1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Günümüzde Anafartalar ve Anzaklar

Nusret Demiral
TÜRKİYE’nin coğrafî, siyasî, ekonomik ve stratejik durumu itibariyle geçmişteki Anafartalar ve Anzak belgeselini görüntüleyen Türk insanının Mustafa Kemal önderliğinde vatan toprağının nasıl korunması gerektiğini tüm dünya insanına göstermesi olayını ele almak önem taşımaktadır.

Anafartalar savaşlarında Türk insanının kurduğu büyük Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkımına çalışan düşman devletlerin Türk ordusunun neler yapabileceğini iyice öğrendikleri bir vakıadır. Bugün dost görünen ve öyle görünmeye çalışan devletler kendi yanlarına Türkiye’yi de alarak daha güçlü olma çalışmaları yapmaktadırlar. Çünkü başarının temiz ve kabul görmesini sağlayacak anahtar bizlerin, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin elindedir. Bu nedenle geçmişten aktaracağımız birkaç not önemli olduğu kadar, Türk’ün tanımını da yapan kahramanlık göstergesidir.

Olayların anlatımına girersek, görürüz ki; Mustafa Kemal Gelibolu bölgesini Balkan Harbi sırasında Bulgarlara karşı yürüttüğü harekâtında tanımıştır. Onun için, ne komutan Liman Von Sanders’in ne de Amiral Rauf (Orbay)’ın değişik düşünceleri onun uygulayacağı taktiği değiştirmesine engel olamamış ve Gelibolu çıkarmalarında aldığı askerî tedbir sonuçta Mehmetçiğin başarı kazanmasına yeterli olmuştur.

Özellikle Mustafa Kemal’in kıyıdan uzak yerlerde ve kıyıya hâkim noktalardan daha iyi savunma yapılacağı düşüncesi bir savunma harikasıdır.

Çok cesur ve atik bir tavır içinde korkmadan emrindeki erlere rahatça, “Size ben taarruz emretmiyorum; ölmeyi emrediyorum... Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimizi başk a kuvvetler ve başka kumandanlar alabilir...” Ve “Benimle beraber dövüşen her asker bilmelidir ki, tek bir adım dahi gerilememek namus borcudur. Hepinize şunu hatırlatırım ki, siz şimdi dinlenmek isterseniz yurdumuz hiçbir zaman huzura kavuşamaz. Bütün silâh arkadaşlarımızın bu düşüncede olduğuna ve düşmanı denize dökünceye kadar yorgunluk belirtisi göstermeyeceğine inanıyorum”. sözleri içindeki emirler Mustafa Kemal’in askerlikteki önderliğinin kanıtıdır.

Öyle ki; düşmanı yeneceklerine, Türk askerini inandırıcı eyleminde, “askerlerim, karşınızdaki düşmanı muhakkak yeneceğiz. Yalnız acele etmeyiniz. Ben önden gideceğim, kırbacımı kaldırır kaldırmaz hepiniz ileri atılın”. sözleri ile Mustafa Kemal ateş altında verdiği emirlerle kendini hedef etmekten çekinmemiş, dahası göğsüne bir şarapnel parçasının isabetinde dahi yaverine susmasını işaret ederek askerin ilerlemesini sağlamıştır. Göğsündeki saat vurulmasını önlemiştir. Çarpışma sonunda bu saati komutanı Liman Von Sanders’in isteği üzerine ona armağan olarak verdiği ve karşılığında da komutanının aile arması olan kronometresinin kendisine armağan edildiği hâlen belleklerdedir.

İşte bu düşünceler içinde Anafartalar Meydan Savaşı’nda, kendilerine ölümü emrettiğini söyleyen bir komutanın, büyük kahramanın arkasından gitme özlemi içindeki Türk askeri artık bu kahramanın Mustafa Kemal olduğuna inanmıştı.

Çanakkale’nin Conkbayırı ve Anafartalar Savaşı tarihin en çetin savaşlarıdır. Yıllar sonra Çanakkale savaş alanını gezen Mustafa Kemal’in anıt dikilmediği serzenişini getiren yanındakilere “en büyük anıt Mehmetçiğin kendisidir” sözleri geniş bir düşünceler yığınıdır.

“Çanakkale geçilmez” sloganı, Türk askerinin, Mehmetçiğin kahramanlığı “ana kollarından ayrılıp cepheye başına yakılan kına ile kendisini güçlendirerek gitmesinde” görüntülenir. Başa yakılan kına aslında bir gazi ve şehit nişanıdır!..

Bir başka anı, “Zileli Kınalı Ali Destanı”dır. Zileli Ali’nin anası erine cevap olarak gönderdiği mektubunda; Kınanın “Gelinin eline, evine, çocuklarına kurban olsun diye, koçun başına Allah’ına kurban olsun diye, yiğidin başına vatanına milletine kurban olsun diye yakıldığını” söylemesi Türk anasının ruhundaki kahramanlığın yansımasıdır.

Bizde ananın gözyaşları için “Ananın feryadı nedendir. Gözyaşı selinden mi? Şehit, gazi olan yiğidinden mi?/Değil değil anam,/ Sadece vatan elden gitmesindendir./Anafartalar’da şehit düşenlerdendir!../ Bir gün yiğidin toprağında yeşil çimen görürsen eğer,/ Bilesin annelik feryadındandır”. Türk anasının şehidine, gazisine verdiği kanın asilliğinin simgesi milletinin büyüklüğündendir.

Günümüzde bile, Anafartalar tepelerinde düşmanın ve yiğidimizin kanının karışması gelecek kuşaklara, harbin ne denli acılar getirdiğinin işareti olmalıdır. İki bin yılı ve gelecek yıllar artık savaşların durması gerektiğinin işareti olacak şekilde düşünülmelidir.

Anzak koyu diye adlandırılan sahilde çok uzak diyarlardan harbe getirilen düşman askeri ANZAK’lar yatmaktadır. Büyük önderin “onlar bizim çocuklarımızdır” sözleri, tüm dünyaya Türk milletinin kanını, asilliğini, barışın önemini vurgulamaktadır.

Geçmişteki görüntü böyle iken günümüze baktığımızda bir parça para için ne yanlışlara giriliyor görüyoruz. İşte Irak, işte Kıbrıs meselesi Türk milletine ne kazandıracak, ne götürecek onun peşinden gitmeden yanlış bir pazarlık içinde kıvranıyoruz. Kıbrıs’ı ver, AB’ye üye ol; topraklarından ABD askerini geçir ve konuşlandır, para kazan ve savaşa katıl. Bu mudur Türk’ün hasleti, kahramanlığı?..

Mustafa Kemal ATATÜRK’ün Anafartalar çıkmazını nasıl sildiğini öğrenerek bu koşulları atlatacağımız hükûmet edenlere anlatılmalıdır. Askerimizin o günler içindeki cengâverliği bilinmektedir. Bugün aynı cengâverliğe soyunma sırası gelince ne yapacağı da açıktır. Misak-ı Millî hududumuza Lozan’da çizik atılmadığı, Musul-Kerkük topraklarının hâlen bu hudut içinde kaldığı bellidir. İstiklâl Savaşı öncesi Sevr şartları içinde düşman devletlerce çizilen harita Irak sınırları içinde kalan topraklarımız için yeniden görüntüye konulmak istenmektedir. İşi iyice kavramamız gerekiyor.

Kıbrıs için de aynı görüntü yapılıyor. İşleri dışa bağımlı olarak değil de içten hâl yolu aramak namus borcumuzdur. Kıbrıs içindeki dahilî bedhahları iyi tanımalıyız. Onları yeterince tanıdığımız an işler kendiliğinden yola koyulacaktır. Tohum ne kadar uzun süre içinde atılmış olursa olsun dahilî bedhahlar saf dışı yapılıp Türk devleti ve Türk milleti için uğraşa girersek işler kendiliğinden lehimize düzelecektir. Bu hâli iyi görmeliyiz. İyi öğrenmeliyiz.

Ondan sonra da bizler rahatça vatan sağ olsun. Ne Mutlu Türk’üm Diyene!... sözünün anlamının getireceği gücü sahipleniriz.