1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

İsa Yusuf Alptekin

Prof.Dr. Necmeddin Sefercioğlu
GALİBA, galiba değil muhakkak, önderlik Tanrı’nın ender kişilere bağışladığı bir üstünlük. Bu kişiler ‘önder’liğin niteliklerine sahip olarak doğuyorlar. Uygun bir ortam bulduklarında da bu üstünlükleri kendini gösteri-yor. Bu önderlik süreci, bir kez ortaya çıktı mı, ona sahip olanın ölümüne kadar kesintisiz devam ediyor. Onlar, en olumsuz şartlar altında bile önderi oldukları toplum veya toplulukların umudu, yol göstericisi olmayı sürdürü-yorlar.

Böyle ender toplum büyüklerinin tipik örneklerinden biri, kuşkusuz, 19 Aralık 1995’de uçmağa varan İsa Yusuf Alptekin. Bütün hayatı boyunca Çin zulmü altında ezilen Doğu Türkistan’daki Türk toplumunun dertleri ile hemdert olan, kendisi gibi yurdundan ayrılmak ve dünyanın değişik ülkelerinde, göçmen olarak zor şartlar altında yaşamak zorunda kalan yurttaşları ile ilgilenmek, onlara yeni yurtlar sağlamak, Doğu Türkistan’ın ve orada, yurtlarında kalıp varlıklarını tutsak gibi sürdürmeğe çalışan Uygur ve Kazak Türklerinin kurtuluş dâvasını Dünya’nın her yerinde savunmak için insan üstü çabalar gösterdi. Bu amaçla pek çok ülkeyi ziyaret etti, pek çok milletlerarası toplantıya katıldı, pek çok yetkili devlet adamı ile görüşmeler yaptı. Mazlum milletini, yurdundan binlerce kilometre uzaklarda başarı ile temsil etti. Onların kesilemez, kısılamaz sesi oldu.

İsa Yusuf Bey, yalnız Doğu Türkistan’ın değil, Türk Dünyası’nın da önderi durumunda idi. Görüşleri, düşünceleri, söylemleri ile yalnız kendi yurttaşlarını değil bütün Türkleri, bütün Türklüğü kucaklardı. Bu yönü ile, hakkında çıkarılan bir kitapta yer alan "Türklük mücahidi" sıfatına tam anlamıyla lâyıktı.

•••

İsa Yusuf, 1901 yılında Kaşgar’ın Yenihisar ilcesine bağlı bir köyde, 12 çocuklu bir çiftçi ailesisinin çocuğu olarak doğmuştu. Kardeşlerinin 9’u çocukken öldüğü için üç kardeşin en küçüğü durumunda kalmıştı. Bazı dinî medreselerle bir Çin okulunda, yetersiz bir eğitim gördü. Fakat zekâsı ve çalışkanlığı ile kendisini yetiştirdi. Yenihisar’a gelen bir kaymakamın ilgisi onu yönetim ve siyaset hayatı ile tanıştırdı. Onunla birlikte Batı Türkistan’a giderek oradaki yöneticilerle, siyasetçilerle ve edebiyatçılarla tanıştı. Bu temaslar, ondaki millet ve vatan sevgisini bilinçli bir duruma getirdi; ondaki diplomatlık cevherini or aya çıkardı. Daha sonra Doğu Türkistan’a dönerek milletinin bağımsızlık mücadelelerinde aktif görevler aldı. 1930’lu yıllarda Doğu Türkistan dâvasını anlatmak için Hindistan, Mısır, Türkiye, Lübnan, Irak, İran ve Afganistan’a gitti. Oralardaki yetkililer ile görüştü. Bu çalış-maları ona dış siyaset ve devlet adamlığı yolunda önemli deneyimler kazandırdı. 1940 yılında Çin’e döndü ve dâva arkadaşları ile birlikte yeni mücadelelere girişti. 1944 yılındaki bir ayaklanma sonucu kurulan Doğu Türkistan Eyalet Hükûmetinde dâva arkadaşı Mehmet Emin Buğra ile birlikte görev aldı. 1947’de de aynı hükûmette ‘Genel Sekreter’lik görevini üstlendi. Fakat bu görevi kısa sürdü, 1948’de görevden ayrılmak zorunda kaldı.

1948 yılı, komünistlerin Çin’i işgali ile, Doğu Türkistan ve bu ülkenin milliyetçi liderleri için, bir kâbus döneminin başlangıcı olur. Yaşanan zor şartlar, ülkeden ayrılmayı zorunlu kılar. Bunun üzerine Doğu Türkistan eski Genel Vali Vekili Mehmet Emin Buğra ile İsa Yusuf Beyin önderlik ettiği 852 kişilik göçmen topluluğu yurttan ayrılmak zorunda kalır. İki ayrı kafile hâlinde, Tibet üzerinden Hindistan’a geçerler. Bu çok meşakkatli yolculuk sırasında 54 kişi hayatını yitirir. 49 kişinin de el ve ayakları donma sonucu kesilir. İsa Bey, daha sonra Kızıl Çin baskısından kaçıp aynı yolla gelen Kazak kafilelerinin da kabulü için Hindistan hükûmeti ile çetin müzakereler yapıp onların da önce gelenlere katılmasını sağlar. Böylece büyüyen göç kafilesi Keşmir’e geldikten sonra onların iskân edilebileceği düşünülen ülkelerle görüşmeler yapmak, onlara yiyecek, giyecek sağlamak gerekir. İsa Yusuf Beyin giderek yetkilileri ile görüştüğü Suudî Arabistan ve Mısır’dan bir sonuç alınamaz. Oradan 1952’de Türkiye’ye geçer ve kendisinden önce gelmiş olan Mehmet Emin Buğra ile birlikte hükûmet ve Türk Milliyetçiler Derneği yetkilileri ile görüşür. Yapılan görüşmeler olumlu sonuç verir. Böylece 1850 Doğu Türkistan göçmeninin Türkiye’ye gelip yerleşmesi sağlanmış olur. İsa Yusuf Bey de 1954’te ailesiyle Türkiye’ye yerleşir ve yeni bir mücadele hayatına atılır.

İsa Beyin Türkiye’deki mücadele hayatı iki evrelidir. Birinci evrede, daha önce gelip Ankara’ya yerleşmiş olan, Doğu Türkistan Göçmenler Derneği başkanı olarak ve yayınlar yaparak ön safta yer alan Mehmet Emin Buğra’ya yardımcı olur. Buğra’nın 1965’te ölümü üzerine hem Derneğin başkanlığını üstlenir hem de Doğu Türkistan dâvasının tek temsilcisi ve yürütücüsü konumuna geçer. Bu dönemde çok verimli çalışmalar yapar. Dünyanın birçok ülkesini dolaşıp oraların yöneticilerine Doğu Türkistan’ın bitmeyen çilesini anlatarak bu mazlum ülkenin tutsaklıktan kurtulması için yardımcı olmaları isteğinde bulunur. Yurttaşlarının sesi olmayı, 1978’de geçirdiği trafik kazasının tahribatına, gözlerinin giderek görme gücünü yitirmesine rağmen, ara vermeden sürdürür.

Tükenmez millet ve memleket sevgisini ve mücadele azmini, doğumunun 90’ıncı yıl dönümü dolayısyla kendisini ziyaret edenlere “Doksan yaşıma geldim, gözlerimi kaybettim; fakat içimdeki mücadele azminden ve Doğu Türkistan’ın istiklâle kavuşması arzusundan hiçbir şey kaybetmedim” diyerek açıklamıştı. İşte bu mücadeleli, büyük bölümü sıkıntı ve cefalarla geçen bu çileli hayat, O doksan dört yaşında iken, 19 Aralık 1995 günü sona erdi. Böylece Doğu Türkistan dâvası, tabir caizse, yetim ve hâmisiz kaldı.

•••

İsa Yusuf Bey ile görüşmem, Onun coşku ve iman yüklü konuşmalarını dinlemem ancak iki kez mümkün olabildi.

Bunların ilki büyük serüvenli, yorucu, yıpratıcı yolculuklardan sonra Doğu Türkistan göçmenlerinin iskânını sağlamak için Türkiye’ye geldiği günlerde oldu. Ankara’ya gelişinde ilk ziyaretlerinden birini Türk Milliyetçiler Derneğine yapmıştı. 2 Şubat 1952 Cumartesi günü, Türkiye’ye kendisinden önce göçmüş olan Doğu Türkistan’ın eski Genel Vali Vekili Mehmet Emin Buğra Beğle gelen İsa Yusuf, Derneğin Ankara Şubesi salonunda Ankara’daki Türkçüler ile dernek üyelerinden oluşan kalabalık dinleyici topluluğuna Doğu Türkistan dâvasını ve yolculuk serüvenini anlatan doyurucu bir sohbet yapmıştı, İki önder, dinleyenlerin sorularını büyük bir sabırla cevaplandırmıştı. Büyük coşkularla dinlenen bu sohbet tam üç buçuk saat sürmüştü. Hâfızamdan hiç silinmeyen o toplantının sonunda, salon çıkışındaki merdivenlerde bir anı fotoğrafı da çektirmiştik.

İkinci görüşmemiz ise, son Ankara ziyaretlerinden birinde Türk Ocakları Genel Merkezi’nde verdiği konferans vesilesi ile gerçekleşti. Aradan yıllar geçmiş olmasına rağmen yine dinçti. Doğu Türkistan millî kıyafeti içinde ‘uluğ bir çınar’ gibi, dimdik ayakta idi. Fakat ne yazık ki gözleri göremez olmuştu. Fakat o bunu umursamıyor, dostlarını gönül gözü ile görmeyi sürdürüyordu. Doğu Türkistan dâvasını dile getiren konuşma büyük bir dikkat ve heyecanla dinlendi. 8 Haziran 1994 günü verdiği bu konferans sonunda kendisine 1952’deki Ankara ziyaretini hatırlattım. Çok duygulandı ve memnun oldu. Karşılıklı sevgi ve saygılarımızı sunup vedalaştık. O güzel ziyaretten de birkaç güzel fotoğraf kaldı.

Yani, Rahmetli ile biri Türkiye’ye ikinci gelişinde ve vefatına beş buçuk ay kala olmak üzere, iki kez görüşebildim. Fakat çalışmalarını daima yakından, takdirle ve gıpta ile takip ettim. O, dâvasına yürekten inanmış bir ülkücü, yorulmaz bir önderdi. Daima uzlaşmadan yana idi. Bu yüzden aynı dönemde ortaya çıkmış iki toplum önderinden biri olan rahmetli Mehmet Emin Buğra Beğle imrenilecek bir ‘ittifak’ içinde oldular. Doğu Türkistan’daki ve Türkiye’deki mücadelelerini, omuz omuza sürdürdüler; birbirinin eksiğini tamamladılar, üstlendikleri büyük yüklerin altından birbirine destek olarak kalkmağa çalıştılar. Tam birer ‘önder ve örnek kişilik’ olarak seçkinleştiler. İsa Yusuf Beğ, Doğu Türkistan Dâvasını, Buğra Beyin yitirilişinden (1965’ten) sonra, 29 yıl tek başına başarı ile yürüttü. Türklüğün unutulmaz ‘mücahit’leri arasına katıldı.

Ruhu şâd olsun!

DİPNOTLARI

1- Türklük mücahidi İsa Yusuf, Hazırlayanlar Altan Deliorman, Abdülkadir Donuk ve İsa Kocakaplan (Istanbul, 1991).

2- İlkin Türk Milliyetçiler Derneği’nin yayın organı olan Mefkûre’nin 16.02.1952 günlü 17. sayısında çıkan bu fotoğraf, ikinci olarak da sevgili Altan Deliorman’ın delâleti ile yayımlanan Türklük mücahidi İsa Yusuf Alptekin (Istanbul, 1991) adlı kitapta (46. s.) yayımlandı. Kitaptaki fotoğrafa bazı kişiler için numaralar konmuş ve fotoğrafın altına o numaraların verildiği kişilerin kimler olduğu yazılmış. Aradan 40 yıla yakın bir süre geçtiği için, tabiî olarak, fotoğraftakilerin çoğu tanınamamış. Onlardan biri de benim! Oysa, arkada, pencere önünde, yüksek bir yerde, tek başıma duruyorum.

3- O konferansa ilişkin tahassüslerimi, o sırada haftalık yazılar yazdığım gazetede yayınlamıştım. Bk. Necmeddin Sefercioğlu, “Bir ‘Uluğ Çınar’ın seslenişi”, Orta Doğu, 25 Haziran 1994, 2. s.