1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Hüseyinzade Ali Bey (Turan)

Sebahattin Şimşir
OSMANLI Devleti’nin son dönemlerinde askerî alanlardaki kötü gidişi durdurmak maksadı ile ortaya atılan fikir akımları –Batıcılık, Osmanlıcılık, Adem-i Merkeziyetçilik ve İslâmcılık- ne yazık ki devletin kötü gidişini önleyememiştir. Ancak, her akım devletten önemli bir parçayı da koparmaktan geri kalmamıştır. Her fikir akımına birileri sahip çıkarken Türk hep ihmal ve ezilmişlik psikolojisinin içine atılmıştır. İşte bu şartlar dahilinde, Türkiye’de Türkçülük akımı ortaya çıkmıştır.

Türkçülük akımının öncülerinden, İttihat ve Terakki Partisi’nin merkez komite üyelerinden, gazeteci-yazar ve hekim olan Hüseyinzade Alibey de, Türkçülük idealinin bir devlet felsefesi olmasında etkili olanlardan biridir. Kendisi, 1864 tarihinde Azerbaycan’ın Salyan kasabasında dünyaya gelmiş, 1889 tarihinde İstanbul’a gelerek Mekteb-i Tıbbiye-i Askeriyye’ye kaydolmuştur. Buradan mezun olduktan kısa bir süre sonra, 1897 tarihinde başlayan Osmanlı – Yunan Savaşı’na tabip yüzbaşı olarak katılmak suretiyle, Türk askerlerine hizmet etmiştir. Savaştan sonra girdiği imtihanı kazanarak, Mekteb-i Tıbbiye-i Askeriyye’de cilt ve frengi hastalıkları müderris yardımcısı olarak çalışmaya başlamıştır. Fakat bu görevi devam ederken, yabancı uyruklu olması dolayısı ile polis tarafından takip edildiğinden, memleketi Azerbaycan’a dönmek zorunda kalmıştır. (1903)

Azerbaycan’a dönmesinden bir müddet sonra çıkan Rus-Japon Savaşı sonucunda Japonların Ruslara karşı galip gelmesi üzerine, Rusya’da başlayan hürriyet havasından Rusya mahkûmu bütün milletler gibi, Türkler de istif ade ederek, kültürel ve siyasî bazı faaliyetlerin içine girmişlerdir. Bu havadan istifade eden Alibey Hüseyinzade de 1905 yılında Hayat gazetesini yayınlamaya başlamıştır. Gazete 1906 yılında kapatılınca, bu kez de Füyuzat dergisini çıkarmaya başlamıştır. Ancak bu dergi de 1907 Aralık ayında kapatılmış, fakat Azerbaycan’da etkisi büyük olmuş, bir Füyuzat ekolünün yerleşmesini sağlamıştır. Hüseyinzade’nin Hayat’ta kaleme aldığı yazılardan özellikle şunlar dikkat çekicidir; “Türkler Kimdir ve kimlerden ibarettir?”, “Bize Hangi ilimler lazımdır?”, Füyuzat’taki yazılarında ise, Azerbaycanlıların şuurlanmasına ve Azerbaycan millî hareketinin olgunlaşmasına yönelik meseleleri ele almıştır. Burada özellikle mezhep açısından İrancılığa ve son dönemlerde tesirli olmaya başlayan Ruslaştırmaya karşı Türklüğü, Türklüğün saflığını ve birliğini savunmuştur. (Devlet, s.155-6)

Savaş sonrası durumdan istifade etmek isteyen Türk dünyası önderlerinin 8 Nisan 1905 tarihinde Petersburg’da Reşit İbrahim’in evinde yaptıkları istişare toplantısında yer alanlardan biri de Alibey Hüseyinzade’dir.

Gerek Rusların takibat ve baskıları gerekse Türkiye’de II. Meşrutiyetin ilânı üzerine, Hüseyinzade İttihat ve Terakki Partisi’nin faaliyetlerine katılmak üzere Türkiye’ye dönmüştür. Her ne kadar Osmanlı Devleti kendi sınırları içinde gayri Türklerin çokluğu, kaybedilen topraklardaki hareketler ve batılı devletlerin baskılarından dolayı, siyaset olarak Türk birliği fikrine rağbet etmez iken, hükûmet dışındaki bazı çevreler ile Genç Türkler Türk dünyası ile ilgilenmeye başlamışlardır. 1908 sonrası kurulan Türk Derneği, Türk Yurdu Cemiyeti ve Türk Ocakları, Türkçülük düşüncesinin lokomotifi olarak görev yapmıştır. Yine bu yılların Osmanlı Devleti açısından Trablusgarp, I. ve II. Balkan Savaşları ile geçmesi de, aynı yıllarda Türkiye’ye gelen Türk dünyası aydınlarının Türkçülüğe sarılmalarına ve Türkiyeli Türkçülerle omuz omuza çalışmalarına sebep olmuştur.

Hüseyinzade Alibey’in faaliyetlerine Birinci Dünya Savaşı içinde oluşturulan Turan heyeti ile devam ettiğini görmekteyiz. Ayrıca, savaşta Kafkasya kısmının Osmanlı-Rus Savaşı hâline dönmesi Rusya Türklüğü ile Anadolu Türklüğünün medenî bağlarının kopmasına sebep olmuş, Türkiye ziyaretleri sekteye uğramış, gazete ve dergilere ulaşılamaz bir durum ortaya çıkmıştır. Her ne kadar dönemin Türk Ocakları faaliyetlerini sürdürse de, Rusya mahkûmu Türkler hakkında pek ciddî çalışmalarda bulunulamamıştır. Bu olumsuzluklara rağmen, Rusya baskısından muhtelif dönemlerde kaçmayı başaran Türk aydınları yine de bazı faaliyetleri başarmışlardır. Özellikle Yusuf Akçura’nın önderliğinde İstanbul’da kurulan, “Rusya Mahkûmu Müslüman Türk-Tatarların Hukukunu Müdafaa Komitesi (Cemiyeti)” önemli işler yapmıştır. Bu cemiyette faal olarak çalışanlardan birisi de yine Alibey Hüseyinzade olmuştur.

I. Dünya Savaşı Osmanlı Devleti için ağır sonuçlarla neticelenirken, bir başka coğrafyada, 28 Mayıs 1918 tarihinde Azerbaycan Cumhuriyeti’nin ilânı üzerine, Hüseyinzade bu kez de, Mehmet Emin Resulzade önderliğindeki hükûmete yardım için memleketine dönmüş, fakat, 27 Nisan 1920 tarihinde Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Ruslar tarafından işgali üzerine Azerbaycan’dan tekrar ayrılmak zorunda kalmıştır.

Türkiye’de tekrar hekimlik görevine başlamış, 1926 yılında profesör, 1931 yılında da emekli olmuştur. 17 Mart 1940 tarihinde İstanbul’da vefat etmiştir.

Azerbaycan’da başlayıp, İstanbul’da sona eren çileli bir ömür sonunda, Hüseyinzade Alibey ismi TURAN adı ile özdeşleşmiştir. Özellikle ilk olarak onun yazdığı Turan manzumesini daha sonra Ziya Gökalp’ın Turan manzumesinin takip etmesi, yine ilk defa onun Türkleşmek, İslâmlaşmak, Avrupalılaşmak şiarını daha sonra Ziya Gökalp’ın Türkleşmek, İslâmlaşmak, muasırlaşmak mevzuunda yazdığı yazılar takip etmiştir.

Hüseyinzade, hekimliği yanında siyasetçi ve yazar kimliği ile de Türklük âlemine büyük hizmetleri olmuş önemli bir şahsiyettir. Kendisi hakkında bugüne kadar (Ali Haydar Bayat hariç) ciddî çalışmalar yapılamaması, Türkoloji, tarih ve siyaset bilimi alanlarında yüksek lisans ve doktora tezlerinin yaptırılmamış olması ciddî eksikliktir. Unutulan her Türkçünün, Türklük âleminde düşen bir kale olacağı ve bu tür şahıslara sahip çıkmanın millî bir görev olduğu inancı ile kaleme aldığımız bu yazının, Hüseyinzade hakkında yapılacak araştırmalara bir vesile olmasını temenni ederiz.

Son söz olarak, Türklüğün önemli kilometre taşlarından olan Hüseyinzade’nin kaleme aldığı eserler de şunlardır:

1.) Abd-i Gılaf ve Mahfaza, Bakü, 1906.

2.) Kefalet Yahud Vefakâr Dostlar, İstanbul, 1923.

3.) Garbın İki Destanında Türk, Bakü, 1926.

4.) Faust, İstanbul 1932.