1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

İKİSİ EŞİT OLABİLİR Mİ?

Murat Gençoğlu
Son zamanlarda talihsiz bazı beyanlarla karşılaşıyoruz. Diyorlar ki “Türk milliyetçiliği de tehlikelidir, Kürt milliyetçiliği de” veya daha açık olarak “Türkçülük de tehlikelidir, Kürtçülük de”.

Bu beyanlar İsmet İnönü’nün 1944 nutkundan sonra Türkçülük hakkındaki ikinci en ağır suçlamadır. Hattâ o zamanlar, belki Ziya Gökalp’ın hâtırası çok yeni olduğu için Türkçülük kelimesi kullanılmayıp “Irkçılık, Turancılık” gibi deyimler öne çıkarılıyordu. Şimdi ise saldırı çok açık olarak kendi öz kelimesine yapılmaktadır. Sorumluları bu beyanlara sevk eden âmilleri analiz etmek uzun ve zor bir iş olarak görünmektedir.

Türkçülükle Kürtçülüğün yan yana getirilmesi ve her ikisinin aynı kefeye konulması çok üzücü, çok vahim, hattâ çok dehşet vericidir. Çünkü Türkçülük Ziya Gökalp’ın tarifiyle “Türk milletini yükseltmek demektir”. Bunu hangi Türk oğlu istemez? Bunu başarabilmek için aklı başında hangi i Türk oğlu gayret göstermez? Daha geniş bir ifadeyle kim “Türk milletinin bütün milletler arasında birinci sıraya yükselmesini, kendi bayrağı altında egemenliğine sahip olarak rahat ve müreffeh bir hayat yaşamasını” istemez? Ve, bunun neresi tehlikelidir? Gazetelerde her gün okumuyor muyuz: Filan doktor tıpta devrim yaratacak bir operasyona imza attı, filan rejisör önemli bir yarışmada birincilik kazandı, Avrupa’nın kalkınma hızı yerlerde sürüklenirken bizimki yüzde 10’lara yaklaştı vb. diye. Bundan gurur duyuyoruz. Sonlardan gelip dünya birinciliğine birkaç kademe daha yaklaştık diye iftihar ediyoruz. Yani hepimiz, belki farkında bile olmadan bilinç altından Türkçülük yapıyoruz. Günlük hayatımızın içinde böylesine yer almış bir kavrama karşı yapılan saldırılar onun için yüreğimizi dağlıyor.

Türkçüler Türk milletinin sonsuza dek yaşamasını, Türk devletinin –veya devletlerinin- sürekli egemen olmasını istiyorlar. Parçalanmış Türklüğün günün birinde mutlaka birleşeceğini, bunun kaçınılmaz bir mukadderat olduğunu düşünüp buna inanıyorlar. Milletini büyütmek düşüncesi hangi ülkede bizimki kadar horlanıyor? Siyasîlerimiz her zaman “tek millet, iki devlet” deyip durmuyorlar mı? Bugün için, evet, iki devlet. Ama ilerde niye tek devlet olmasın ki?

Biz diyoruz ki Türkçülük Türk milletini büyütecek, refaha kavuşturacak, Türk devletini birinci devlet yapacak tek millî düşüncedir. İnanıştır, ülküdür, hedefe götürecek yegâne itici güçtür. Onlar diyorlar ki “Sakın ha! Bu çok tehlikelidir!” Şu garabete bakınız.

Kürtçülüğe gelince: Onlar Türkiye’nin aleyhinde ne varsa onu gerçekleştirmeye çalışıyorlar. Türkiye’den toprak koparıp üzerinde kendi devletlerini kurmak için gayret harcıyorlar. 35 bin kişinin ölümünden sorumlu bir mahkûmdan talimat alıp Türk devletine dayatıyorlar. Dünyada ve özellikle Avrupa’da Türkiye’yi zayıflatmak, yahut en azından daha fazla gelişmesini önlemek için hazırlanan dolapların taşeronluğunu yapıyorlar. Silâhlanıp Mehmetçikleri öldürüyor, şehir sokaklarında otomobilleri, mağazaları ateşe veriyor, taşlarla polislere saldırıyorlar.

Böyle bir akım Türkçülükle eşdeğer olabilir mi?

Siyasî gelişmeler, yönetimden sorumlu olanlara bazen bu gibi talihsiz sözler söyletmiş olabilir. Ama onlar bunun millet vicdanında, düşünce akımları hakkında fazla bilgisi olmayan halk arasında ne kadar kötü ve kalıcı tesirler bırakacağını hesaplamak zorundadır. Bu telkinle yetişecek bir subaydan, bir ilim adamından, bir idareciden Türkiye’ye hayır gelmeyeceği çok açıktır. O hâlde daha ölçülü, daha temkinli, daha makul sözler ve davranışlar beklemek hakkı da bizimdir.

Aman dikkat! Zaten zor günler geçiriyoruz, bir de bu gibi ayrılıkçı söylemlere muhatap olmayalım.