1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

İmralı'da asılanlar ve ağlırlananlar

Orkun
EYLÜL ayı, hazin bir yıldönümüne rastlıyor. 42 yıl evvel, Eylül 1961’de eski başbakan, eski dış işleri bakanı ve eski maliye bakanı İmralı adasında asılarak idam edilmişlerdi. Millî vicdan, bu haksız idamları asla kabul etmedi ve unutmadı.

1960 askerî darbesiyle iktidardan indirilen bu üç yetkili, hiç şüphe yok ki, vatana ve millete hizmet yolunda azimle yürümüşlerdi. Siyasî hatalar yapmışlarsa, bu hatalar onların asılması için bir gerekçe teşkil etmezdi. Onlar, vatandaşları bir birine kırdırmamışlar, gizli teşekküller kurarak teröre başvurmamışlar, otuz bin memleket çocuğunun şehit düşmesine ve telef olmasına sebebiyet vermemişlerdi. Onlar, başka bir ülkeye giderek oradan kanlı eylemler yönetmemişler, Türkiye aleyhinde yoğun propagandaya girişmemişler, silâh ve uyuşturucu kaçakçılığına soyunmamışlar, köy ve mezra baskınlarında kundaktaki bebeleri dahi öldürtmemişlerdi. Onlar, vatan toprağını süsleyen ormanları yaktırmamışlar, turizm cenneti beldeleri bombalatmamışlar, Türkiye’yi sayısız can kaybına ve en az 100 milyar dolarlık zarara uğratmamışlardı.

İdam edilen üç devlet adamı, üstelik hukukun katiyen izah edemeyeceği hukuk dışı mahkemelerde güya yargılanarak ölüme gönderilmişlerdi. Birçok devlet ve hükûmet başkanının şefaat dilekleri de hiç dikkate alınmayarak infaza uğramışlardı. Hem de görülmemiş bir şekilde, öğle vakti asılarak.

Adaletin kıl kadar şaşmadığı normal mahkemede hakça yargılanarak müstahak olduğu cezaya çarptırılanlar ise aynı İmralı’da safa sürmektedir. Şu garip tecellîye bakınız. Millî vicdan bu defa tam tersini beklerken hükümlü neredeyse affa uğrayacaktır. Hattâ belki kendisinden özür bile dilenecektir.

İdam kararının dosyasını meclise bir türlü göndermeyen koalisyon hükûmeti, seçimlerde toplam oy oranının yüzde 53’ten yüzde 15’e düşmesiyle hak ettiği dersi almıştır. Milletin sesine ve adalet isteğine bu derece kulak tıkamanın âkıbetini şimdi başkaları da düşünmek zorundadır.