1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

GEÇMİŞ İLE YÜZLEŞMEK

Yağmur Çavuşoğlu
Bu günlerde birileri tarafından sıkça kullanılan deyimlerden birisi de; geçmiş ile ya da tarih ile yüzleşmektir. Çağımızın kelli-felli, bir kısmı siyasetçi, bir bölümü profesör unvanını taşıyan bazı zevatı, olur-olmadık yerlerde meydana çıkıp, mazide yaşanan birtakım hadiseyi yeniden gündeme getirip, geçmişimiz ile yüzleşmek zamanı geldi diye ortalığı bulandırıp duruyorlar. İşin dikkat çeken yanı bunları söyleyenlerin hiçbirisinin tarihçi olmaması, tarih formasyonunun bulunmaması, geçmişte yaşanan o olaylara doğrudan şahitlik etmemeleridir. Kulaktan dolma bilgileriyle, kendi anlayışları ve ideolojiler doğrultusunda veya ekmeklerini yedikleri güçlere hizmet gayesiyle ileri-geri konuşarak, milletin inançlarına, tarihine, milli benliğine küfür ediyorlar.

Zaten bu t ürlü konuşanların geçmişlerini araştırdığımızda esasında kişilik açısından önce kendi kökleriyle barışık olmadıkları veya kimlik problemleri yaşadıkları ve bu yüzden de aşağılık kompleksi taşıdıklarını görmekteyiz. İşte bu çokbilmişler ve problemli insanlar zaman zaman ortaya çıkıp, Türk milletinin artık tarihiyle, geçmişiyle yüzleşmesi gerektiğini söylüyorlar. Bunda bazı yabancı devletlerin itelemeleri de rol oynuyor olabilir. Belki de bazı vatandaşlarımızın, isimlerinin önündeki unvanlarına bakarak bir şey sandığı bu insanlardan dolayı kafaları karışabilir. Gerçekte istenilen de zaten bu.

Geçmişi sorgulamak sıradan kişilerin yapacağı birşey değildir. Bu iş ancak tarihçilerin çalışma alanına girer. Bakın bakalım, hakikaten tarih eğitimi almış kaç kişi durup-dururken meydana çıkıp, böyle abuk-subuk konuşuyor? Her zaman olduğu gibi herkes birbirinin işini yapmaya kalkışıyor.

1980-1990 yılları arasında Türk tarihçiliğinde bir gerileme dönemi yaşanmışsa da, günümüzde imkanların bollaşması sayesinde tarihçilik hızlı bir ilerleme kaydetmiştir. Buna bağlı olarak da üniversitelerimizin İnkılâp tarihi ve sosyal bilimler enstitülerinde neredeyse araştırılmadık konu yoktur. Her inceleme belgelere ve kaynaklara dayalı olarak gerçekleştiriliyor ki, bugün gündemi meşgul eden birtakım zevatın yaptığı gibi zırvalarla meşgul olunmuyor.

Bir de şunu belirtmekte fayda var: Bazı hadiseler hakkında layıkıyla bir değerlendirmede bulunmak için üzerinden belki de 80-100 yıl civarında bir vaktin geçmesi gereklidir. O zaman her şey yerli-yerine oturur. O vak’a ile alakalı bütün belgeler ortaya çıkar ve fikir yürütülebilir. Yoksa milletin büyük bir kesimini ilgilendiren olaylar hemen incelenemez ve bir sonuç elde etmeye gidilirse, o durumda hata yapılması da kaçınılmaz olur. Efendilerin anlayamadıkları konulardan birisi de budur.

Sözlerimizi bitirmeden evvel naçizane şu hususu yinelemekte fayda var. Şimdiye kadar gerçekten kendini tarih ilminde ispat etmiş, herhangi bir politik görüşün veya ideolojinin peşinden gitmemiş hangi tarihçi ekonomi, siyaset bilimi, fizik, kimya vs. konularda ahkâm kesmiştir. Tarihçiler bu hususa çok özen gösterirler. Netice itibarıyla nasıl ki tarihçi, tarihçiliğini yapıyorsa, başkaları da kendi işine bakmalıdır. Böyle olursa ülke ve millet karmaşadan uzak durur.