1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

İkinci Şeyh Sait ayaklanması

Yağmur Çavuşoğlu
Yıl 1925. Şeyh Sait denen hainin, daha yeni kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni, İngilizlerin destek ve kışkırtmalarıyla yıkarak, sözde bir Kürt-İslam devleti kurmak için girişimde bulunduğu tarih.

Sene 2005. Sanki tarih tekerrür ediyor. Yine Şeyh Sait’in uzantıları, önce Ağustos ayı ortalarında Batman’da, sonra da eylül ayı başlarında İstanbul’da ayaklanma provaları yapıyorlar. Böylece hem devletin resmî kurumlarının, hem de halkın nabzı ölçülüyor. Ve çıkan netice; Türk halkı ve ordusu bu işlerle gerektiği ciddiyetle pek ilgilenmiyor.

Bugün aslında sıradan birer terör olayı gibi gösterilen son vakalar, Şeyh Sait isyanının vahim birer tekrarı; düpedüz halk ayaklanmasıdır. Bunu görmemek için ya kör ya da sağır olmak lâzım! Şu anda gelinmiş olan nokta Türkiye Cumhuriyeti Devletinin idarecilerinin de gaflet içerisinde olduğunun belirtisidir. Milyonlarca Türk’ün kan dökerek vatan yaptığı Türkiye’nin bir bölümünün koparılarak, Orta Doğu’da kurulan yeni bir devl ete katılması istenmektedir. Bunun önüne geçecek siyasî veya askeri çarelerin bir an önce alınması lâzım. Yoksa ki gidişat çok kötüdür. Koskoca bir cihan devletinden elimizde kalan küçücük Türkiye Cumhuriyetini de kaybetmek üzereyiz. Avrupalılar her ne pahasına olursa olsun, bizi geldiğimiz yerlere göndermek amacıyla her yolu deniyorlar. Biz Türkler de bu oyunu bozmak için, içeride veyahut dışarıda güç kullanmaktan da kaçınmamalıyız. Demokrasi, insan hakları, Avrupa Birliği gibi birtakım şeyler yüzünden, neredeyse kendi kellemiz gidecek.

Malûm olduğu üzere Cumhuriyetimiz kurulduktan sonra imzalanan Lozan Andlaşması’nın görüşmeleri sırasında, Misak-ı Millî hudutları içerisinde bulunan bazı yerler Türkiye’ye verilmemişti. Bunun üzerine büyük Atatürk dirayetli bir diplomatik faaliyette bulunup, Musul ve Kerkük’ün de dahil olduğu, Irak’ın kuzey tarafını ve bugün Türkmeneli diye bildiğimiz, ancak şimdilerde inşa edilen Kürt devletinin sınırları içerisinde bırakılan yerleri anavatana katmakta kararlıydı. Bölge zamanımızda olduğu gibi, zengin petrol yataklarının merkeziydi. Dolayısıyla İngiltere buraların Türklerin elinde bırakılmasına asla müsaade edemezdi. Vaziyetin Türkiye lehine döneceğini anlayan İngilizler, Doğu Anadolu’da satın aldıkları bazı iş birlikçiler vasıtasıyla, Türkiye Cumhuriyetini kendi hudutları dahilinde zor durumda koyarak, Musul ve Kerkük’ten 1926 senesinde vazgeçmemizi sağladı. Günümüzde birtakım kişilerce inkar edilse de, Şeyh Sait ayaklanmasının ardında İngiliz gizli istihbaratıyla, altınlarının olduğu belgelenmiş durumdadır. Bununla beraber Musul ve Kerkük o zaman da, bu gün de içimizde kanayan bir yaradır. Aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti Devleti için bir namus meselesidir. Bu vatan parçasından feragat edilmesi, Türk milletinin nazarında en büyük namussuzluktur!

Bundan yaklaşık seksen yıl önce yazılan senaryolar, günümüzde Kürt devletinin kurulmasına engel olmaya çalışan Türkiye Cumhuriyeti için yeniden oynanıyor. Bu kez İngiltere’nin yanında Amerika ve bütün Avrupa devletleri de var. Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşı olan bir kısım halk kışkırtılıp, isyan ettirilerek, meydana gelen bazı oldu-bittilere göz yummamız isteniyor. Amerika’nın çıkarları doğrultusunda sınırlar değiştirilmeye, ülkeler ortadan kaldırılmaya çalışılıyor.

Hakikatte olayların özüne baktığımızda Şeyh Sait ayaklanmasıyla, bugün Türkiye’de yapılanların hiçbir farkı yoktur. Hatta bugünkü durum daha da korkunç. Ancak ne devleti temsil eden hükûmetler, ne de devleti ve rejimi korumakla görevli güvenlik kuvvetleri, bu olayları yeterince ciddiye almıyorlar ve bir vurdum-duymazlık söz konusu.

Kanaatimizce ortaya çıkan tablo son derece kötüdür. Bu ayaklanma provalarına son verilmediği takdirde ya Türkiye Cumhuriyeti içerisinde bir Türk-Kürt çatışması çıkacak, yada bölücüleri destekleyen ülkelerle, Türkiye Cumhuriyeti silâhlı bir savaşa tutuşacaklar ki; bunun da yapılması Türk Devleti açısından kaçınılmazdır.