1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

GÜN IŞIMAKTADIR

Murat Gençoğlu
Bugün ekmek kadar, su kadar muhtaç olduğumuz bir kavram var: Millî ülkü. Buna muhtacız, çünkü milletler, inandıkları büyük ülküler sayesinde yükselir, yücelir ve büyürler. Millî ülkü sahibi ülkelere bir göz atmak bu yargıyı güçlendirir. Yunanlılar Megali İdea (Büyük Ülkü)dan güç alarak önce bağımsız olmuşlar, sonra genişleye genişleye bugünü Yunanistan’ı, Batı Trakya’yı, Girit’i, Ege adalarını ele geçirmişler ve sonunda gözlerini Kıbrıs’a dikmişlerdir. Kıbrıs’ta bugünkü bunalımın temel sebebi budur. Yahudiler, yurtlarından sürüldükten sonra iki bin yıl hedeflerinde sabit kalmışlar, Siyonizmin de etkisiyle eski topraklarını ele geçirmişler, iki bin yıl sonra artık unutulmuş İbraniceyi canlandırarak resmî dil hâline getirmişlerdir. Ruslar Panslavizmi araç olarak kullanıp Slav kavimleri üzeri nde etkili olmuşlar, Orta Avrupa’dan Büyük Okyanus sahillerine kadar uzanan toprakları hâkimiyetlerine almışlardır. Almanlar Pancermanizme sahip çıkıp sıkışık Avrupa’da bile genişleyecek toprak aramışlardır. Hâsılı, büyük ülkülerin cazibesine kapılmış milletler kendilerini saydırmış, dünya siyasetinde itibar sahibi olmuşlardır.

Bizim bir millî ülkümüz var mı?

Evet var, fakat aynı zamanda yok.

Türklerin millî ülküsü Türkçülüktür. Çünkü Türkçülük “millî” olan ve dışarıdan ithal edilmemiş tek ülküdür. İslâmcılık, Batıcılık, demokrasi, sosyalizm, liberalizm…bunların hepsi doğuda ve batıda yükselen değerlerdir ve oralardan alınıp kendimize mal edilmek istenmiştir. Ama, olaylar ve gelişmeler de göstermiştir ki bu aşı tutmuyor. Çünkü bünyelerin dokuları farklı, insanların ruhları farklı, geçmişten gelen güçlü gelenekleri farklıdır. Bunların üzerine inşa edilecek bina da temelsiz barakayı andırmaktadır.

Bu mânada millî ülkümüz elbette vardır.

Vardır ama, bir kenarda âdeta yedek oyuncu gibi bekletilmektedir. Ülkünün varlığı yetmez, milletin çoğunluğu tarafından benimsenmesi de gerekir. Ülkünün gerçekleşmesi için atılacak adımlarda ilk şart budur. Hâlbuki Türkçülük, Türkiye’de ancak bir kısım aydın tarafından bilinip sahiplenmiştir. Halkın çoğunun böyle bir ülküden haberi bile yoktur. Hattâ bazı çevreler onu tehlikeli bile bulmaktadır. Türkçüler, millî ülkünün tamamen unutulmaması, gündemden çıkmaması ve gelecek nesillere intikal etmesi için çalışmakla yetinmek zorundadır. Böyle bir durumda millî ülkünün gerçek varlığından söz etmek zorlaşmaktadır.

Bu mânada da millî ülkümüz -maalesef- yoktur.

Millî ülkünün halk tarafından tanınması ve benimsenmesi, büyük ölçüde eğitimle mümkündür. Ancak, bunun için de siyasî otoritenin önce kendisi benimsemeli, sonra eğitim hayatını buna göre düzenlemelidir.

Bu konuda en küçük bir ümide bile sahip değiliz. Olup biteni gözledikçe geleceğe dair en masum hayâllerimize dahi yer kalmıyor. Televizyonlardaki lay lay lom programlarını seyrettikçe karamsarlığımız artıyor.

Bütün bunlardan çıkan sonuç şu olmalıdır: Her şeye rağmen ümitlerimizi kaybetmemeliyiz. Onlar bize aydınlık bir geleceği işaret ediyor. Unutulmamalı ki, gecenin en karanlık demleri, şafak sökmeden az evvel yaşanır. Bana öyle geliyor ki, biz şimdi bu demleri yaşıyoruz. Yakında gün ışıyacaktır. Işımalıdır da.