1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Gelişme ve yenileşme

Hüseyin Adıgüzel
MİLLÎ şuur anlamına gelen milliyetçilik Türk toplumunda tarihin en eski dönemlerinden itibaren mevcuttu. Asya Hun imparatorlarından olan Çi-Çi’nin halkına verdiği nutukta ve Orhun Abideleri’nde bu şuuru kolaylıkla sezebiliriz. İslâmiyetin kabulünden sonra milliyet şuuru Türklerde uzun süre kuvvetle yaşamıştır. Zaman içerisinde Türk milleti İslâmiyetle bütünleşmiş ve dinî bağların toplum hayatına hâkim olduğu bir ümmet hâline gelmişti. Osmanlı İmparatorluğu bu olgunun yaşandığı tipik bir devlet görünümündeydi.

İslâm ümmetçiliğinden, çok milletli Osmanlıcılığa, sonra İslâmcılığa ve nihayet tek millet milliyetçiliğine doğru gelişen düşünce sisteminin oluşmasında 19. yüzyılda gelişen siyasî, sosyal, kültürel ve ekonomik olayların önemli rolü olmuştur. Türk milliyetçiliği fikri; yıkılmakta olduğu fark edilen Osmanlı İmparatorluğu’nun çeşitli din ve milliyetlerden meydana gelen karmaşık yapısı içinde, etniklerin çağın gereği olarak ortaya çıkan şuurlanma hareketlerine bir tepki ve kendini tanıma akımı olarak 19. yy.’da doğmuş ve genellikle Türkçülük adıyla anılmıştır.

Birinci Dünya Savaşı sırasında imparatorluğu teşkil eden çeşitli milletlerin ihanetleri, Türk milliyetçilerinin en büyük direnişi olan Kurtuluş Savaşı’nı doğurur. Zaferle neticelenen Kurtuluş Savaşı’nı Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu izler, Bu artık millî bir devlettir. Atatürk’ün cumhurbaşkanlığı dönemi Türk milliyetçilerinin iktidarda oldukları tek dönemdir. Çünkü hâkim ideoloji Türk milliyetçiliğidir. Atatürk “Türklük benim en derin güven kaynağım oldu.” derken ideolojiyi açıkça ortaya koyuyordu. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin modern bir millî devlet olarak şekillendirilmesi çerçevesinde gerçekleştirilen yapılanmanın kökeni Ziya Gökalp’ın önerilerine dayanıyordu. Sosyal, kültürel, siyasî ve ekonomik yapılardaki değişiklikler ve yenileştirmeler Ziya Gökalp’ın önerileri istikametinde yürütülüyordu. Atatürk’ün zamansız ölümü, Türk milliyetçiliği ideo lojisinin devletten yavaş yavaş uzaklaştırılması sonucunu getirir. 1944’lere gelindiğinde Millî Şef, meşhur 19 Mayıs nutkuyla Türk milliyetçiliği ideolojisini mahkûm eder. Ve ideoloji devletin yapısından tamamen çıkarılır. Hümanizm maskesi altında içi boş bir bürokratik milliyetçilik ve sözde Atatürkçülük(!) devlete hâkim olur.

Türk milliyetçiliği ideolojisi 1965 yılına kadar gönül vermiş aydınlar arasında romantik bir seviyede sürdürülür. 1965 yılında Adana’da yapılan CKMP-MHP kongresinden sonra, parti yönetimine gelen Alparslan Türkeş ve arkadaşları tarafından milliyetçilik ideolojisi (romantizmin sınırlarını aşarak) siyasî bir ideoloji hâline getirildi. Bu süreç içerisinde merhum Türkeş’in gerek fikrî gerek siyasî alanlarda bir lider olarak ortaya çıkması, Türk milliyetçiliği ideolojisinin siyasî bir aksiyon olarak devletin temel tercihlerine iştirak etmesini sağlar ve devlet hayatına dolaylı da olsa yeniden girer. 1999-2003 arasında kısa süreli de olsa iktidarın bir ucundan tutabilecek düzeye erişir. 2003 genel seçimlerinde 1999’a göre kayıplara uğrayarak siyasî bir yenilgi alır. Sebepler üzerinde fazla duracak değiliz. Yalnız bir sebep var ki, çok iyi anlaşılması ve irdelenmesi gerekir. “Türk milliyetçilği ideolojisi çağın gerektirdiği değişikliği gerçekleştirerek gereken dinamizmi, hareketliliği ve yenileşmeyi yakalayamamıştır.” şeklinde özetleyebileceğimiz sebebi irdelemek gerekir diye düşünüyorum.

Türkiye, coğrafyasının belirlenmesi en güç dünya ülkelerinden biridir. Birçok ülke tek bir jeopolitik özelliğe sahipken, Türkiye birkaç jeopolitiği olan bir ülkedir ve Avrupa, Balkanlar, Kafkaslar, Orta Doğu, Orta Asya alanlarındaki büyük ya da küçük hemen her değişimden etkilenmektedir. Bu 21. yüzyıl jeopolitiğinin ortaya çıkardığı kaçınılmaz bir sonuçtur. 20. yüzyıl sonlarında SSCB’nin yıkılması, AB sürecinin hızlandırılması, Yugoslavya’nın parçalanması, PKK terörü, Irak Savaşı, Kafkaslardaki yeni oluşumlar, Çin’in bir dünya devi olmaya hazırlanması, Orta Asya Türk cumhuriyetlerinin kurulması gibi politik olaylar, Türkiye’yi derinden etkilemiş, sosyal, siyasî ve ekonomik politikalarının belirlenmesinde baş rol oynamıştır. Bundan sonra da oynamaya devam edecektir.

Değişen ve gelişen dünyada akıl almaz boyutlara ulaşan bilişim ve iletişim teknolojisindeki gelişmeler, halkımızın yaşayış ve görüş açısını değiştirmiş, sıklaşan ilişkiler yeni anlayışlarla birlikte yeni bir toplum yapısının oluşmasına zemin hazırlamıştır. Bugün, bilhassa yabancı dille eğitim alan, Avrupa ve ABD gibi ülkelerde yüksek tahsil yapan çok önemli dinamiklere sahip bir kuşağın varlığını hiç kimse inkâr edemez. O, sıkıştığı dar çevreden bir türlü kurtulamayan, bağlı bulunduğu değerlerle yaşamayı kâfi gören, değişime ve yenileşmeye rıza göstermeyen toplum yapısı yerine, çevresini aşabilen, bağlı bulunduğu değerler sistemini sorgulayarak yaşamayı yeğleyen, her türlü değişime ve yenileşmeye ayak uydurmaya hazır, akılcı, dinamik ve hareketli bir toplum yapılaşmasının arzusunu taşır. Bu büyük kitlenin karnını doyurmaktan daha başka ülkülere sahip olmaları ve ülkülerin gerçekleştirilmesi için yoğun taleplerinin karşılanmaması elbette bir takım telâfisi zor kayıplara sebep olmaktadır.

Milletin kendiliğinden doğal olarak gelişiminin ortaya çıkardığı meseleler, fikrî plâtformda karşılığını bulmak zorundadır. Bu da bir takım fikirlerin gelişmesinden ve yenileşmesinden geçer. 20. yüzyıl genel tablosu içerisinde o gün doğru olan fikirlerin, görüş ve ideolojilerin 21. yüzyıl tablosunda hiçbir şey ifade etmediklerinin, genel duruma uygun hâle getirilmedikçe toplumdan destek görmeyeceğinin artık anlaşılması gerekir. Bu açıdan bakıldığı zaman Türk milliyetçiliği ideolojisinin de yeniden düzenlenmesi, yenileştirilmesi, yorumlanması, çağın gereklerine uygun hâle getirilmesinin gereği, kendiliğinden ortaya çıkar.

A. Millî şuur nedir? Nasıl verilmelidir? Boyutları ne olmalıdır?

B. Siyasî alanda milliyetçilik,

C. Ekonomik alanda milliyetçilik,

D. Sosyal alanda milliyetçilik,

E. Kültürel alanda milliyetçilik, nasıl olmalıdır? Ölçüler, değerler ne olmalıdır? gibi temel sorulara günümüz dünya ve Türkiye şartları içerisinde cevaplar bulamadan, milliyetçilik yapmak havanda su döğmeye benzer. Bırakın 19. yüzyılı, on yıl öncesinin Türkiyesi ile bugünün Türkiyesi arasındaki farklar bile, yeni yorumlara ihtiyaç olduğunun delilidir. Toplumun yaşayış şekli, ihtiyaçları, dünyayı görüş ve anlayışı, yorumlayışı, istekleri, geliştirdiği eğitim seviyesi ile iletişim araçlarının gelişmesi ile dünden çok farklı boyutlara ulaşmıştır. Bütün bunları dikkate almadan, sadece hamasî nutuklarla bir sonuç alınamayacağını herkes çok iyi bilmek zorundadır.

Türkiye bugün ve gelecekte de devam edeceğinden hiç kuşku duymadığım birçok hayatî mesele ile karşı karşıyadır. AB ve ABD ile ilişkiler, yeni Türk cumhuriyetleri, Orta Doğu, Yunanistan, Rusya, küreselleşme, globalleşme, yeni dünya düzeni gibi meseleler hayatî önemi haizdir ve Türk milliyetçilerinin bu konularda ortak hareket ettiklerini de söylemek oldukça zordur. Çünkü Türk milliyetçiliği ideolojisinin yorumunda bu konular yer almaz. Bu yüzden “Ben Türkçüyüm ama AB yanlısıyım” yada, “Ben Türkçüyüm ama AB’ye karşıyım”, “Ben Türkçüyüm ABD ile stratejik ortaklıktan yanayım”, ya da “Ben Türkçüyüm ABD’ye karşıyım” gibi çelişkilere gazete ve dergi yazılarında sıkça rastlarız. Yaşanan çelişkilerin ortadan kaldırılabilmesi, Türk milliyetçiliği ideolojisinin yeniden yorumlanması ve günün şartlarına uygun hâle getirilmesi ile mümkündür. Bıyıkla, sakalla, elde tesbih ile milliyetçilik devri bitmiştir.

Eskiyen her şey nasıl yenisi ile değiştiriliyorsa, eskiyen fikirler, görüşler ve düşünceler de değişmeli ve gelişmelidir. Temel bozulmadan, temel üzerine yeni ve değişen şartlara uygun fikirler bina edilmelidir. Zamanı geldi ve geçiyor bile...