1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

İhanetin Son Perdesi (III)

Necdet Sevinç
– Niçin karanlığa bıraktılar?

– İşlerine öyle geliyor da onun için!..

Meydanı dolduran insan kalabalığını on binlerin üstünde buluyordum. Saat öğleden sonra beşi geçiyordu. Yollar, meydanlar, damlar mahşerî bir kalabalık hâlinde dolmuştu. Şimdiki üniversitenin rektörlük dairesinin önündeki çınarın altında üç ayaklı darağacı kurulmuştu. Bu idam sehpasının etrafı jandarma ve polisle kordon altına alınmıştı. Binanı önünde İngiliz, Fransız askerî kuvvetleri de yer almıştı. Kürt Mustafa Paşa Divan-ı Harbi’nin kimlerden emir aldığını gösteren bu inkâr kabul etmez deliller, böylece ortada duruyordu. Halk bir deniz gibi dalgalanıyordu. Güneş Süleymaniye arkasında sessizce batıyor, ortalığa pembe bir akşam rengi sinmiş bulunuyordu. Birden bire bu kalabalığın bir anda sustuğu görüldü. Kimse nefes bile almıyordu. Üstünde -Dairei Umuru Askeriye- yazılı bir zafer takı gibi süslü Harbiye Nezareti kapısından çıkan süngülü bir müfreze askerin ortasında, yüzü görü solmuş, üstünde beyaz bir gömlek bulunan, takriben 35 yaşlarında, mağdur Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey görünmüştü. Yavaş yavaş yürüyor, şimdiki rektörlüğün önündeki darağacına yaklaşıyordu. Oldukça metin ve şakindi. Mukadderatına kendisini teslim etmiş gibi idi. Son sözünün olup olmadığı sorulunca, o halka hitap etmişti:

– Sevgili vatandaşlarım, ben bir Türk memuruyum. Aldığım emri yerine getirdim. Vazifemi yaptığıma vicdanım emindir. Sizlere yemin ederim ki ben masumum, son sözüm bugün de budur, yarın da budur. Ecnebî devletlere yaranmak için beni asıyorlar. Eğer adalet buna diyorlarsa kahrolsun böyle adalet!..

Bu ses sanki uzak dağlara gitmiş, çarpmış ve oradan aynen geri gelmiş gibi, halkın ağzında tekrar edilmişti:

– Kahrolsun böyle adalet!

Kemal Bey sözüne devam ederek:

– Benim sevgili kardeşlerim, asil Türk milletine çocuklarımı emanet ediyorum. Bu kahraman millet, elbette onlara bakacaktır. Vatan uğrunda cephede ölen bir insan gibi şehit gidiyorum. Allah vatan ve milletimize zeval vermesin... Amin!..

Halk hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Meydan tam bir matem manzarası almıştı. O sırada şimdiki rektörlük köşkünün penceresinden bakan devrin Adliye Müsteşarı Sait Molla, cellâtlara hiddetle bağırmıştı:

– Söyletmeyin bu alçak herifi!.. Hemen asın bu köpeği, ne duruyorsunuz itoğlu itler!..

Çingeneler derhal darağacında sallanan ipin ilmiğini Kemal Beyin boğazına geçirmişlerdi. Onu sandalyenin üstüne çıkardılar ve birkaç saniye içinde ipi çekerek sandalyeyi bir tekme ile devirdiler, sonra ipi biraz daha yukarı çektiler. Havanın karardığı bu anda o bir kâğıt gibi biraz havada sallandı, sonra yüzü morardı ve dili sarktı. Türk milletinin bu kahraman evlâdı, düşman işgalinin bir kurbanı olarak ipe çekilmi ş, fakat hâtırası bu milletin kalbinde ebediyen yaşamıştır. O akşam, asker, jandarma, polis halkı güçlükle dağıtmıştı. Köşe başlarında İngiliz, Fransız askerleri ve makinalı tüfekleri de her an tetikte hazır duruyordu”53

Doğa Anadolu’da isyan eden Hadisyan vesaire gibi Ermeni sergerdeleri İstanbul’da ellerini kollarını sallaya sallaya dolaşırken, Ermeni taktil ve tehcirinden sorumlu tutularak sırf İtilâf Devletlerine gösteriş yapıp onlara yaranmak için elçabukluğuyla idam edilen Kemal Bey54 14 Ekim 1922’de çıkarılan bir kanunla millî şehit ilân edildi. Ve hidemat-ı vataniye tertibinden eşine ve çocuklarına maaş bağlandı.

NUSRET BEYİN İDAMI

İşgal kuvvetlerinin otoritesini yerleştirmek ve Ermenileri memnun etmek amacıyla kurulduğunu daha önce zikrettiğimiz Nemrut Mustafa Paşa Divanı, Bayburt Kaymakamı Nusret Beyi de hiçbir hukukî mesnede isnat etmeden yalancı şahitlerin beyanlarını yeterli delil kabul ederek idama mahkûm etmiştir.

Aslında, İngiliz Siyasî Komiserinin ve Ermeni Patrikhanesinin Türkiye ve Türkler üzerinde yapacağı operasyonların bir vasıtası olan Damat Ferit Hükûmeti, Nusret Beyi daha önce İstanbul’a getirip yargılamıştı. Eski Bayburt Kaymakamı Nusret Bey, o sırada Urfa Mutasarrıfı olarak görev yapıyordu. Fakat Nusret Bey beraat edince55 işler karıştı. Çünkü Patrik Zaven Efendi, Nusret Beyin cezalandırılmasını istemişti. Sırtını işgal kuvvetlerine yaslayan Ermeni Patriğinin tanzim ettiği listeler Sadrazam Damat Ferit Paşa’nın eline sıkıştırılıyor, Millî Mücadelenin bu azılı düşmanı ise listeleri hiçbir tetkike tabi tutmadan bütün millî mücadele kahramanlarına idam hükmü vermiş olan Nemrut Mustafa’ya havale ediyordu56.

Nusret Bey, Nemrut Mustafa Divan-ı Harbi’ne sevkedilmemişti. Ya nereye sevkedilmişti?

– Hurşit Paşa Divan-ı Harbi’ne.

Öyleyse bu kez Nemrut’un Divanı’na sevkedilip, İngiliz İşgal Kuvvetleri Komutanlığı’yla da Patrik Zaven Efendiyle de57 bir tatsızlık çıkması önlenmeliydi.

Evet. Aynen öyle oldu.

Bayburt Kaymakamı Nusret Bey, beraat ettiği bir dâvâdan yeniden yargılanmak üzere daha doğrusu mahkûm edilmek üzere Nemrut Mustafa Divanı’na havale ediliverdi!

Millî Mücadele kahramanlarından Fethi Okyar’ın “Nemrut Mustafa kadar kindar, cahil ve merhametsiz kimselerin bulunabileceğine ihtimal vermiyorum”58 dediği bu Divan, Ermeni Patrikhanesinin devreye girmesiyle ilân yoluyla yalancı şahit aramaya başladı!

4-5 yıl önce İstanbul’dan takribi 1.000 km. uzaktaki Bayburt’ta cereyan ettiği iddia olunan olayların tanıkları İstanbul’da aranıyordu!

29 Nisan 1920 tarihli Serbesti Gazetesi’nde şöyle bir ilân çıktı:

“Divan-ı Harbi-i Orfî Riyaseti’den Bayburt ve Ergani taktil ve tehciri meselesine dair malûmat ve meşhudatı olanların Divan-ı Harp’e gelmeleri ilân olunur!”

Bir gün sonra Peyam Gazetesinde benzeri bir ilâna rastlandı. Deniyordu ki:

–Bayburt ve Ergani Madeni’nde tehcir olunup, ahiren avdet eden Müslüman ve gayrimüslimlerden Dersaadet’te bulunanların önümüzdeki cumartesi günü zevali saat 10.00’da 1 Numaralı Divan-ı Harbi Örfî’de bulunmaları beyan olunur!

Şahitlerin, kinini “Türklerin asırlardır gaspettikleri haklarımıza tamamen sahip oluncaya kadar mücadelenin her şeklini meşru ve makul görürüm. bu fırsatın Türklerin tahakkümündeki ırklara bir daha nasip olacağını zannetmeyelim. Her çareye başvuralım ve Türklük derdini yeryüzünden bertaraf edelim!”59 cümleleriyle özetleyen Zaven Efendi’nin patrikhanesi tarafından tespit edildiği anlaşılmaktadır. Mahkemeye getirilen ilk şahit, İstanbul’dan bir adım bile dışarı çıkmamış olan bir sahtekârdır!

Nusret Bey, yargılanmasına sebep olan hâdisenin Bayburt’ta cereyan ettiğini hatırlatmak suretiyle şahide itiraz eder.

Nemrut Mustafa derhal sanığı azarlar:

– Anladık, anladık! Yalan söyleyecek değil ya. Mahkeme her şeyi senden iyi bilir!

Papazlar, Patrikhanede ne ezberlettilerse ikinci şahit mahkemede aynı şeyleri tekrarlayıp durur. İlk şahidin zikrettiği olay mahalliyle ikincinin zikrettiği olay mahalli arasında 50 km. mesafe vardır.

Nusret Bey, itiraz ederek, şahitlerin yalan söylediklerine mahkemenin dikkatini çekmeye çalışır.

Nemrut Mustafa’nın cevabı, “Kâfi...kâfi” olur.

Başka bir celsede şahit olarak salona 12 yaşında bir çocuk getirirler. Oysa Nusret Beye yüklemek istedikleri suç 4 yıl öncesine attir! Nusret Bey, “8 yaşındaki bir çocuğu şahit olarak nasıl dinlersiniz?” diye itiraz edince. Nemrut Mustafa fena hâlde öfkelenir:

– Otur yerine be herif!

Sonunda Nusret Bey, hakkında verilen karar kendisine bildirilmeden Merkez Komutanlığı’na götürülür. Bir İngiliz teğmen burada Nusret Beye “Malta’ya sürgün edildiğini” bildirir. Bu sırada odaya Nemrut Mustafa girmiştir. Nemrut, İngiliz teğmene der ki:

– Bu adamı Malta’ya sürmeye ne lüzum var? Biz onun idamına karar verdik!

Damat Ferit Hükûmeti düştükten sonra mahkemenin Nusret Bey hakkında iki karar verdiği anlaşılır. Önce Nusret Bey, 15 yıl hapis cezasına çarptırılarak dosya kapanmıştır. Fakat bu sırada bir adam ortaya çıkıp, “Nusret Bey hakkında şahitlik yapmak istediğini” söyleyince, yargılamaya devam edilmesine karar verilmiştir. Bu durumun hukuka aykırı olduğunu söyleyen mahkeme üyesi Ferhat Bey hükûmet tarafından görevden alınmış, yerine Niyazi Bey adında bir adam tayin edilerek arzu olunan karar imzalatılmıştır60.

Sadi Koçaş, Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey gibi, Bayburt Kaymakamı ve Urfa Mutasarrıfı Nusret Beyin de Zaven Efendinin teklifi üzerine mahkûm edildiğini yazar61.

20 Temmuz’da ölüme mahkûm edilen Nusret Bey, 5 Ağustosta asılmış, 25 Aralık 1921’de çıkarılan bir kanunla tıpkı Kemal Bey gibi o da millî şehit ilân edilmiştir62.

Nusret Beyin, hücresinden kardeşi Cevdet Beye yazdığı son mektup, tehcir sırasında istese büyük paralar kazanma imkânı bulunan bir devlet memurunun düsürtlük belgesidir:

“... küçük çocuklarımı, karımı, yalnız ve fakir olarak bırakıyorum. 5 gün sonra yiyecekleri kalmayacaktır. Allah aşkına sokaklara bırakma”63

(Devamı gelecek sayıda)

DİPNOTLARI

Merhum, sevgili oğlum Adnan’ın medfun bulunduğu Kadıköy Kuşdili Çayırı’ndaki kabristanda yavrumun yanında gömülmeyi diliyorum. Teyzem ve kardeşim Kadıköyü’nde sakindirler. Teyzemin adresi Mühürdar Caddesi, 67 numaralı hanedir. Adı İsmet Hanımdır. Defin masrafı teyzeme tevdî buyurulmalıdır. Kabir taşım hamiyetli Türk ve Müslüman kardeşlerim tarafından dikilmeli ve üstüne şöyle yazılmalıdır: Millet ve memleket uğrunda şehit olan Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Beyin ruhuna fatiha. Perişan zevcem Hatice’ye, yavrularım Müzehher ve Müşerref’e muavenet (yardım) edilmesini, yavrularımın tahsil ve terbiyelerine ihtimam buyurulmasını vatandaşlarımdan beklerim. Babam Karamürsel âşâr memur-u sâbıkı Arif Bey de âcizdir. Kardeşim Münir de kimsesizdir, bunlara da muavenet olunursa memnun olurum. Türk milleti ebediyyen yaşayacak, Müslümanlık asla zeval bulmayacaktır. Allah millet ve memlekete zeval vermesin, fertler ölür, millet yaşar. İnşaallah Türk milleti ebediyete kadar yaşasın.

30 Mart 1335

Boğazlıyan Kaymakam-ı Sâbıkı

Kemal

55. Mehmet Hocaoğlu, Arşiv Vesikalarıyla Tarihte Ermeni Mezalimi ve Ermeniler, İstanbul, 1976, s.779.

56. Hüsamettin Ertürk, age, s.306.

57. 1898-1906 yıllarında Erzurum, 1910-1913 yıllarında Diyarbakır Piskoposu olarak çalışan Zaven Efendi zararlı faaliyetlerinden dolayı 1916’da Bağdat’a gönderildi. Mondros Mütarekesi’nin imzasından sonra 1918’de İstanbul’a dönen Zaven, 1919 Eylül ayında patrik seçildi ve Türk Millî Mücadelesinin en amansız düşmanları arasına katıldı. Kurmayı hayâl ettiği Ermenistan için Türkiye’den toprak almak isteyen Zaven Efendi, Rum Patrikhanesi ile birlikte. işgal güçlerini, Danat Ferit Hükûmeti’ni ve Nemrut Mustafa Divanı’nı Türk milliyetçilerinin üzerine sevkettiği gibi, sürekli olarak da İtilâf Devletlerinin Anadolu’yu işgal etmeleri için teşvik ediyordu.

58. Fethi Okyar, age, s. 279.

59. Muhittin Nahbantoğlu, Türklere Karşı Ermeni Vahşeti, İstanbul, 1992, s. 103.

60. Mehmet Hocaoğlu, age, s.780-782.

61. Sadi Koçaş, Tarih Boyunca Ermeniler ve Türk-Ermeni İlişkileri, Ankara, 1967, s. 202.

62. Necdet Bilgi, age, s.184.

63. Mehmet Hocaoğlu, age, s.182.