1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Hakkımız bakidir

Yağmur Çavuşoğlu
SON yıllarda yaşanan birtakım olaylar, âdeta biz bütün Türkleri kahretmektedir. Komşusuna ya da efendisine gücünü yetiremeyen, başkasına söz geçiremeyen, kendisini dünyaya ispatlamaya kalkan içimizde ve dışımızda kim varsa, sopasını Türk’ün sırtına vuruyor. Türk milleti tarihin hiçbir devrinde bu kadar âciz ve sahipsiz kalmamıştı.

Başımızdan bugüne kadar pekçok felâket geçti. Dünya kurulalıdan beri tarihin bu en asil ve mert milletini ortadan kaldırmak için her türlü oyuna baş vuruldu. Tanrı’nın adaletini ve Türk yasasını dünyaya hâkim kılmayı kendisine vazife edinmiş bu millet, en yakın tarih itibarıyla kendi arasında, 1980 öncesinde bir sağ-sol arbedesi yaşadı. Bunu da başımıza musallat edenlerin kimler olduğunu çok iyi biliyoruz. 2000’li yıllara girerken bir Türk gücü ve tehlikesini istemeyen bazı sömürgeci devletlerin el birliğiyle, Türkiye’de kardeş kardeşe kırdırılmak istendi. Ve bu ortam içerisinde Türkler birbirleriyle uğraşırken, atı alan Üsküdar’ı geçti. Buna en güzel örnek olarak, Sovyetlerin dağılmasıyla ortaya çıkan yeni dünya düzeninde yerimizi alamamak gösterilebilir. Ama kardeş kavgalarının en yoğun olduğu bu yıllarda bile soydaşlarımız Kıbrıs’ta, Rum-Yunan eşkiyalarının katliamlarına maruz kaldıklarında Türkler bir araya gelmeyi başardı. Bütün dünyanın ambargo uyguladığı, 70 sente muhtaç olduğumuz o günlerde Türk milleti soydaşlarına arka çıktı ve cihanın gözü önünde Kıbrıs’a müdahale etti. Hiçbir babayiğit de “sen ne yapıyorsun” deme cesaretinde bulunamadı. Hattâ hepimiz biliyoruz ki, daha o yıllarda Sovyetler Birliği de dağılmamış, dostumuz görünen NATO ülkeleri ve başta Amerika olmak üzere bizi ekonomik ve askerî olarak çökertmeye çalışmışlardı. ABD buna göz yumdu mu, yummadı mı; yoksa Türkiye’ye bulaşmak istemediğinden dolayı geri durarak, böyle bir görüntü mü sergiledi, bu tartışılabilir!

Sıkıntı çekmedik mi, elbette çektik. Hâlâ bunun etkileri sürüyor. Şu anda ABD’nin rakibi durumunda bulunan Avrupa Birliği dahi Kıbrıs konusunda bizi aldatmadı mı? Gerçi biz gönüllü yoldan çıkmıştık. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki Türkler güneyle birleşmeyi kabul ettiği hâlde durumlarında hiçbir iyileştirme olmadı. Avrupa Birliği’ne gireceğiz diye, habire taviz veriyoruz, ama hâlâ bir umut yok. Adamlar yakın gelecekte bize kapılarını açmayacaklarını söyledikleri halde, tıpkı Osmanlı Devletinin yıkılmadan önce Islahat ve Tanzimat Fermanları yutturmacasıyla kandırıldığı gibi, kendi kuyumuzu kazıyoruz. Kıbrıs’ta Türklere ambargo yine de devam ediyor. Boşuna dememişler, “Türk’ün Türk’ten başka dostu yok”, diye. Bu şerefli millet ne yaparsa yapsın ne İsa’nın, ne Musa’nın, ne de Muhammed’in ümmetine yaranamıyor. Eğer bugün dünyada bir Müslüman âlemi var ise ve dünyaya kök salabilmişse, bu Türk’ün sayesindedir. Ama o da, Türk’e karşı İsa ve Musa’nın ümmetiyle işbirliği yapıyor.

Yakın tarihimizden bir misâl daha verecek olursak; I. Dünya Savaşında bu Arap Müslümanlar bize karşı İngiliz ve Fransızlarla beraber hareket etmediler mi? Hz. Muhammed’in yaşadığı topraklara düşman ayağı değmesin diye, kanını ortaya koyan Türk milletini Arabistan çöllerinde arkadan hançerleyenler, Muhammed’in Arap torunları değil miydi? Avrupa’daki Müslümanlara Hristiyanlar zulmetmesin diyerek yola çıkan Türk evlâdını bugünkü Boşnaklar, Arnavutlar vs. yolda bırakmadılar mı? Ama yağma yok, hepsi cezasını çekti ve çekiyorlar ve de çekecekler! Tanrı kendisinin sevgili kulu olan Türk milletine yapılan hainlikleri karşılıksız bırakır mı, bırakmaz elbet. Biz Türkler Müslümanımız, gayr-i müslimimiz Allah’a inanırız ve Allah her şeyin iyisini bilir.

Irak halkı da tıpkı Filistinliler gibi, I. Dünya Savaşı’nda bize karşı rakiplerimizle işbirliği yaptı. Körfez Savaşlarından önce kendisini ortadan kaldıracağını söyleyen Amerika’yla değil, bizimle uğraşıyorlardı. Özellikle Türkiye’yi parçalamaya çalışan bölücülere yardım elini hiç eksik etmediler. Türkmenlere yıllarca kan kusturdular. Şimdi de Amerika ile beraber Irak’taki Kürtler onların kökünü kazımaya çalışıyorlar. Ama Irak öyle bir darbe yedi ki, ne olduğunu şaşırdı. Yine de bu garip Türk milletinden başka hallerine acıyan olmadı. Hattâ kendi soydaşları bile güle-oynaya bayram yapıyorlar. Bütün bunlar unutuldu, Irak’ın birtakım ihtiyaçlarını karşılamak üzere, sırf bu ülkeye ekmek parası kazanmak, çoluğunun-çocuğunun karnını doyurmak için giden, başka hiçbir art niyeti olmayan Türkler ve Türk asıllı vatandaşlar esir alınıyor. Vahşice bütün dünyanın gözü önünde kafalarını kesiyorlar. Bilmiyoruz, Türk devletinin ilgili birimleri bunun gereğini yapmayacaklar mı? Herhalde bu gözü-kara milletin içinde vardır birkaç tane deli Türk!

Şurası iyi bilinsin ki, hiçbir Türk bunları unutmuyor. Ve bu kini yüzyıllarca çıkmayacak bir şekilde hafızalarına kazıyorlar. Yemen Türküsünü hiç unutmadığımız gibi. Bunların hesabı elbet bir gün görülecek. Sadece yurt dışında değil, her yerde hakkımız bakidir. Gün olup devran dönecek, keser dönecek sap dönecek. Muhakkak bu saf Türk, günün birinde kendine gelecek.