1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

HERKES BİRŞEY İSTİYOR

Yağmur Çavuşoğlu
Neredeyse 300 yıldır, her önüne gelen Türklerden bir şeyler istiyor. Özellikle, batıda bir cihan devleti kuran Osmanlı Türklerinin duraklamaya girdiği 17. asrın sonlarından itibaren bu durum bir süreklilik arzediyor.

Başlangıçta büyük Avrupa devletleri I. Cihan Harbinin bitişine değin, bir zamanlar dünyanın en geniş hudutlarına sahip olan Osmanlı’dan toprak kopara kopara bu günlere kadar geldiler. Bu arada doğuda da Çin ve Rusya gibi ülkeler Türk yurtlarını istila edip, buralarda yaşayan Türk memleketlerini sömürgeleştirdiler.

Herkesin yakından bildiği gibi nihayette elimizde Anadolu Yarımadası ve Rumeli’de bir avuç topraktan başka bir şey kalmadı. Bu bile dünyanın en kalabalık halklarından birisi olan Türklere çok görüldü. Savaş sırasında ve sonrasında imzalanan andlaşmalarla, size sadece Anadolu’nun ortasında küçük bir arazi yeter denilerek, diğer araziler elimizden alınmaya çalışıldı. Ama Anadolu’nun asil Türk evladı, durun artık deyip, büyük Türk milliyetçisi Mustafa Kemal’in etrafında kenetlenerek, Türkleri bu çember içinde boğmak isteyen bütün emperyalistlere gereken dersi verdi.

Ancak herkes biliyor ki; İngiltere’si, Fransa’sı, Amerika’sı vs. bu yüce millet karşısında düştükleri hezimeti ve o zamanlar kabul ettiremedikleri isteklerinin peşini asla bırakmadılar. Nasıl olsa bunların başı sıkışacak, bize muhtaç kalacaklar, işte o vakit silahla yapamadıklarımızı tıpış tıpış kendi elleriyle yaptıracağız dediler ve maalesef yakın zamanda da bu imkânları ele geçirdiler. Türkleri zor duruma sokmak için her türlü yolu ve alçaklığı denemekten de geri durmadılar. Bize ihtiyaçları olduklarında güvenilir dostumuz, müttefikimiz diye pohpohladıkları Türkleri, önce Kıbrıs’ta yok etmeye k alkıştılar, buna güçleri yetmeyince arkasından sağ-sol çatışmasına sürüklediler. Baktılar bu da olmuyor, Anadolu Türkiyesi’nin bütün imkânlarından yararlanan bir grup vatandaşımızı geçmişte olduğu gibi kandırarak, ayrılık rüzgârlarının peşinde koşturmaya başladılar. Halbuki bu insanlar, bir zamanlar İngiliz ve Amerikalıların maşası olan Şeyh Said’in nasıl onlarca yalnız bırakıldığını, Batılı emperyalistlerin amacının sadece Türkiye’yi zayıf ve çaresiz düşürerek, petrol bölgelerine sahip olmak istediklerini, gayelerinin bağımsız bir Kürt devleti değil, taşaron bir yönetimle Orta Doğu’da diledikleri gibi at oynatmak olduğunu bilselerdi, herhalde bu sevdaya kapılmazlardı.

Kendilerini Güney Afrika’daki zencilerle bir tutanlar ve mücadelelerini buna benzetenlerin geçmiş tarihten haberleri olmadığı gibi, yakın maziyi bilmedikleri de anlaşılıyor. Güney Afrika yerlilerinin ne seçme, ne seçilme, ne de devletin üst kademelerine gelme imkânları yoktu. Ama Türkiye Cumhuriyeti kimliğini taşıyan her insan, devletin en yüksek makamı olan Cumhurbaşkanlığına kadar çıkabilmekte ve kimse ona ırkın nedir, hangi inançtasın diye sormamaktadır. Dolayısıyla Türkiye’deki mesele insan özgürlüğü ve hak arayışından çok öte bir şeydir. Bu da herkesin bildiği üzere, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin parçalanması veya adının, bayrağının ya da milli marşının değiştirilmesidir. Bu ayan-beyan ortadadır. Bu yüzden Milli Meclis ve ona bağlı kurumlar kafalarını kumdan çıkarıp, çok ciddi ve kesin tedbirlere baş vurmak zorundadır.

Büyük Atatürk’ün vefatından beri, maalesef milli bütünlük ilkesini her şeyin üstünde tutan güçlü ve tam manasıyla karizmatik önderler çıkaramadığımızdan, iktidara gelenlerin de Türkiye’den yapamayacağı şeyleri isteyenlere karşı dik duramamaları sebebiyle, ülkemiz bir türlü rahat bırakılmıyor.

Bölücülüğün bizzat Türkiye Büyük Millet Meclisindeki uzantılar vasıtasıyla idaresi ve bunun sıkıntılarıyla, ekonomik vaziyetin iç açıcı olmayışı gibi nedenler, Türkiye’nin elini-kolunu bağlayan etkenlerin başında gelmektedir. İşte buna binaen, denize düşen yılana sarılır misali, Türkiye kim kendisine bir parmak bal gösterirse, onun peşinden gidiyor. Ama hiçbir zaman aklına getirmiyor ki, o balı yalarken, düşman arıların saldırısına uğrayabilir. Bu bir parmak balın diyeti, 50-100 yıl sonra çok acı çıkabilir.

Günümüz itibarıyla Türkiye’nin yönetimindeki hiçbir hükümet “tuzsuz aşım, ağrısız başım” diyerek, üç-beş kuruş yardım için birilerinin peşinde koşmama cesaretini gösteremiyor. İşte bu yüzden, belki de bundan bin sene evvelinin defterleri açılarak, Türkiye’nin önüne konuyor. Yukarıda söz ettiğimiz üzere Batılıların silahla onaylatamadıkları istekler, ne yazık ki milli birlik ve bütünlüğümüz aleyhine karşımıza çıkarılarak, tavizler vermeye zorlanıyoruz. Elin Amerikalısı istiyor diye, Ermenistan sınırının açılması gündeme getiriliyor veya bunun yolları yapılıyor. Azerbaycan Türklerinin dediği gibi Türkiye, Ermenistan hududunu açmakla ne kazanacak? Ermenistan’a ne satacağız, ondan ne alacağız? Hiçbir şey! Herkes bunu biliyor. Demek ki Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine ABD ve AB’den üstü örtülü bir baskı var.

Daha biraz önce söylediğimiz üzere herhalde Türkiye’ye bir parmak bal gösterildi. Belki sözde Ermeni soy kırımını tanımayacağız, sizin şu kadar borcunuzu erteleyeceğiz vs. Ama öbür tarafta bir hakikat mevcut. Bunları uzun uzun anlatmak için kitap yazmak gerekir. Ermenistan bizim kardeşlerimizin toprağını işgal etmiş durumda, tarihin en son büyük soy kırımını kendileri yaptı, Türkiye’yi sürekli düşman olarak görüyor ve bizim topraklarımızın bir bölümünü kendi sınırları içine katma gayesini taşıyor. O zaman sormazlar mı adama, kardeşim bu Ermenilere neden böyle sıcak davranıyorsunuz?

Mesele sadece Ermenilerden de ibaret değil. Bilindiği gibi yazımızın başlığı “Herkes Bir şey İstiyor”. Amerika, Irak’taki askerlerin tasviye ederken Türkiye topraklarını kullanma ve Afganistan’da muharip güç olarak Türk ordusundan yararlanma düşüncesinde. Acaba bu geri çekiliş sırasında ne kadar Türkiye’de kalacaklar, meçhul! Irak’ın kuzeyindeki Kürt yönetimi, Türkiye içindeki uzantılarıyla işbirliği halinde. Ülkemizin doğu ve güney-doğu topraklarını parçalayarak, güneyimizde büyük bir Kürdistan yaratma peşindeler. İşin ilginç yanı Ermenilerin de aynı yerlerde gözü var. Acaba hangisi alacak bu da bilinmiyor. Fakat şimdilik ortak düşman olarak saydıkları Türkiye’ye karşı birlikte hareket ediyorlar. Yunanistan halâ Adalar Denizinin (Ege) tamamını ve Batı Anadolu’yu istiyor. Üstelik Trabzon bölgesinde de bir Pontusçuluk gayreti içindeler. Rusya, Boğazlardaki taleplerinden vazgeçmiş değil. Suriye herne kadar şu günlerde Türkiye’ye muhtaç olduğundan dillendirmiyorsa da, Hatay ve İskenderun gibi topraklarımızı kendinin sanıyor. Bu arada I. Dünya Harbi öncesi ve sonrasında Rus zulmüyle, Ermeni mezaliminden kaçarak Türkiye’ye sığınan ve Türk insanının kucağını açtığı Abaza, Çerkez, Gürcü, Arnavut, Boşnak gibi misafirlerimiz de şimdilik kültürel haklar adı altında ayrılıkçı düşüncelerini olgunlaştırıyorlar.

Yeter be kardeşim! Binlerce yıldır Türk’ün vatan yaptığı bu toprakların bedeli o kadar ucuz mu?