1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

İntihar

Ar.Gör. Ersan Ersoy
Giriş:

Toplum içerisinde meydana gelen sapma davranışlar, o toplumun kendi içerisinde istikrarlı bir yapı arz edip etmemesiyle yakından alâkalıdır. Ama hedef olarak bütün toplumlar gelişmiş ve istikrarlı bir yapı kurma peşindedirler. Genel olarak gelişmiş bir toplumda, birey-toplum yapısı, kültürün maddî-manevî ögeleri arasında sıkı bir bağlantı ve denge vardır. Gelişmekte olan toplumlarda ise, ekonomik bunalım, sanayileşme, kötü kentleşme, hızlı nüfus artışı, dengesiz gelir dağılımı, işsizlik, vb. gibi çok yönlü sorunlar, bu bağlantıyı gevşetir ve koparır; dengeyi bozar uyumsuzluklar doğurur. Başka bir deyişle teknoloji ve değerler dengesizliği biçiminde beliren boşluk, bireysel ve sosyal alanda ağır sorunların kaynağını oluşturur. Buna kültür boşluğu veya kültür bunalımı adı verilir.1 Bu durum kültür çatışmalarına yol açacağı gibi sonucunda da toplumsal çözülmelerin, şiddet, hırsızlık, saldırganlık, intihar... vb. olayların da meydana gelmesine sebep olacaktır.

Sosyal açıdan düşündüğümüzde, aslında intihar, her ne kadar ferdî karar ve ferdî eylem ile kendi kendisinin sonunu hazırladığı bir olay olmuş olsa da, ferdin sürekli toplum içerisinde yer alıp, ilişkide bulunması ve sosyal yapının, fert üzerinde yüksek oranda olumlu-olumsuz tesirlerinin bulunması, meselenin psikolojik yönünün olduğunu gösterdiği gibi sosyolojik yönünün ve sebeplerinin de olduğunu ortaya koymaktadır. Zaten intihar, gerçekte bir davranış biçimidir. Davranışın ise bir takım sosyal ve psikolojik süreçlerin etkisiyle meydana geldiğini belirtebiliriz. Dolayısıyla intihar davranışı da, hem psikolojik hem de sosyolojik sebeplerin sonucunda vuku bulan bir olaydır.

İntiharın Tanımı ve Çeşitleri

İntiharı, bir insanın doğuracağı sonucu bilerek, olumlu ya da olumsuz bir eylemle, doğrudan veya araçlı olarak, kendi kendini ölüme sürüklemesi olarak tanımlayabiliriz.2 İntihar, yapılan istatistiklerde savaş ve ihtilâl dönemlerinde daha az, barış dönemlerinde ise fazladır, kır bölgelerinde daha az, şehir bölgelerinde daha çoktur. Ayrıca bekârların evlilere, çocuksuz ailelerin çocuklulara göre daha fazla oranda intihar ettikleri görülmüştür. İntiharın hangi sebeplerle meydana geldiği pek çok insanın zihnini meşgul etmiş ve bazıları intiharın, delilikle, sarhoşlukla, ırkla, soyaçekimle, iklimle, taklitle, işbölümü ile ilişkisinin olduğunu düşünmüşlerdir.3 Ancak bunların hiçbirisi tutarlı olarak intiharın sebebini ortaya koymamaktadır.

İntiharın bir çeşidi vardır ki, toplumsal bunalımlar sonucu meydana gelir. Örneğin ekonomik krizlerin hâkim olduğu bir toplumda, intiharın oranı da artar. Durkheim bu tip intiharlara “kuralsızlık intiharları” adını vermektedir.4 Hayat koşullarında meydana gelen düzensizlik ve değerlerin alt üst olması insanları intihara götürmektedir.

Bazı intiharlar da vardır ki; bunlar ferdin bağlı olduğu toplumla tam anlamıyla bütünleşmesi sonucudur. İnsan yalnız bağlı olduğu zümre tarafından korunulmadığı, ya da toplumsal bağların çok gevşek olduğu zamanlarda değil, topluma çok bağlı olduğu zamanlarda da intihar eder. Burada ölen kişi bir görevi yerine getirme duygusu ile hareket eder. Bu tip intiharlara, ilkel toplumlarda ve orduda rastlanır. Bazı toplumlarda savaşta vurulmadan ölmek istemeyen insanın, normal ölümü kabullenememesi, kendini öldürmesi, ilkel toplumlarda ölen kocalarının arkasından, karısının hattâ hizmetçisinin intiharı, bu tip intiharlara örnek teşkil eder. Bu tip intiharlar bir gelenek hük kmünü almıştır. Durkheim’ın “elcil intiharlar”5 olarak belirttiği bu tipe, günümüzde de rastlanmaktadır. Bazı ideolojik grupların ve gençlik suç alt kültürlerinin fertlere bir takım telkinlerde bulunarak, onları bir görevi yerine getirmek için intihara sürüklediği somut örnekleriyle bilinmektedir. Burada topluma ve sosyal gruba yüksek bütünleşme ve dayanışma anlayışı ile bağlı olan fert, kendini toplumun veya grubun idealleri ve amaçları için feda etmektedir. Bunlara ilâveten bir de bireyin bağlı bulunduğu din, aile, politik zümre... vb. tarafından korunulmamış olmasından dolayı, meydana gelen intiharlar vardır. Durkheim bunlara “bencil intiharlar”6 adını vermiştir. Başka bir deyişle bencil intiharlar toplumsal bağların gevşek olduğu, bireyin kendini yalnız hissettiği zamanlarda meydana gelir. Burada fert, fonksiyonel bakımdan toplum içinde olmasına rağmen, toplum onu koruyacak kontrolü kaybettiği ve dayanışma zayıfladığı için, yalnızlaşma sürecini yaşamaktadır.

Gerçekten de bireyi hayata bağlayan unsurların sayısı arttıkça, intihar etmesi de o kadar zorlaşıyor. Bireyi saran değerlerin, ferdi boşlukta koyması, ona yaşaması için idealler ve hedefler sunamaması; onu buhranlara, boşluğa ve sonuçta da kendisi için başka bir boşluk olan intihara götürecektir. Esasında günümüz toplumlarında meydana gelen intiharların şekli, bu intihar tipiyle büyük oranda benzerlik göstermektedir.

Günümüz toplumunda meydana gelen intiharlarda üç çeşit tavır olduğu görülmektedir. Bunları Esas (gerçek) İntiharlar, Kararsız İntiharlar ve Medyatik İntiharlar olarak isimlendirebiliriz.

Bunlardan ilki olan Esas İntiharlarda, hangi sebepten kaynaklanırsa kaynaklansın, ölmek, gerçekten ve ciddî olarak istenmektedir. Bu sebeple de intihar gizlice ve kimsenin engel olamayacağı yerlerde yapılmaktadır. Kararsız intiharlarda ise fert ölüm ile hayat arasında bir bocalama ve kararsızlık yaşamaktadır. Hayatın zorlukları ferdi intihara götürmekle birlikte, diğer taraftan da tam anlamıyla hayattan kopamama ve onu bağlayan unsurların bulunması, intihar için kendisini kararsızlıkta ve çelişkide bırakmaktadır. Bir takım kişileri cezalandırmak maksadıyla yapılan bu intihar girişimi, çoğunlukla ölümle sonuçlanmaktadır. Son olarak, amacı ölmek olmamakla birlikte, bir takım kişilere mesaj vermek için, medyayı kullanılarak yapılan (medyatik) intiharları belirtebiliriz. İsteklerine ulaşamayan insan, intihar olayını ve görüntüsünü bir araç olarak kullanmakta ve bir takım kişileri harekete geçirmeyi amaçlamaktadır.

İntiharın Sosyal Sebepleri

Sosyal açıdan meseleye baktığımızda, günümüzde intiharların meydana gelmesinde, sosyal bozukların ve düzensizliklerin ferdin hayatını anlamsızlaştırması, geleceğini belirsizleştirmesi, onu güçsüz ve çaresiz bir duruma itmesi, önemli rol oynamaktadır.

İntihar olayında etkisi olan sosyal faktörlerin başında, sosyal değişmeyi belirtebiliriz. Değişme, toplumlarda yaygın bir fenomen olarak görülmektedir. Heraklit’in, “Dünyada değişmeyen bir şey varsa o da değişmenin kendisi” olduğu sözü düşünüldüğünde, toplumların sürekli değişmeler içerisinde olduğu daha da açık bir şekilde ortaya çıkacaktır.

Hakikaten intihar konusu, sosyal değişmenin muhtevasıyla yakından alâkalıdır. Çünkü hangi kısmında olursa olsun, sosyal sistemin bir parçasında meydana gelen değişme, diğerlerinden tecrit edilemez. Dolayısıyla toplumun herhangi bir parçasında veya bir bölümünde meydana gelen bozulmalar, ondan bağımsız kalamayan diğer parçalara da tesir edecektir.7 Özellikle hızlı ve düzensiz bir sosyal değişmede, eski kültür kıymetleri, cemiyette sevk ve idare edici, düzenleyici kuvvetini kaybetmiş, yeni nizamın getireceği kıymetler ise daha henüz yerleşmemiştir. Eski kıymetlerin sahneden çekilmesiyle birlikte, nizamlı bir hayatın istinat ettiği bütün dayanak noktaları yıkılır. Yeni teklif edilen normlar da henüz tatbik edilmemesi yüzünden, meydana gelen başı boşluk ve anarşi ortamı içerisinde, artık cemiyet hayatının mahsulü olan müşterek kıymetler yerine, daha ziyade, fizyolojik seviyedeki ihtiyaçların tatminine yönelik, ferdî davranış ve çıkışlar hâkim olur. Burada doğru-yanlış, iyi-kötü gibi hükümler tamamen fert tarafından ele alınır ve seçilir.8 İşte bu seçme işleminde fert, bir bocalamaya girebileceği gibi, zayıf bir irade ile bir takım kötü ortamlar içerisine de girebilir, amacını, beklentisini, değer yargılarını yitirebilir. Kendi içinde bulunduğu topluma güveni kalmaz, endişe, kaygı, korku, kızgınlık, öfke, kin, nefret, düşmanlık duyguları içerisinde, mutsuz, tedirgin bir hayat sürdürmeye çalışır. Patlamaya hazır kişilik yapısıyla da kolaylıkla alt kültürlere hattâ karşıt kültürlere kayabilir ve şiddet eylemleri içerisinde yer alabilir. Böylece sosyal değişme ile toplumda davranış kalıpları, örneklerinin ve normların (normatif yapının) kaybolması; ferdin kendisini boşlukta hissetmesine ve diğer faktörlerin de etkisiyle, hayatın anlamsız olduğu sonucuna ve intihara götürecektir.

Bu sosyal değişme ile birlikte ortaya çıkan normsuzluk durumu, anomi olarak belirtilmektedir. Anomi, kültürel hedefler ile ferdi bunlara götürecek sosyal araçlar arasındaki kopukluğun sonucudur.9 İşte bu kopma ve boşlukta kalma sürecini yaşayan fert, boşluğu doldurmada alternatif yollara müracaat eder. Bu alternatif yollar ise çoğu zaman alt kültür grupları ve ideolojik gruplar olmaktadır.

Alt kültürler toplum içerisinde amacı, beklentisi, duygusu, düşüncesi, ilkesi ayrı olan, bu sebeple başkalarından farklı davranan, eylem yapan bir grup insanın veya toplum kesiminin benimsediği kültürdür.10 Çoğu zaman belirli bir yönde toplanan ilgilerin farklılığıyla izah edilen kimi alt kültürlerde, saldırganlık, şiddet, cinayet ve intihar gibi sapmalar, amaca giden yolda araçlar olarak kullanılır, örnekleri verilip aktarılır.

Esasen toplumdan farklı yaşama odaklaşmış bu gibi gruplar olarak gençlik alt kültürleri, kişisel ve toplumsal kimlik arayışının, kendi tanımını bulma çabalarının zorladığı bir çeşit sığınak işlevindedir. Bu sığınaklarda bazen, bugünden düne kaçış, yeni adına eskinin aşağılanması, toplumdan yönelen müdahale ve yaptırımlara başkaldırı, ait olunan toplum değerlerinden uzaklaşılarak çok farklı değerlere yönelme gibi, temelde mevcut yaşama biçimlerinden farklı olma arzusunun getirdiği aykırı tutum ve davranışlar ön plâna çıkmaktadır.11 Bütün bu gruplar genelde sevgi, barış ve kardeşlikten yanadırlar, ancak topluma olumlu hiçbir katkıları yoktur, asalak bir şekilde yaşarlar. Bazen yeni arayışlar içinde olan yabancılaşmış gençlik, çeşitli sapık fikirlere ve bunun sonucunda şiddet olaylarına girmekte, bazen de Satanistler’de ve bazı batı dünyasına ait sapık dinî gruplarda olduğu gibi, bir görevi yerine getirme duygusu ve isteğiyle, intihara teşebbüs etmektedirler. Uganda’da sayıları altı yüze yaklaşan bir topluluğun, kendilerini kilisede yakarak intihar etmesi, bunun en son örneğini oluşturmaktadır.

İntihar açısından bir diğer önemli husus da kentleşme ve doğurduğu problemlerdir. Özellikle de 1950’lerden sonra hızlı bir ivme kazanan kentleşme, beraberinde bir takım problemleri de getirmiştir. Sağlıksız kentleşme, dengesiz göçler, plânsız sanayileşme ve ekonomik olumsuzluklar, kurumların fonksiyonlarını yerine getirememesi gibi sorunları da beraberinde getirmiştir. Bunların yanında kentin morfolojik yapısının, ferdin psikolojisinde bir takım bozulmalara sebep olduğunu ve onu sorunlar yumağı hâline getirdiğini söyleyebiliriz. Çünkü kent, pek çok kapının olduğu bir yerde; gidilecek bir evin, çalınacak bir kapının olmadığı, ferdin giderek yalnızlaştığı ve sorunlarıyla baş başa kaldığı bir ortamı, insanlara mahkûm kılmaktadır.

Kentin yapısı, geleneksel yapıdan farklı olarak ikincil ve resmî ilişkilerin hâkim olduğu, aile içi ilişkilerin zayıfladığı, ferdin giderek, kalabalık nüfusun yoğunluğuna rağmen yalnızlaştığı, heterojen gruplar arasında sıkışıp kaldığı bir yapıdır. Ayrıca kentte sanayi toplumunun öngördüğü, faydacılık, bencillik ve bencil insan tipi; sürekli rekabet içerisinde, karşısındakileri çıkarcı bir gözle görmesine sebep olmaktadır. Aslında kentte yaşayan kişinin, azamî derecede bireyselliğini ve hürriyetini kazanmış görünmesine rağmen, hürriyetsizliklerle dolu olduğu gözlenmektedir. Geleneksel yapıda fert yerleşmiş normların etkisiyle sırtını dayadığı ve kendini güvencede hissettiği bir durum söz konusu iken kentte tek başına ve yalnızdır. şehrin karmaşası içerisinde ferdin ruhuna çöken bu yalnızlık, kimsesizlik ve tecerrüt hissi, onu hayatın anlamsızlığına, sonuçta da intihara götürmede rol oynadığını söyleyebiliriz.

“Taşı toprağı altın” düşüncesiyle ve büyük ümitlerle, köyden kente yapılan düzensiz göçler de başka bir sebebi oluşturmaktadır. Çünkü kentlerimizin yeni göçenlerin ekonomik, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarına cevap verecek kurumlara ve alt yapıya sahip olmaması, beklentilerinin kırılmasına ve kendi başlarına hareket etmelerine sebep olacaktır. Umduğunu da şehirde bulamayan insan hayâl kırıklığına uğrayacaktır. Bunun yanında araştırmalar göstermiştir ki, genellikle göç eden insanlar gençlerden ve erkeklerden oluşmaktadır. İşte sosyalleşme sürecinden tam olarak geçememiş bu insanların geleneksel yapıdan aldığı değerler ile modern şehir hayatında gördüğü değerler, birbiriyle uyuşmayacak, hattâ bazen çatışma içinde olacaktır. Bu uyuşmama hali fertte bir boşluk meydana getirecek, kendini güçsüz, çaresiz ve geleceğinin belirsiz olduğu inancına götürecektir. Bazen de yaşadığı sorunlarla daha da kötüye gidecek ve anlamsızlığını, kendi varlığına son vererek ortadan kaldıracaktır.

KAYNAKLAR

1- Kaya Yaşar, Değişim Sosyolojisi Notları, Malatya-1988, s. 49-52

2- Durkheim, Emile; İntihar, (çev.: Özer Ozankaya), Türk Tarih Kurumu, Ankara-1986, s. 5

3- Durkheim, Emile; A.g.e., s. 17-75

4- Durkheim, Emile; A.g.e., s. 223-237

5- Durkheim, Emile; A.g.e., s. 197-222

6- Durkheim, Emile; A.g.e., s. 123-195

7- Cohen, Percy; Modern Social Theory, Heinemann, London-1978, s. 175-176

8- Korkmaz, Abdullah: Kent Sosyolojisi Notları, Malatya-1988, s. 66

9- Merton, Robert K.: Social Theory And Social Structure, Free Press, New York-1968, s. 130

10- Brake, Mike: The Sociology of Youth Culture and Youth Subcultures, Routledg Kegan Poul Ltd, London-1980, s. 7-8

11- Doğan, İsmail: Bir Alt Kültür Olarak Ankara Yüksel Caddesi Gençlik, Ankara-1994, s. 9