1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

İlerleme Raporu ve Nitelikli Sanayi Bölgeleri

Turgay Tüfekçioğlu
Orkun'un geçen sayısında 19 Mart 2001'de 57. hükûmet tarafından imzalanıp Avrupa Birliğine verilen "Ulusal Program'ın ne kadar ulusal! olduğunu incelemeye başlamıştık.

9 Ekim 2001 Çarşamba günü A.B.'nin ilân ettiği "2002 Yılı İlerleme Raporunda" Türkiye'ye tam üyelik adaylığı için tarih verilmeyeceği açıklandı. Ama Güney Kıbrıs başta olmak üzere diğer 10 aday ülkeyi 2004 yılında, 2 ülkeyi de 2007 yıllarında tam üye yapacakları açıklandı.

Türkiye son 40 yıldır üyesi olma uğruna her konuda ödün üstüne ödün verdiği, ekonomisini bile bu uğurda bitme noktasına getirdiği, A.B.'ne şu anda tam üye olmaya aday bile değildir. Bu önemli gerçek Avrupa Muhiplerince ustalıkla milletimizden gizlenmektedir. Yıllardır beklenilen, A.B.'ne tam üyelik görüşmelerine başlamanın tarihidir, bu dahi ufukta görülmemektedir. Tam üyelik tarihi ise ondan çok sonra beklenecek bir hayaldir.

A.B. Türkiye'ye karşı uyguladığı salam siyasetiyle, yani dilim dilim keserek hedefe ulaşmayı tam bir başarıyla uygulamaktadır. 1963-2002 arasında bu uğurda harcadığımız maddî ve mânevî varlıklarımızı görmezlikten gelmek niye? "ULUSAL PROGRAM" da öylesine temel konularda daha ödün verme yanlışındayız ki, insanın Ulusal Programda okuduklarına inanası gelmiyor.

Son ilerleme raporunda ise 2004'de tam üye yapılacak Polonya, Malta, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Letonya, Güney Kıbrıs, Slovakya, Estonya, Litvanya'nın hemen ardından 2007'de tam üye yapılacak Bulgaristan, Romanya'nın siyasî ve ekonomik yapılarına hiç bakılmaksızın tam üye olmaları bile yerli A.B. muhiplerinin gözünü açmaya ne yazık ki yine yetmedi. Basın sayesinde Türkiye'nin sanki gözlerini bağladılar. En acı gerçekler görülmüyor veya görmezlikten geliniyor. Bakar körler toplumu hâline geldik.

- Gümrük Birliği'nin 1995'ten beri getirdiği milyarlarca dolarlık maddî kayıplar görülmüyor.

- Gümrük Birliği'nin Türkiye'ye kendi başına 3. ülkelerle ticarî antlaşmalar yapmasını yasakladığı görülmüyor. Bu sebeple Türkiye Makedonya'yla ikili ticarî anlaşma yapamıyor. Mısır, Tunus, Fas, Filistin ile ikili ticarî anlaşmalar yapamıyor. Çünkü A.B. müsaade etmiyor, yani egemenlik haklarımız yok edilmekte, bütün bunlar da görmezlikten geliniyor. Bu acı gerçekleri görmemek için olsa gerek, topla ve popla meşguliyetimiz her geçen gün öylesine artmakta ki, tüm benliklerimizi kapladı, milletçe top ve poptan başka bir şey düşünmez olduk.

- Türk parası yerine EURO kullanalım diyebilen Derviş'in ve Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz'ın söyledikleri görülmüyor, duyulmuyor. 9 Ekim 2002 ilerleme raporunda 2004'de Güney Kıbrıs (Tüm Kıbrıs adına) A.B.'nin tam üyeliğine alınacaktır, deniliyor. Bunun neticesinde Kuzey Kıbrıs'taki Türk ordusunun İşgalci durumunda olacağı, geri çekmemiz gerektiğinin A.B. tarafından bize ekonomik, siyasî ve askerî baskılarla en acı bir şekilde söyleneceği görülmüyor.

- Kuzey Irak'ta 1991'den beri Türkiye'ye karşı hazırlanan toplumsal bombanın imalinde görevli 83 sivil toplum kuruluşunun (NGO) 55 tanesinin Avrupa Birliği'nin sivil toplum kuruluşu olduğu neden görülmüyor?

Bu A.B. konusundaki görülmeyenleri, görülmek istenmeyenleri sıralamakla, yazmakla bitmez. Gelelim çareye: Öncelikle "ULUSAL PROGRAM" denilen belge hükûmetçe hemen geri çekilmelidir. Bu millî utanç bir an önce bitmelidir. Yanlıştan dönmek erdemdir.

Aksi hâlde gelecekte de, bu yolda ısrar edilirse 2003 yılının ilerleme raporunun konusu ile 2023 yılına kadar süreceğini tahmin ettiğim diğer ilerleme raporlarının yani önümüzdeki 20 yılın ilerleme raporlarında istenenlerle Türkiye'nin işi tam olarak bitirilecektir. Türkiye yok olmaya gitmektedir. Evet yanlış okumadınız, bu gidişle Türkiye'yi bekleyen 1923'te kurduğumuz Türkiye Cumhuriyeti'nin 2023'de yani kuruluşunun 100. Yılında bitişini görmek olabilir. Batı'nın yıllardır Türkiye'ye karşı uyguladığı yöntem farenin uykudaki çocukların burnunu kulağını yemek için önce yalayıp sonra üfleyerek uyuşturup yediği gibidir. Önümüzdeki 20 yılın ilerleme raporlarının içeriğini bugünden tahmin etmek hiç de zor olmasa gerek. Daha bugünden kendini "Yeni Roma Ekümenik Patriği" ilân eden ve her yerde bu unvanını kullanan Fener Rum Patrikhanesi'nin 2010'larda açıkça İstanbul surları içinde, Yeni Bizans olma arzusu olamaz mı ?

2002 ilerleme raporunda şimdiden ucunu gösterdikleri Alevîliğin bir başka dinmiş gibi gösterilmesi ve Alevîlerin azınlık sayılmaları konusunun da önümüzdeki 2003-2004 .....'lerdeki ilerleme raporlarının en temel konularından biri olacağı beklenilmelidir. Yani kısaca Batı'nın haçlı zihniyeti bize karşı hep sürmektedir. Çağımızda araç, şekil, yapı, yöntem değiştirdi ve günümüzdeki dünya yapısına uygun olarak, A.B. projesi hâlinde karşımıza çıktı geldi. Günümüzde Batı, Lozanı ortadan kaldırmış gibi Türkiye'yi Sevr şartlarına doğru sürüklüyor. Kopenhang ölçütleri Sevr'in 147. Maddesinin gönümüzdeki yaşamasından başka bir şey değildir.

2000'li yılların yeni haçlıları (A.B.) Türkiye'de bu güne kadar kendilerini çok güzel gizlediler ve ne yazık ki, çok da mesafe aldılar. Bu projelerinde kendilerine yandaş olarak içerden kimilerini mankurt oluşundan, kimilerini A.B. muhipliğinden, kimilerini menfaat düşkünlüklerinden, kimilerini de siyasî emelleri uğruna her şeye boyun eğen işbirlikçilerden buldular. Bu sayede bugünlere kadar geldiler. Milletimiz de bu gibi oyunlara hiç alışık olmadığından yapılanları anlamakta, oyunları görmekte ve hileyi sezmekte biraz gecikti. Bu doğrudur, ama bu günler şafağın sökmeye başladığı karanlık gecenin sonudur, gün dönümünün başladığı günlerdeyiz. Türk Milleti mutlaka Bağımsız Türk Devletine sahip çıkacaktır. Üniter Türk Cumhuriyeti'ni sonuna kadar koruyacaktır. Önümüzdeki seçimler Türk Milletinin bir bakıma hep bir ağızdan haykırmasıdır. O haykırışı her kulak duyacaktır.

Son yıllarda yürüyen "Nitelikli Sanayi Bölgeler" konusunda çok hızlı gelişmeler olmakta ve olanlar kamuoyunun gözünden bilgilendirilmediği için kaçmaktadır.

09.12.2001 Pazar günü Bakanlar Kurulunca "Prensip Kararı" başlığı altında Başbakanın yazısının altına tüm Bakanların imzasıyla Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez bir prensip kararı alınmıştır. Bu prensip kararını 9.10.2002'de A.B.D. Başkanı Buch'un imzalayıp A.B.D. senatosuna yolladığı karar metni takip etti. Peki bu kararının özeti ne?

www: thomas.loc.gov/cgi-bin/quevry

A.B.D ile İsrail arasında 1985'de imzalanan "Serbest Ticaret Anlaşması"na göre İsrail malları A.B.D'ye kotasız ve gümrüksüz giriyor. 2000'li yıllarda başlayan ekonomik sıkıntıdan kurtulmak için çırpınırken Türkiye'nin önüne A.B.D-İsrail serbest ticaret anlaşmasına eklenmesi önerisi getirilir.

A.B.D'nin Türkiye'ye önerisi İsrail-A.B.D serbest ticaret anlaşmasına Ürdün'de olduğu gibi Türkiye'nin de, "Nitelikli Sanayi Bölgesi" formülüyle dahil edilmesidir. Görüşmeler üstüne görüşmeler yapılır, sonunda gelinen nokta:

Türkiye tel örgülerle ayrılmış Nitelikli Sanayi Bölgelerinde (meselâ bu alanlar her nasılsa birden aklıma geldi !!! Adana, Yumurtalık, Rize ve GAP bölgeleri oluvermesin ?) katma değeri en az %35 olan mallar üretilecek (Sanayi kolunu İsrail ve Amerika seçiyor) bu katma değerin de 1/3'ü de İsrail malı olacak, yani özetle 1 dolarlık ihracat malının 0,13 doları İsrail malı olacak. Üretim İsrail ve Amerikalılar tarafından başından sonuna kadar denetlenecek. Üretim konularını A.B. Başkanı ilerde lüzum görürse değiştirebilecek.

Nasıl beğendiniz mi sanayileşme çabalarımızı? Ayrıca bir ince ayrıntı daha var: Amerikan Temsilciler Meclisinden bu konuyu onaylamanın karşılığında, Ermenistan'a ticarî ambargonun kaldırılması yönünde Türkiye'ye karşı baskı yapmasının isteneceği de söyleniyor. İsrail üzerinden Amerika'ya ihracat içinize sinmediyse, bu özet bilgi ile şimdilik yetinelim. Bu konuyu gelecek sayıda etraflı olarak yeniden inceleyeceğiz.