1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Görüş:Ekonomide bundan sonra ne olur?

Mete Gökhan
Görüş

Global Kredi Krizinde Kötüleşme ve Petrol ve Emtia

Fiyatlarında Düşüş sürdürüyor. Bundan sonra Ne Olur ?

18 Eylül 2008

Özet

Aguştos başından bu yana global piyasalarda artan gerginlik şon günlerde Lehman

Brothers’ın iflası ve AIG’in kurtarılması ardından daha da artmış, yüksek belirsizlik

ve güven kaybı piyasaları etkisi altına almış durumda. Kredi risk primlerinde

yükseliş, borsalarda düşüş yaşanıyor. Dolar değer kaybediyor. Gelişmekte olan

ekonomilerin paraları değer kaybediyor. Riskten kaçış büyük ekonomilerde hazine

bono faizlerinde hızlı düşüşlere neden olmuş durumda. Türkiye finans piyasalarında

işe borsada kayıp Ağustos başındaki tepe seviyeye göre % 26 civarında yükselmiş

durumda. Aynı dönemde gösterge faizde önemli bir değişiklik yaşanmadığı, % 20’ye

yakın yüksek seviyeyi koruduğu, bunun döviz kurunda yükselişi sınırladığı, bu

dönemde kurda yükselişin % 7 civarında kaldığı görülüyor. Bu çalkantının maliyeti

daha çok azalan güven ve iç talepte yavaşlama olarak Türkiye ekonomisine

yansıyacaktır. Zayıflayan talep ve düşen enerji fiyatları liradaki değer kaybının

fiyatlar üzerine etkisini sınırlayabilir.

Bugün global piyasalar son iki yıldır patlayan kredi balonunun etkisi altında. Şu

açıktır ki, bu benzersiz dev balon tamamen sönene, son yıllarda oluşan aşırılıklar

tamamen ortadan kalkana kadar global piyasalarda kötüleşme ve ekonomik

büyümelerde yavaşlama devam edecektir. Bu kriz kısa sürede bitecek bir kriz

değildir. 1997 Aşya, 2001 Global Borsa krizlerinin bir devamıdır ve tüm çarelerin

denendiği ve eski “ kolay “ yöntemlerin artık etkili olamayacağının da – muhtemelen

2009 içinde- görüleceği ( ! ) ve ciddi bir yeni tahribat yaratacak bir süreç

yaşanmaktadır. Son yaşananlar bu sürecin sonucudur ve yakın gelecekte, yani en az

yıl sonuna kadar birinci dönem kötüleşmesi ( 2009 Sonuna Kadar Birbirinden Farklı

Üç Dönem . … 15 Ağustos 2008 ) devam edecektir. ( Bu dönemde ABD ekonomisine

dönük beklentilerde kötüleşme Euro/Doları 1.50’ye kadar tırmanabilir, ancak bu

geçicidir, Arada – örneğin 2009 ortalarında- yine geçici yukarı hareketler görecek

olsak da Euro/Dolarda orta-uzun vadede yön yaşanacak 1.30’un altıdır ).

Son yıllarda dışarıdan gelen uygun koşullu fonlara bağımlı ve iç talebe dayalı bir

büyüme artışı yaşadığından bu fon akışının zayıflaması ( ya da en kötüsü şu ana

kadar olmayan şekilde durması ) durumunda Türkiye ekonomisinin etkilenmemesi

düşünülemez. Nitekim son iki yılda iç talep yavaşlamıştır. 2002-2006 döneminde

ortalama % 9 civarında olan iç talep büyüme hızı son bir yılda % 5 civarına

gerilemiştir ve yön aşağıdır. Şimdi dış talep de yavaşlama sürecindedir. Öte yandan

dışarıda risk iştahının düşmesine ve aktif fiyatlarında yüksek oynaklığa neden olan “

kötüleşme süreci “ carry-trade pozisyonlarını da olumsuz etkileyen, YTL’nin değer

kaybetmesine neden olan bir süreçtir. Bu süreç de yakın gelecekte devam edecektir.

Bu süreç cari açığı yüksek ve yükselmeye devam eden Türkiye ekonomisinde YTL’yi

zayıflatacak, enflasyonu ve reel faizleri yükseltecek, ekonominin ortalama büyüme

temposunu düşürecek, son yıllarda dış borçluluğu ve açık pozisyonu giderek artan

özel sektör için kur ve kredi riskini yükselten bir süreçtir. Türkiye ekonomisi bu

süreçten içerde mali disiplinini koruduğu, ilave fon talebi yaratmadığı ölçüde görece

daha az etkilenebilir Bunun da büyümeye etkisi yine olumsuz olacaktır ( ayrıca aksi

de mümkündür, örneğin 2009 yerel seçimleri bir risktir ). Buna karşın ekonomide

yaşanan yavaşlamanın ve faizlerde yükselişin bütçe dengesini olumsuz etkileyeceği

de açıktır.

Bugün ayrıca global krizde kötüleşme süreci dış talepte artan yavaşlamaya yol

açmaktadır. En önemlisi, bu süreç kendi içinde işleri sürekli kötüleştiren bir döngü

yaratmıştır. Bu döngü kırılamaz ise sadece ABD değil dünya ekonomisinin topyekun

finansal krize sürüklenmesi söz konusudur. Bugün gidilen yol açık ve net olarak

budur. Bu döngüyü kırmak için sorunlu ekonomilerin aşırı gevşek para politikası

izlemesi ve bütçe açıklarını hızla büyütmeleri gerekecektir. Bugüne kadar petrol ve

emtia fiyatlarında yaşanan hızlı artışın dünya genelinde yarattığı enflasyon artışı ve

enflasyon beklentilerindeki artış bunu frenlemiştir. Ancak dünya ekonomisinde

genele yayılma başlayan hızlı yavaşlama eğilimi son haftalarda petrol ve emtia

fiyatlarını uzun süredir savunduğumuz gibi hızla aşağı çekmiştir. Görünen o ki,

önümüzdeki yakın gelecekte global finans piyasalarınd a kötüleşme – belki artarak –

devam edecek ve petrol ve emtia fiyatları düşmeye devam edecektir. Bu düşüş bir

süre sonra dünya’da enflasyon beklentilerini kıracaktır. Hatta bir süre sonra global

piyasalarda deflasyon endişelerinin dillendirildiğini dahi görebiliriz. Bu olduğunda

ekonomi yönetimlerinin eli rahatlayacaktır. Bu rahatlamayı 2009 başından önce

görme şansımız düşüktür. Bu olduğunda bugüne kadar faizleri indirmede tutuk

davranan Merkez Bankaları, örneğin Avrupa, İngiltere, Latin Amerika, hatta Asya

Merkez Bankaları ve elbette Türkiye Merkez bankası faizleri aşağı çekebilecektir.

Hemen her yerde gevşetilen para politikaları, gevşetilmeye başlanan maliye

politikaları, düşen petrol ve emtia fiyatları büyüme beklentilerini bir süreliğine

iyileştirebilir ve kredi risk primlerinde nispi düşüşler sağlayabilir, aktif fiyatlarında –

borsalarda- geçici nitelikte – ayı piyasası yükselişleri yaşanabilir. Bu gelişmeler en

erken 2009 başlarında yaşanabilir. Tüm bunlar finans piyasalarını bir süre

rahatlatabilir.

Ancak bu tespit asla “ iyimser “ algılanmamalıdır. Bu iyileşme kalıcı olmayacaktır.

Olamaz. “ Kısa süreli ” olacaktır ve “ marjinal, çok sınırlı, cılız bir iyileşme “ olacaktır.

Uygulanan enflasyonist politikalar bir süre sonra enflasyonu ve uzun vadeli faizleri

yukarı çekmeye başlayacak aktif fiyatlarını aşağı çekecektir. Dünya’da kredi krizi ve

büyüme beklentileri tekrar kötüleşecektir. Bu aşamada ABD’de hatta Avrupa’da para

muslukları daha da açılabilir ve bütçeler daha da genişletilebilir. Yeni dönem finans

sektöründeki kayıpların ve tüketiciye verilen desteklerin bütçe açıklarını büyüttüğü

bir dönem olacaktır. Son yıllarda borçlanıp harcayan tüketicilerin yerini, ekonomik

büyümeyi belirli bir düzeyin altına çekmek istemeyen kamu alacaktır. Bu nedenle

önümüzdeki dönemde bütçe açıklarının hemen her yerde büyüdüğünü ve para

musluklarının açıldığını görebiliriz. Ortaya çıkacak ortam bir tür stagflasyon,

büyümenin zayıf, enflasyonun yükseliş trendinde olduğu, likidite bollaşsa da

enflasyondaki artış nedeniyle reel likidite artışının sınırlı kaldığı, aktiflerde ayı

piyasası koşullarının hakim olacağı bir ortam olacaktır.

Durum Tespiti

Açık ve net olarak bir kez daha tekrarlamalıyız ki, dünya’da patlayan kredi balonu ardından,

engellenememesi durumunda, dünya ekonomisi topyekun bir krize doğru gitmektedir.

ABD ekonomisinde yaşanan geri döndürülmesi zor bir dibe çöküş döngüsüdür ve bu girdap

giderek içinde diğer ekonomileri de çekmektedir, çekmeye devam edecektir. Buna bizim gibi

gelişmekte olan ekonomiler de dahildir. Normal koşullarda, bu dibe çöküş ancak ve ancak “ balon

tamamen sönene kadar “ yani son yıllarda ABD ve global piyasalarda ne tür aşırılıklar oluşmuşsa,

bunların tamamı ortadan kalkana kadar sürecektir. Bunun anlamı bu çöküş, aşırı düşük risk

primleri dağıtılan krediler ve aşırı ölçüde yükselen aktif fiyatları reel olarak olması gereken

seviyelere inene kadar, hatta daha altına düşene kadar sürecektir. Bu demektir ki, global finans

piyasalarında yeni iflaslar, satın almalar, kurtarmalar gelmeye devam edecektir.

Tanım

Çöküş döngüsü kısaca şu şekilde işlemektedir; ekonomi yavaşladıkça ve aktif fiyatları

düştükçe son yıllarda elindeki her tür aktifin fiyatında yaşanan benzersiz yükselişe dayanarak

borçlanmasını aşırı seviyelere çıkarmış olan tüketicinin borç yükü artmaktadır. Borçları ödemek

giderek zorlaştırmaktadır. Bu durum hem tüketiciyi hem bankaları savunmaya geçirmekte,

tüketiciyi aşırı tasarrufa zorlamakta, bankayı kredi vermede isteksiz kılmaktadır. Yavaşlayan

ekonomi, düşen aktif fiyatları, artan ödeme güçlükleri bankalardaki zararları da arttırmaktadır.

Bankaların fon bulmaları zorlaşmakta, fon bulma maliyeti yükselmektedir. Pahalı fon bulan

bankaları, kredi faizlerini de yükseltmektedirler. Öte yandan bankaların büyüyen zararları sermaye

kaybına yol açmakta, sermeye bulmada karşılaşılan zorluklar neticede kredi arzını daraltmaktadır.

Bankaların kredi kanallarını daraltmaları, artan risk primleri, yükselen kredi faizleri ekonomide

büyümeyi yavaşlatmakta ve işsizliği arttırmaktadır. Artan işsizlik, yavaşlayan büyüme kredi ödeme

güçlüklerinin kredi türlerine göre giderek daha genele yayılmasına ve banka zararlarının daha da

büyümesine neden olmaktadır. Sonuçta bu döngü ekonomiyi, finans kesimini ve aktif fiyatlarını

sürekli dibe çekmektedir.

Kapsam

Bu durum sadece ABD’yi ilgilendiriyor gibi görünebilir. Ancak bundan herkes etkilenecektir.

Kuşkusuz en çok ABD, Avrupa ve Japonya etkilenecektir. Son yıllarda Avrupa da hızlı

büyüyebilmişse bunu aktif fiyatlarında yaşanan yükselişe ve tüketicinin borçlanmasını hızla

arttırmış olmasına borçludur. Avrupa bankaları ABD finans piyasasında yaptıkları yatırımları

nedeniyle zarara uğradıkları gibi, ekonomide sertleşen yavaşlama bugün Avrupa bankalarını da

olumsuz etkilemektedir. Çünkü burada da aktif fiyatlarında düşüşler, ödeme güçlükleri başlamıştır.

Burada da bankaların kredi kanalları daraltmakta, kredi risk primleri yükselmektedir. Dahası

Avrupa daha kötü durumdaki kamu mali yapısı ve Maastricht kriterleri gereği ABD’ye göre daha

sıkı para ve maliye politikası uygulamaktadır. Ayrıca Euro’da aşırı değerlenmişlik söz konusudur.

Tüm bunlar Avrupa’yı bugün ABD’den de hızlı yavaşlatmaktadır. Euro Bölgesinde ikinci çeyrekte

% 0.8’ lik küçülmenin ardından durgunluk riski artmıştır. Kredi krizinden, konut sektöründe

durgunluktan ve aktif fiyatlarında düşüşten Japonya ekonomisi de olumsuz etkilenmiştir. Japonya

ekonomisi yılın ikinci çeyreğinde % 3 gibi bir oranda küçülmüştür. Dahası, ileriye dönük görünüm

kötüleşmektedir. Japonya’da bugün politika – karar alma mekanizması- tıkanmış durumdadır.

Reformlar beklemektedir. Tüketici geliri ve harcamalarında uzun süredir düşüş yaşanmaktadır.

Burada da demografik ABD ve Avrupa’da olduğu gibi ekonomik büyüme aleyhine kötüleşmekte,

nüfus yaşlanmaktadır. Yüksek kamu borçluluk seviyesi mali politikada büyük çaplı esnemelere,

bütçe açıklarını hızla genişleterek büyümeye destek vermeye izin vermemektedir. Netice de

bugün Avrupa gibi Japonya’da da ekonomik yavaşlama sertleşmiş durumdadır. İkinci çeyreğin

ardından önümüzdeki çeyreklerde de Japon ekonomisinin küçülmeye devam etmesi

beklenmektedir. ABD, Avrupa ve Japonya ekonomileri ciddi ölçüde yavaşladığında, diğer

ekonomilerin, Çin, Hindistan ve diğer gelişmekte olan ekonomilerin yavaşlamaması beklenemez.

Özellikle Uzak Doğu ihracat pazarları bağımlısıdır. Şu da dikkat edilmesi gereken bir gerçek ki, bu

ülkelerde yaşanan ihracata ( net ihracat + ihracata dönük artışına ) dayalı büyümenin arkasında

buraya yapılan yabancı sermaye yatırımları yatmaktadır. Bu ekonomilerde iç talepte yaşanan

güçlenmenin arkasında yabancı firmaların önderliğinde yapılan ihracattan kazanılan ücretler ve

istihdam artışı bulunmaktadır. ABD, Avrupa ve Japonya yavaşlıyorsa, bu ekonomiler de

yavaşlayacaktır. Bu ekonomilerin dış destek olmadan iç taleplerini genişletmeleri ve dış talepte

yaşanan yavaşlamanın etkilerini telafi etmeleri yapısal olarak sanıldığından çok daha zordur. Son

yıllarda bu bölgede parasını dolara bağlamış olan ekonomilerde yaşanan aşırı parasal

genişlemenin gayrimenkul fiyatlarında neden olduğu yükselişin desteklediği talep artışı da öte

yandan global ekonomide büyümenin yavaşlaması görüldüğü gibi emtia fiyatlarında da düşüşe

neden olmaktadır. Dolayısıyla global krizden görece en az etkilenecek ekonomiler olsa da bu

gelişmelerden emtia üreten ekonomiler de etkilenecek, büyümeleri yavaşlayacaktır. Özetle,

önümüzdeki uzun yıllar global ekonomide büyümeler en fazla ABD, Avrupa ve Japonya’da olmak

üzere ( bu düşük büyüme seviyelerinde dahi ABD Avrupa’dan daha hızlı büyür ) beklentilerin çok

altında olacaktır.

Bundan sonra ne olur ?

Öncelikle şunu belirtmeliyiz ki içinde bulunduğumuz ortamda ileriye dönük öngörülerde hata

payı yükselmiştir. Belirsizlik aşırı seviyelerdedir. Bugün yaşanan olumsuzlukların ne zaman son

bulacağını kestirmek, ya da daha ne kadar daha kötüleşebileceğini tahmin etmek son derece

güçleşmiştir. Ancak açık olan şu ki, yakın gelecekte global kredi krizinde kötüleşme devam

edecektir. Önümüzdeki hafta ve aylarda global piyasalarda yeni finansman darlığına düşen, iflas

eden kuruluşlar rahatlıkla görebiliriz ve bu haberler global piyasalarda gerginliği ve güvensizliği

daha da arttırabilir. Likidite koşulları daha da daralabilir. Bu, Türkiye ekonomisi için yavaşlama

anlamına gelir. Bugün gidilen yol eğer geri çevrilemez ise dünya ekonomisini topyekün

krize sokacak bir yoldur. Önümüzdeki aylarda global büyümede yavaşlama artarak genele

yayılmaya devam edecektir. Son yıllarda oluşan kredi ve aktif balonları patlamıştır. Bu balonlar,

bir şekilde engellenemediği takdirde, geçmişte oluşan aşırılıklar tamamen ortadan kalkana kadar

sönmeye devam edecektir. Aşırı değerlenen ne varsa normal değerine dönme sürecindedir.

Sönen balonların ekonomilerde yarattığı çöküş döngüsünün daha büyük bir finansal krize

dönüşmesini engellemek ( durdurmak, ya da son vermek değil, daha büyük bir finansal krize

dönüşmesini engellemek ) ancak aşırı boyutlarda gevşek para ve maliye politikaları izlemekle

mümkündür. ( Bu demektir ki, krizin bugün ulaştığı boyut itibariyle hükümetlerin alacakları

önlemler krizi tam olarak durduramaz, bu nedenle önümüzdeki süreçte dünya’da pek çok büyük

kuruluş borçlarından dolayı ödeme güçlüğüne düşebilir ). Bunu şu ana kadar enflasyon ve

enflasyon beklentilerindeki yükseliş engellemiştir. Şimdi enflasyon ve enflasyon beklentilerindeki

yükselişe neden olan “ petrol ve emtia “ balonu, hızla yavaşlayan global ekonominin etkisi altında

patlamıştır. WTI petrol fiyatı % 34 düşüşle 97 dolarlara, Brent petrol fiyatı yaklaşık % 40 düşüşle

86 dolarlara gerilemiştir. Enerji dışı emtia fiyatları % 18’den fazla düşüş göstermiştir. Görünen o

ki, bu düşüşler daha da sürecektir. Düşen petrol ve emtia fiyatları ve yavaşlayan ekonominin bir

süre sonra enflasyonu ve enflasyon beklentilerini kırmasını bekliyoruz. Ancak bu zaman alacaktır.

Enflasyon beklentileri hızla düşen emtia fiyatlarına rağmen yavaş düşmektedir. Bu nedenle global

piyasalarda çalkantıların hemen yakın vadede durulmasını beklemek gerçekçi değildir. Daha fazla

kötüleşme olasılığı daha yüksektir.

Ancak bir noktada, örneğin 2009 başlarında enflasyon beklentilerinde belirgin iyileşme

görebiliriz. Bu gelişme hükümetlere soluk aldıracaktır. Bugüne kadar enflasyon endişesi ile faiz

indiremeyen ekonomiler faiz indirecektir. Avrupa merkez bankası yüksek olasılıkla bugün % 4.25

seviyesinde bulunan faizlerini en az 2 puan indirebilir. Bugün zaten ekşi reel faiz uygulayan FED’

in – anlamsız gibi görünse de finans kesiminin karlılığını arttırmak için - toplamda % 1 puana

kadar faiz indirmesi dahi bizi şaşırtmaz. Benzer şekilde İngiltere ve Latin Amerika’da da kuvvetli

faiz indirimleri görebiliriz. Daha önemlisi bütçe açıkları da genişletilecektir. ABD'de Fannie Mae

and Freddie Mac’a hükümetin el koymasını ve yılın ikinci çeyreğinde tüketiciye verilen bütçe

yardımlarını biz bu şekilde yorumluyoruz. Aynı zamanda likiditenin de aşırı genişletileceğini

düşünüyoruz. Bu önlemler kredi risk primlerinde nisbi düşüşler getirebilir ve bankaları

rahatlatabilir. Ekonomik görünüm marjinal de olsa iyileşebilir. 2009 başlarında aktif fiyatlarında

yükselişler görebiliriz.

Ancak, bu tespitlerimiz yanıltmasın. Dünya ekonomik görünümünde olabilecek iyileşmeler

marjinal düzeylerde olacaktır. Eski günlere dönmek uzunca süre mümkün olmayacaktır. Ve kısa

bir süre iyileşmenin ardından uygulanan enflasyonist politikaların sonucu olarak uzun vadeli

faizlerde yaşanacak yükseliş aktif fiyatlarını tekrar düşürecek ve büyümeyi boğacaktır. Bu arada

son dönemde olduğu gibi dünya’da enflasyonist baskıların yükselmeyeceğine dönük pek çok

analiz görebiliriz. Geçmişte global piyasaların yönünü tayin edecek dönemin en kritik

göstergelerinin yönü hakkında, piyasaları aksi yönde yönlendirilmeyi amaçlayan analizler

gündeme getirilmiştir. Bugün gelinen durum ortadadır. Önümüzdeki dönemin en kritik göstergesi

dünya’da enflasyonun yönü olacaktır. Bu konuda “ enflasyonun yükselmeyeceği “ yönünde yine

çok sayıda yönlendirici analizler yayınlanabilir.

Önümüzdeki orta ve uzun dönem, son yılların aksine dünya’da büyümenin daha yavaş

seyredeceği, gelişmiş ekonomilerde marjinal düzeyde kalacağı, enflasyonun yavaş da

olsa yükselişte olacağı, bütçe açıklarının, enflasyonun ve arada oynaklık gösterse de

uzun vadeli faizlerin, trend olarak uzun dönemli yükselişte olacağı, şirket

karlılıklarının düşeceği, aktif piyasalarında fiyatların uzun dönemde reel olarak

yükselmeyeceği, daha yüksek olasılıkla düşeceği, kısa süreli yükselişlerin ardından tekrar

düşüşlerin yaşanacağı ayı piyasası koşullarının hakim olduğu bir dönem olacaktır. Asya

ekonomileri büyümesi de ciddi risk altındadır. Bu dönem içinde eğer Merkez

Bankaları tekrar aktif fiyatlarında balon oluşturma çabası içine girerlerse – ki

mümkündür – bu çaba yükselen enflasyon ve beklentileri ve uzun vadeli faizler

nedeniyle uzun süreli etkili olamayacaktır. Bu ortam, riskli yatırım araçları aleyhinedir. Cari

açığı yüksek ve yükselmeye devam eden Türkiye ekonomisinde YTL’yi zayıflatacak,

enflasyonu ve reel faizleri yükseltecek, ekonominin ortalama büyüme temposunu

düşürecek, son yıllarda dış borçluluğu ve açık pozisyonu giderek artan özel sektör için kur

ve kredi riskini yükselten bir ortamdır.