1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Gerçek bölücüler kim?

Altan Deliorman
Milliyetçilik, çok geniş ve çeşitli yorumlara açık bir kavramdır. Bu bakımdan, ülkemizde “aydın” olarak nitelenen birçok kimse bu konuda fikir ve görüş üretmiştir, üretmektedir. Bunun yadırganacak tarafı pek yok ama zararı şurada: Bu durum devam ettikçe, milliyetçilik anlayışı da çeşitlenmekte ve bir bakıma ciddiyetini kaybetmektedir. Hattâ, zaman zaman azınlıkların başkaldırı teşebbüsleri dahi makbul milliyetçilikler kategorisine sokulabilmektedir.

Milliyetçilik kavramının bizi ilgilendiren yönü Türk milliyetçiliğidir, ki biz buna kısaca “Türkçülük” diyoruz. Türkçülük, bir fikir sistemi olduğu gibi, en az onun kadar bir inanç meselesidir de. Bu fikir sisteminin doğru, isabetli ve uygulanabilir olduğuna inananlara ve ancak onlara “Türkçü” denir. Türkçülüğü fikrî alanda inceleyen, onun hakkında eserler vermiş olan yerli-yabancı pek çok yazar ve fikir adamı çıkmıştır. Bunların da bir kısmı Türkçülüğe önyargılı olarak yaklaşmış ve dolayısıyla yanlış hükümlere varmışlardır. Onları Türkçü olarak saymanın imkânı yoktur.

Dışardan bakanlar için, Türkçülük hakkında en doğru yargıya varmanın yolu, öncelikle Türkçülerin kaleminden çıkmış eserleri, yazıları, araştırma ve incelemeleri okuyup anlamaktır. Bir kimseyi en iyi kendisi tanır ve anlatır. Bir fikir sistemini, bir ülküyü de en isabetli olarak ke ndisi ifade eder. Başkalarının bu konudaki görüşleri Türkçülüğü değil, ancak o görüşün sahibini bağlar.

Bu kısa hatırlatmaları, bir öğretim üyesinin geçen ay içindeki beyanları ve bir köşe yazarının ithamları üzerine yapmak zorunluluğunu duyduk. Anlaşılan, bazı gerçekler zaman içinde tozlanıyor ve hâfızalardaki yeri bulanık hâle geliyor. İşte o zaman da iler-tutar yeri olmayan birtakım iddialar “yeni görüşler”miş gibi ortaya atılıyor.

Bu öğretim üyesi diyor ki: “Ülkeyi bölerse Kürtler değil, Türkçüler böler”.

İnanması zor ama, eğer söylenmişse, bu söz Türkçülüğe büyük bir bühtandır ve haksız bir saldırıdır. Türkiye’yi bölmek için, içerden-dışardan ne gibi tertiplerin yapıldığı gözler önündeyken Türkçüleri bölücülükle suçlamak, o tertiplerin önüne sis perdesi gererek dikkatleri başka yöne çekme anlamı taşımaktadır.

İddianın özü şudur: “Milleti kültürel unsurlarla tanımlayıp bunun üzerinden milliyetçilik yapmak etnik ayrımcılığı getirir. Birlikte yaşama iradesi, aynı kaderi paylaşma, vatandaşlık bağına bağlı ortak hukukun getirdiği dayanışma siyasî milliyetçilikle gelişir. Ancak,siyasî milliyetçiliğe Türkiye’de milliyetçiler çok sıcak bakmıyorlar.”

Bu zihin yapısında, birçok karışıklığın iç içe girdiğini görüyoruz. Evvelce, milletin tarifinde soy birliğinin önemli yeri olduğu belirtilirdi.. Böyle bir anlayışın etnik gruplar içinde ayrımcılığa yol açtığı ileri sürüldü ve bunun karşısına mozaikçilik çıkarıldı. İşin garibi şu ki, mozaikçilik yayıldıkça etnik başkaldırı hızlandı ve kendilerini Türk saymayan gruplar, Türk devletine karşı silâhlı mücadeleye giriştiler. Sonuç, bu görüş açısından, tam bir fiyasko ve hüsran oldu. Türk milliyetini, daha ilmî usullere dayanarak kültür unsurlarının beraberliği ile açıklayan görüşü ise değerli pek çok sosyolog ve fikir adamı savunuyordu. Soy birliği de, çok kere bu unsurlar arasında yer alıyordu. Anlaşılıyor ki, şimdi bazı çevreler kültür milliyetçiliğini dahi “tehlikeli” buluyor ve birtakım ağızlardan bunu açıkça ifade ediyorlar. Siyasî Kürtçülüğe karşı çıkmak ve bunun getireceği tehlikelere kamuoyunun dikkatini çekmek gibi ileri görüşlü, sağduyulu bir davranış da bazı kalemler tarafından bölücülüğü kışkırtmak şeklinde takdim ediliyor. Atsız’ın bu konuda daha l967’deki makaleleriyle yaptığı ikazlar da bölücülüğe malzeme olarak vasıflandırılıyor.

Bilinen bir gerçektir ki, Türkçülük, bölücülüğün her çeşidine karşıdır. Türkçülüğün önde gelen ilkesi bütüncülüktür. Türkçülüğün temel görüşlerinden biri olan Turancılık fikri, nihaî çözümde bütün Türklerin birleşmesi görüşünü savunur. Türkiye plânında ise ülke bütünlüğü esastır ve Türkçülük, bu bütünlüğe yönelmiş dolaylı-dolaysız bütün tehditlerin kesin olarak karşısındadır. Bu, o kadar bilinen bir gerçektir ki tekrarı bile lüzumsuzdur.

Peki, o hâlde Türkçülüğü bölücülükle suçlamak tarzında bir densizlik nereden kaynaklanıyor?

1. İddia sahipleri, herhangi bir saikle Türkçülüğün karşısındadır ve ona kara çalmayı marifet saymaktadır.

2. İddia sahipleri, belki de şuuraltı bir dürtüyle kendilerini Türk hissetmemekte, dolayısıyla Türkçülüğü de hazmedememektedir.

3. İddia sahipleri, milliyetçiliği dirençsiz hâle getirmek isteyen küreselciliğin etkisi veya kontrolü altındadır, yahut şahsî çıkarları öyle davranmalarını gerektirmektedir.

4. Nihayet son bir ihtimal, Türkiye’nin bütünlüğünü savunan en güçlü cephe olarak Türkçülüğü görmekte; onun zayıflatılması için bölücülüğü destekleyen çeşitli çevrelerle gizli bir işbirliği içindedirler, ki bu ülkenin nimetleriyle beslenenlerin böylesine alçalacağına inanmak zordur.

Türkçülüğe yapılan her saldırı, bölücülüğe destek anlamına gelmektedir. Elbette kem söz sahibine aittir. Türkçüler ise, arınmış gönüllerle ve bütün güçleriyle ülkü yolunda ilerlemeye devam edeceklerdir. Türkçülük yolu uzun, meşakkatli, çileli fakat şerefli bir yoldur. Türkçülüğün çelik iradesi ve azmi, birtakım sun’î engellerle asla kırılamaz.