri ile de çok benzeşmektedir. Rahmetli büyük şairin, “gerekirse yeni bir İstiklâl Marşı daha yazar mısınız?” anlamındaki bir soruya karşılık olarak söylediği “Allah bu milleti yeni bir İstiklâl Marşı yazdırtacak duruma düşürmesin” dileği, marşın yazıldığı sıradaki durumumuzu açıkça ortaya koyuyor.

Marş Büyük Millet Meclisi’nce 25 Aralık 1921’de kabul edilmiş olduğuna göre, bu ay içinde 80’inci yaşını tamamlayacak. Ne mutlu bize ki, onu seksen yıldır sevgiyle, saygıyla, coşkuyla terennüm ediyoruz. Marşımızın sonsuzluğa kadar dillerden düşmemesi en içten dileğimizdir. Büyük şairimiz Mehmet Âkif Ersoy’u da bu vesile ile, bir kez daha saygılarımızla ve Tanrı’dan rahmet dileklerimizle anıyoruz.

DİPNOTLARI

1- Bazı kaynaklarda (söz gelişi Yeni Rehber Ansiklopedisi, 10 İstanbul, 1993, 254. s.’da) İstiklâl Marşı’nın BMM’ce kabulünün tarihi 12 Mart 1921 olarak gösteriliyor. Bu yanlış, milâdî tarihle rûmî tarihin karıştırılmasından kaynaklanmaktadır. O sırada Türkiye’de kullanılan rûmî tarihe göre marşın kabul edildiği tarih 12 Mart 1337’dir. Maddeyi yazanlar bu farka dikkat etmemiş olacaklar.

2- “İstiklâl Marşı”, Ana Britannica, 12 (İstanbul, 1993). 92.

3- Etem Üngör, Türk Marşları, Ankara: Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, 1966. 43-67. ss.

4- Ana Britannica, aynı yer.