1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

"İnsanın insan vahşeti" ve Tuhaf Bir Suskunluk

Prof.Dr. Reha Oğuz Türkkan
1976'da Milliyet gazetesinde "İnsanın İnsana Zulmü" başlıklı bir yazı dizim çıkmıştı (vaktim olsa bunu, Çeçen, Bosna ve Güney Asya'daki Kızıl Khmer vahşetini de ekleyip bir kitap hâline getireceğim.) Bu konuyu, Attilâ'yı "Le Fléau de Dieu" (Tanrının Kırbacı veya Belâsı) diye yazıp duran Batı tarihçilerine, 2. Dünya Savaşı boyunca Hitler'e ve Nazi Almanlarına "Hunlar" diye isim takan Çörçil'e, İngilizlere ve Avrupalıların zırt-pırt bizden "Ermeni Soykırımı" için hesap sormalarına isyan ettiğim için yazmıştım. Şimdi de AB komiserlerimiz aynı suçlamalar ve APO idamını istememek peşindeler.

Kendi elleri, vicdanları, kalpleri hâlâ kan içinde kipkirli olan bu milletler kalkıp da bize insanlık öğretmeye kalkmazlar mı, insan deli oluyor.

Deli olmayalım da akıllı olalım, "gelin bakalım, bir Nüremberg Mahkemesi de biz kurduralım, kaçırmaya çalıştığınız dosyalar hele şöyle bir dünya kamuoyunun gözleri önünde incelensin" diyelim.

Hem de biz Türkler, özellikle milliyetçiler buna önayak olalım, peşini bırakmamacasına! Gerekirse yargı heyetinde biz bulunmayalım1. En çok çekmiş olan milletlerden (Kızılderililerden, zencilerden, Kuzey ve Güney Afrikalılardan, Tibetlilerden), tarafsızlığına güvenebileceğimiz bazı Batılılardan (meselâ, İsviçrelilerden, Polonyalılardan, Macarlardan, Finlerden, Çeklerden) bir jüri seçelim veya seçtirelim. Zulüm dosyaları dağ gibi yükselecektir.

SUÇ DOSYALARI

Birkaçını hatırlayalım:

o İngilizler, 19 yüzyılda, Güney Asya'da, bir aşireti, bir tarikatı, bir milleti değil, bir ırkı, olduğu gibi ve tam anlamıyla soykırımına uğratmışlardır: Tasmanya ırkını. Önce tüfeklerle çoğunu öldürmüşler, arta kalanlarını çöl gibi yiyecek bir şey bulunmayan yerlere sürmüşler, hâlâ birkaçı hayatta kalmaya inat edince, dolaştıkları yerlere zehirli etler bırakmışlar, onlar da açlıktan bunları yiyince nesil tükenmiştir (sade yaşlı bir çift yakalanmış, ilginç hayvan gibi Fransızlara satılmış, onlar da Paris'te onları "nesli tükenen mahlûklar" olarak teşhir etmişlerdir. 1900 başlarında bunlar da ölünce Tasmanya ırkı son bulmu ştur).

o Gene İngilizler ve Amerika'ya göçenleri, Afrika'dan zenci "köle" getirip tıpkı hayvan gibi taşıyıp satmışlar ve çalıştırmışlardır. Bu facialar yeterince yazıldı, çizildi ve hele "Kökler" TV dizisinde iyi belirtildi -linç olayları dahil. Az belirtilen bir husus, zencileri yurtlarında "avlayan"ların bedevî Araplar olduğu ve beyazlara bunları zincirler içinde getirip satmalarıdır. (Kuzey-Güney Savaşına Lincoln'un kölelere özgürlük için giriştiği söylenirse de, bazı tarihçiler, gerçek sebebin, Kuzeyli tekstil ithalatçılarının, güneylilerin bedava köle kullanarak ucuz pamuk üretimleriyle ticaretlerine zarar verişi olduğunu söylüyorlar. Bu da karanlık bir husustur).

o Amerikalıların, "Vahşi" ("Savage") deyip Kızılderililerin yurtlarını gaspettikleri, vahşice soykırımına uğrattıkları -bir koldan atalarımız olan- Amerika yerlileri hakkında epey yazıldı (E yayınlarından 3. baskısı çıkan "Kızılderililer ve Türkler" adlı kitabımda katliamlar konusu ayrı bir bölüm olarak işlendi).

o Rusların Çarlık devrinde Yahudi vatandaşlarına karşı işledikleri dört kadar "pogrom" (soykırımı) Hitler yüzünden unutulmuştur. Sovyet devrinde ise milyonlarca Türkle beraber, 17 milyon insan Gulag Takımadalarında ve Sibirya'da eziyet sonucu ve çok kere de soykırımla yok edilmişlerdir.

o Hitler'in Yahudilere uyguladığı soykırımı bol bol sergilendi, filmleşti, romanlaştı, anıldı, cezalandırıldı vs. Ama Yahudiler de sütten çıkmış ak kaşık değildirler. Mısır'dan kaçarlarken, kutsal kitaplarına göre tanrıları Yehova onlara bir yurt vadetmiş (Arzı-Mev'ud) ve şöyle demiş: "O yurtta (Filistin-Kudüs'te) yerlileri toptan öldür, yok et, yerleş".

Sonu malûm: Onlar da soykırımı yaptı, bu sefer "Allah'ın gazabına" uğradılar, Filistin'den atıldılar, asırlarca yabancı ülkelerde yaşadılar. 2. Dünya Savaşı'ndan sonra tekrar Filistin'e göçüp İsrail Devleti'ni kurunca bu sefer de Araplarla başları derde girdi. Hikâyenin bu bitmeyen kısmını da her gün seyrediyoruz.

AVRUPALILARIN GİZLİ YÜZÜ

o Gelelim şu bizim AB komiserlerimizin atalarına. Orta Çağ'da Avrupa'da art arda veba ve kolera salgınları dehşet saçmıştı: bir hesaba göre Avrupalıların yüzde 90'ı ölmüştü. Şüphesiz oradaki Yahudiler de. Ama Orta Çağ'ın Hitler benzerleri, "hastalığı Yahudiler yayıyor" komplo teorisini uydurup "getto"lara (Yahudi mahallelerine) halkı saldırtmış ve katliama başlamıştır.

o Zulüm bununla kalmamıştır: 1. Haçlı Seferi Anadolu'ya ve Kudüs'e doğru yola çıktığında, "İsa Peygamberimizi Yahudiler çarmıha gerdi" gerekçesiyle Avrupa'da yol boyunca şehirlerdeki Yahudileri kesmişlerdir.2

o 16. yüzyılda bile İspanyol papazları (Engizisyon), Yahudileri ateşlere atmış, merhametli Osmanlı padişahı Kanunî ("Muhteşem") Süleyman, Barbaros'u filosuyla İspanya'ya yollayıp geri kalanları alıp İstanbul'a yerleştirmiştir. Bugünkü "Sefardik Musevî'leri" onların torunudur.3

o Orta Çağ'da A.B. gibi birlikte iş gören Avrupalıların Haçlı Seferlerinin peşini bırakmayalım. Papa Hazretleri, Haçlı seferberliğini başlatabilmek için gene bir "komplo teorisi" uydurmuş, Türkler daha Orta Asya'dayken vaktiyle Kudüs'te Hristiyan hacılara karşı Araplarca işlenmiş bir cinayeti Türklere yüklemiştir. Çünkü artık Avrupa'nın hasmı Araplar değil, Malazgirt'le Anadolu'ya yerleşen Türklerdi.

Papa, Haçlı Seferlerini başlatmayı başardı ama sonunu getiremedi. Kılıç Aslan'ın aslanları, 1 milyona yakın şövalyeyi ve güruhunu 40-50 bin süvarileriyle dağlarda, tepelerde doğramakla bitiremediler. Kudüs'e varan Haçlıların artıklarını Araplar durduramadı ve kutsal şehir ellerine geçti. Müslüman katliamı o kadar korkunç olmuştu ki, Avrupalı-Haçlı kralları kendi ağızlarından (zevkle dört köşe) anlatırken, "atlarımız göğüslerine kadar kan gölünde koşturarak şenlendik" diyorlar (kitabım çıkınca ötesini oradan okuyabilirsiniz).

o A.B.lilerin atalarının suç dosyaları daha pek çok: 24 Ağustos 1572 Saint-Barthelemy bayramında, Katolik Fransızlar, Paris'te misafir ettikleri 20.000 protestanı dualarını Latince değil, Fransızca okuyorlar diye gece uyurlarken, çoluk çocuk katletmişlerdir! Ya 1793 Fransız Devrimi'nde kaç kafayı (kendi yurttaşlarını, başka türlü düşünüyor diye) giyotinle devirdiklerini biliyor musunuz? 35.000 ile 40.000 arasında. Bir hesaba göre (Alphonse Daudet'nin oğlu Lion Daudet, Action Française'de) her 700 kişinin biri idam edilmiş!

Fransızlar bunu Cezayir'in kurtuluş Savaşında da yaptı. Sonra da Amerikalıların (doğru da olsa, onlara düşmezdi) Viyetnam'da yaptıklarını ayıpladı: "tencere, dibin kara, seninki benden kara!" der gibi.

HEM SUÇLU HEM GÜÇLÜ(=EDEPSİZ)

o Ve hep "Ermeni Soykırımı" dediklerini bir düzeltsek bunun gerçek anlamını, "Ermenilerin Türkleri soykırımıdır" diye anlatabilsek! Camilere doldurup çoluk çocuk yaktıklarını, mezarlardan çıkarılan soykırım kemiklerini göstersek... Anlamak istemezler ki. Amerikalıların bir sözü vardır:

"I've made up my mind, don't confuse me with facts"

("Ben hükümümü verdim, gerçeklerle kafamı karıştırma" psikozu).

İki kelime de bizdeki "Ermenileri Osmanlılar katletmişse bize ne, biz yeni bir devletiz" ahmaklığını ya da hainliğini yapanları. "Reddi miras takiyeniz: "Piçlik" durumuna düşürmüyor mi sizi? Hem yalanı neden kabul ediyorsunuz? Bugünkü Rusya, Sovyet cinayetlerinden, bugünkü Almanya Nazi Yahudi soykırımından, Fransa zulmünden kurtulmak için bunu yapmasını bilmezler miydi? Peki, idamı ne zaman kaldırdılar ki? Hitler'den sonra rahat nefes alınca; ama şartları farklı olan bize, dayatmaya ne hakları var? Almanya'nın hapiste boğdurduğu 3 anarşist için "intihar ettiler" demekle mi idamsızlık oluyor? Aslında AB bizimle oynuyor. Bizim ayrıca oynamamıza gerek yok.

DİPNOTLARI

1. 2. Dünya Savaşı sonunda galipler, yenilenleri Nuremberg'de yargılamışlardı. Yargıçlar da gene kendileriydi!

2. Sayıları o kadar azalmış ki, o sıralarda Ulm'deki "Hahamlar Kongresine" cemaatlarını temsilen sadece 5-10 haham katılmıştır. (A. Koestler, 13. Kabile).

3. Sonradan bir kısmı New York'a göçüp yerleşmiştir. Kore Savaşı sırasında Türkiye'nin itibarı artınca olayı birden hatırlamış, ABD'yi ziyaret etmekte olan Cumhurbaşkanı Celâl Bayar şerefine Waldorf Astoria otelinde şaşaalı bir ziyafet vermişlerdir.