1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

İlginç Bir Fetih Kutlaması

Çağrı Selçuk
Bevvâl-i çeh-i Zemzem’i lânetle anar halk

Sen Kâbe gibi kendini hürmetle benâm et

Ziya Paşa*

Beyoğlu Belediye Başkanlığı İstanbul’un fethinin 548. yılını, şimdiye kadar görülmedik bir etkinlikle kutladı. 28 Mayıs 2001 tarihinde AKM’de yapılan etkinliğin programı şöyle idi:

Sinagog İlahileri Korosu/Şef: Yako Taragano

Üç Horan Kilisesi Akapella Korosu/ Şef: Nişan Çalgıcıyan

Vatikan Hristiyan Gençlik Korusu/Şef: Süleyman Saikali

Yakarış Müzik Topluluğu/Şef: Taşkın Savaş

Los Faşaros Grubu

Fatih Sultan Mehmed’in ve ondan önceki nice kumandanların, Hz. Peygamberin meşhur hadisindeki övgüye erişmek için feth etmekte yarıştıkları istanbul’un fethinin 548. yıldönümünde, Beyoğlu Belediyesi tarafından düzenlenen “etkinlik” bize, “yaranma kompleksi”nin ürünü gibi göründü. Fatih, İstanbul’u fethettikten sonra oranın hâkimi olarak azınlıkların haklarını koruma altına aldı. Ama, Ayasofya’yı ve daha pek çok kiliseyi camiye çevirdi. Yaranma kompleksi ile hareket etse di, bu mabetleri kilise olarak bırakabilirdi.

Caminin her tarafını gayrimüslimlerle doldurup namaz kılmak için Müslümanlara sadece müezzin mahfilini uygun görmeye benzeyen bu etkinliği ve yapıldığı mekânı yadırgadık. Bizce Ayasofya bu kompleksin dışa vurumu için daha uygun bir mekân olurdu.

•••

Bizim burada karşı olduğumuz k onu, azınlıkların ilahî korolarının bulunması veya bunların bazı mekânlarda konser vermeleri değildir. Biz, İstanbul’un Türkler tarafından fethinin 548. yıldönümü dolayısıyla böyle bir programın düzenlenmesine itaraz ediyoruz. Bu program, gayrimüslim vatandaşlarımız için de onur kırıcıdır. Neticede, içlerine hiç sindiremedikleri bir olayı kutlamış olmak durumuna düşüyorlar.

Ayrı inanç sistemlerine mensup topluluklar elbette birbirleri ile ilişki içinde olurlar, olmalıdırlar. Hele Osmanlı Devleti’nin mirası olan bu topraklarda, bu ilişkinin bulunmasından daha tabiî bir şey olamaz. Ancak herkesin inancına saygı gösterilmesi, bunun sağlıklı yürüyebilmesi için ilk şarttır.

Ayasofya’nın kilise olmaktan çıkarılıp, camiye çevrilmesi olayının yıldönümünü, bir Hristiyana kutlatmanın mantığı nedir? O, bunu samimiyetle kutluyorsa zaten arada fark kalmamış, yani Müslüman olmuş demektir,. Bu tür faaliyetler millî ve dinî günleri vesile kılarak yapılmamalıdır. Elbette birlikte yaşamak güzel bir şeydir. Gayrimüslim vatandaşlarımızla 548 yıldır birlikte yaşıyoruz. Bu asırlar içinde Türk milleti onlara en küçük bir kötülük yapmayı, mevcut bulunan huzur ortamını bozmayı düşünmedi. Ama İstanbul’un işgale uğradığı mütareke yıllarında (16 Mart 1920-6 Ekim 1923) bu vatandaşlarımızın dedeleri işgalcilerle bir olup Türkleri sokağa bile çıkarmamaya çalıştılar. Pek çok çirkinlikler yaptılar. Unutanlar, Süleyman Nazif’in “Kara Bir Gün” makalesini yeniden okusunlar. Beyoğlu Belediyesi, İstanbul’un kurtuluş gününün de bulunduğunu, bunun tarihinin 6 Ekim 1923 olduğunu hatırlasın.

•••

Tabiî biz bu etkinliği düzenlemekteki amacın “azınlıklara da İstanbul’un fethini kutlatmak” olduğuna inanmıyoruz. Böyle bir şeyi zaten en başta onların kabul etmemeleri gerekirdi.

Geriye bir tek sebep kalıyor: Yaranma kompleksi. Onlara lisan-ı hâl ile deniliyor ki: “Ey kardeşler, Fatih Sultan Mehmed bir hata yapmış, İstanbul’u almış. Ama ne yapalım, bir kere olmuş bu. Olanla ölene çare bulunmaz. Aslında bizim de sizden pek farkımız yoktur. Bizi de arada idare edin.”

Programda yer alan 5 korodan biri Yahudilere, biri Ermenilere, biri Katoliklere, biri Ortodokslara, biri de lütfen Türklere ait. Koronun adı da etkinliğe çok yakışmış: Yakarış Müzik Topluluğu. O programda, kendilerini o durumdan kurtarması için Allah’a yakarmaktan başka çareleri yok zaten.

Yaranma kompleksi bizde çok eskidir. Rahmetli Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu bir şiirinde tam da bu kompleksi işlemişti. Çoğu, dostlarımız olan Beyoğlu Belediyesi yetkililerini yaptıkları iyi işler için öveceğimizi, kötü işler için de yereceğimizi belirterek, Gençosmanoğlu’nun şiirini bir kere daha hatırlatmayı yararlı buluyoruz.

(*) Ziya Paşanın beyti şu anlama geliyor: “Adım yaşasın diye Zemzem kuyusunu kirleten kişiyi halk lânetle anıyor; sen, kendi adının Kâbe gibi hürmetle anılmasını sağlayacak işler yap.”

FATİH SULTAN MEHMED’LE ÇAĞDAŞ BİR HESAPLAŞMA

Her delikanlının senin yaşında,

Kavak yelleri eserken başında;

Ta... bilmem nereden şu kadar yolu

Gelip, almak var mıydı İstanbul’u?

Bunca zahmet, bunca şehit, bunca kan...

Neden yaptın bunu Sultan Mehmed Han?

Hatanı silmedi hâla asırlar,

Hele işlediğin öbür kusurlar...

Ayasofya’yı camiye çevirdin;

Bilmiş ol ki büyük bir çam devirdin.

Minareler diktin dört bir yanına,

Kubbedeki Haç’ın kıydın canına...

Korkudan sustular güzelim çanlar,

Sultanım! İrtica değil mi bunlar?

Balkanlarda gürledin, çaktın Mora’da,

Ne işiniz vardı beyim orada?

Yaptığın bu yanlış işler yüzünden,

Bütün Avrupa’nın düştük gözünden...

Bulgar’ın elini sıkamaz olduk...

Yunan’ın yüzüne bakamaz olduk...

Neyse ki çağımız füze çağıdır,

Ayasofya’nın da müze çağıdır.

Şol dört minareyi dört dikili taş

Gibi sessiz kılıp, eyledik çağdaş...

Eğer uğramazsak kem bir nazara,

Belki korlar bizi Ortak Pazara...

Niyazi Yıldırım GENÇOSMANOĞLU

(Türk Edebiyatı Dergisi, Haziran 1988 Sayısı)