1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Irak’ta yeni bir Avusturya-Macaristan modeli mi?

M.Ertuğrul Perim
IRAK’ta işgalci yönetim altında oluşturulan geçici yönetim içinde kuvvetli görünümü ile yer alan Kürdistan Yurtseverler Birliği lideri Celâl Talabanî, kurulacak yeni Irak Devleti’nde Başbakanlığı üstlenmek istediğini yakın günlerde açıklamıştı. Diğer Kürt lider Mesut Barzanî de, O’nu izleyerek Amerika Birleşik Devletleri’nde kutlanan 4 Temmuz Bağımsızlık gününü yakın bir gelecekte Irak’ta bağımsız Kürt Devleti içinde kutlayacaklarını dile getirdi.

Saddam’ın dikta rejimi Irak’a, hattâ çevre ülkelere çok pahalıya mal olmuştur. Aslında, bu çevrede oluşacak ve ancak bir süper devlete ekonomik yönden bağımlı olarak yaşayabilecek uydu devletin oluşmasına maceralı tutumuyla sebep oldu. A.B.D. gibi, siy asî arenada tek üstün güç olarak kalmış ancak, petrol gibi muhtaç olduğu doğal servetinin yakın bir tarihte biteceği veya azalacağı ortada iken bundan yararlanması doğaldır.

Yeni oluşacak devletin bu imkânlarından A.B.D. alabildiğine-sırasında orada da güç değişiklikleri yaparak-yararlanacağı her türlü pazar (silâh tacirlerinin de cirit atacağı) hüviyetinde olmak üzere varlığını devam ettireceği bir gerçektir.

Buna karşın, siyasî konjonktür böyle bir düzenlemeye henüz hazır değildir. Bunun için, yapay biçimde oluşturulacak Irak devletinde geniş yetkili bir Federe Devletin varlığı ilk koşuldur. Daha sonraki ayrılmayı sağlayacak ikinci koşul ise, müşterek devletteki merkezî otoritede kuvvetli bir yer edinmekle mümkün olabilecekti. Bu nedenle Celâl Talabanî, Başbakan adaylığını ortaya atmakla bu yoldaki adımı da atmış oldu.

Aslında, bu senaryo ilk defa Irak topraklarında uygulanacak değildir. Nitekim, 1918’de varlığını yitiren Avusturya-Macaristan monarşisi de böyle olmuştu. 160 senelik Osmanlı egemenliğinden, Habsburg (Avusturya) egemenliğine düşen ve soy uyuşmazlığı nedeniyle sık, sık ayaklanan Macarlar 1848 İhtilâlinden sonra, giriştikleri bu kanlı mücadele sonunda Avusturya yönetimine ayrı bir millet olduklarını kabul ettirmişler, ancak, Habsburg tacı altında Avusturya halkı ile birlikte, iki isim altında yaşamaya (1867-1918) rıza göstermişlerdir. Merkezî kabinenin başında Tisza isimli bir Macar başvekil olarak yer alıyordu. Bu müşterek hayat elli bir sene devam edebilmişti.

Şimdi, Irak’ta sahnelenmesi istenen oyun bunun tekrarından ibarettir. Macarların, Avusturya egemenliğinden kurtulması sık, sık çıkardıkları isyanlar, Osmanlı Devleti’nden yardım istemeleri, Napolyon’un onları ayırmak yolundaki gayretleri gözönüne alınırsa, çok uzun bir tarihî süreci oluşturur. Bağımsızlık peşinde koşan Irak Kürtlerinin bu kadar uzun bir süre beklemeyecekleri anlaşılıyor. Ne var ki, böylesine bir siyasî tektonik olayın, çevreyi ağır biçimde tedirgin edeceği de ortadadır.

Bekleyelim. Ama duyarlı biçimde. Bu tarihî beldedeki soydaşlarımızın varlığını, haklarını çiğnetmemek şartıyla...