1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Geçici anayasa: Irak’ın yeni yönetim yasası

Nefi Demirci
NİHAYET, 8 Mart 2004 tarihinde, adı geçici, aslında Annan Plânı gibi ABD’nin isteği, düşüncesi doğrultusunda hazırlanmış, daha önce de LONDRA ve ABD’deki Irak muhalefeti toplantılarında plânlanmış, 2005 yılında da sözde yürürlüğe girecek olan KALICI yasa (anayasa), Irak Konseyinin bütün üyeleri tarafından törenle imzalandı. Hükûmeti adına ABD’nin yetkili kişisi tarafından da imzalanak onaylandı.

Bu yasada Türkmenler dışlandı, Türkiye’nin 1. tezkereden sonra silinen bütün kırmızı çizgileri bu defa, yasa hâline getirilmiş olarak yok sayıldı, tasdik edildi ve Türkiye dün olmadığı gibi bundan sonra da artık yok.

İlerde hazırlanacak anayasanın temelini oluşturacak bu yasada ne acı bir gerçektir ki, 3. temel unsur olmaları gereken Türkmenler, sayıları 200.000 civarında olan Asurî ve Keldanîler ile bir tutulup azınlık olarak kabul edildiler.

Siyasî hakları tanınmayan Türkmenlerin bundan sonra Irak’ın siyasî yapısında yerleri, sözleri, etkileri, (Türkiye’nin olmadığı gibi) pek olmayacak.

Ne yazık ki, tayin edilerek gelen Türkmenlerin temsilcisi SONGÜL CABUK Hanımefendi, daha önceden kendileri ABD’de iken hazırlanmış bu anayasayı hiç itiraz etmeden ayakta alkışlayarak, gülerek, sevinerek imza etmiştir. Ve bu yasanın Türkmenler için büyük kazanç olduğunu, bugüne kadar Türkmenlerin adının hiçbir Irak anayasasında geçmediğini, ama bu yasada geçtiğini, Türkmenler bundan başka ne istiyorlar. KERKÜK’Ü KURTARDIK demiş, bütün konularda ve KONSEYDE Celâl Talabanî, Mesut Barzanî ve Mahmut Osman’dan yardım gördüğünü ifade edebilmiştir.

Sayın Songül Hanımefendinin bu ifadeleri, verdiği bu demeç doğrudur: Çünkü, Irak Konseyinde etkili ve yetkili olan Celâl Talabanî: Bana Songül Hanım yardımcı oldu, beni destekledi demiş. (10 Mart 2004, Tercüman, Cengiz Çandar).

Türkmenlerin bu anayasada iddia edildiği gibi adı geçmekte, ama nasıl geçmekte:

Madde 4: Irak, federatif, çoğulcu, demokratik bir cumhuriyettir. Yönetim, bileşik hükûmet merkezi ile bölge hükûmeti arasında, din, ırk ve mezhepler esasına bağlı olmadan, TARİHÎ VE COĞRAFÎ ESASA GÖRE TAKSİM EDİLEREK YÖNETİLİR.

Madde 9: Arapça ve Kürtçe, Irak’ın resmî dilleridir. Iraklıların, eğitim ilkelerine uygun olarak, “TÜRKMENCE, SURYANİCE, ERMENİCE” gibi ana dillerinde eğitim hakları vardır.

Madde 30: C fıkrası, Türkmenlerin adı bu maddede de şöyle geçiyor: Ulusal Meclis, seçim kanunu ve siyasî partiler kanununa göre seçilecektir. Seçim kanunu kadınların Ulusal Meclisin dörtte birinden azını oluşturmalarını ve Irak’ın, TÜRKMENLER, KELDANÎ-ASURÎLER VE DİĞERLERİ dahil olmak üzere, tüm toplulukların hakkaniyetli temelini sağlama amacına matuf lacaktır”.

Madde 53, Türkmenlerin adı üçüncü defa bu maddede geçmektedir: Maddenin (a) fıkrasında “19 Mayıs 2003 yılından önce bu yasaya göre tanınacak Kürdistan bölge hükûmeti tarafından idare edilen sınırların içinde olan (Duhok, Erbil, Süleymaniye, Kerkük, Diyale, Neyneva) toprakları Kürdistan hükûmeti tarafından yönetilir. Kürdistan deyimi veya ifadesi bu maddede yazıldığı gibi, Kürdistan millî meclisini, Kürdistan bakanlıklarını, adliyesini kapsar ve bu haklar yasada yazıldığı gibi tanınacaktır”. 53. maddenin (d) bendinde de Türkmenlerin ismi şöyle geçmektedir: “BU YASA, TÜRKMENLER, KELDANÎ-ASURÎLER VE DİĞER TÜM YURTTAŞLARIN İDARÎ, KÜLTÜREL VE SİYASÎ HAKLARINI GARANTİ ALTINA ALACAK”.

Türkmenlerin anayasadaki yerleri, hakları, adlarının geçmesi böyle. Yorumu okuyucularımıza bırakıyorum.

Unutulmasın ki Saddam rejimi de Türkmenlere kültürel hakları vermişti, ama kâğıt üzerinde kalan bu haklar uygulanmadan kaldırılmış ve Türkmenlere pek pahalıya mal olmuştu.

Ne yazık ki Türkiye Türkmenleri her zaman olduğu gibi, bu çok ciddî, hayatî, anavatanımızı yakından ilgilendiren konuda da yalnız bırakılmış, pasif kalmış, stratejik müttefikim dediği ABD’ye inanmış, inanmak istemiştir.

Hatırlanacağı gibi:

ABD, Türkiye ve Saddam’a muhalif gruplar arasında imzalanan “Nihaî Bildiri de” de: “Irak etnik köken, cinsiyet, dil ve inanç temeline ayrımı ortadan kaldırması ve gelecekteki Irak’ta, halkının haklarını Araplar, Kürtler, Türkmenler, Süryanîler ve diğerlerinin hak ve özgürlüklerinin korunması asıl olacaktır”. denmişti!

Bu ifadeler Bush yönetiminin Türkiye’ye verdiği Amerikanvarî bir söz, bir taahhüt idi.

Ve yine, sayın Bush Siirt seçimlerinden sonra “13 Mart 2003”te sayın başbakanımıza gönderdiği mektupta: “Türkmenlerin Irak’ın geleceğinde önemli rol oynayacağını yazmıştı”. Yani taahhütte bulunmuştu.

2 Mart 2004, Sayın Dışışleri Bakanımızın açıklamasını okursak hayrete düşmemek, bütün Türkmenler gibi hayâl kırıklığına uğramamak mümkün değil. Sayın Gül: “Gelişmeleri yakından takip ediyoruz (her zaman olduğu gibi!), Türkmenler de seslerini duyurmak için bazı izinli gösteriler yaptılar, ondan sonra bazı olaylar oldu ama bunları çok büyütmemek lâzım. Bu olayları büyütmeden orada beraber yaşayacak insanları, beraberliğe ALIŞTIRMAK LÂZIM. Şimdiye kadar nasıl beraber yaşadılarsa bundan sonra da beraber yaşayacaklar. Herkesin hakkını, hukukunu koruyacak düzenlemelerin yapılacağı bir dönemden geçiliyor. O açıdan herkesin dikkatli olması gerekir. (Kıbrıs Türklerine de aynı tavsiyeler, sizleri Rum, Kürt yok etsin, yerlerinizi alsın, ama beraber yaşamaya alışın, aman ne güzel tavsiye, tarihe geçecek bir öneri!)

Ve: geçici anayasa imzalanıyor, Sayın Gül telefonla sayın Powell’i arıyor, kaygılarını bildiriyor, o da, telefonda kaygıya gerek yok, merak etmeyin diyor, asıl anayasa Haziranda hazırlanacak, bir düzenleme yapılırken Türkiye ve Irak’ın diğer KOMŞULARININ kaygıları giderilecek” diye bize GÜVENCE VERMİŞ. (Yani Suriye. İran ve Türkiye aynı kefede).

Bu yasada Türkmenlere sağlanan hakları gördük, kocaman bir hiç, Türkiye Irak’ın siyasî yapılanmasından silinmiş, tarihî bağlarımız yok edilmiş.

Kürtlere sağlanan kazanımlara gelince:

1. Irak, Araplar ve Kürtlerden oluşan İKİ ulus.

2. Kürt kimliği Irak tarihinde, dünya tarihinde ilk olarak bir anayasada yer aldı, tanındı.

3. Kürt federe bölgesi tanındı.

4. Arapça’nın yanında Kürtçe resmî dil olarak kabul edildi.

5. Bundan sonra Resmî Gazete İKİ dilde yazılacak, yayınlanacak.

6. Ulusal Irak Meclisi, Bakanlar Kurulu, mahkemeler, resmî toplantılar, konferanslar İKİ dilde olacak.

7. Resmî belge ve yazışmalar İKİ dilde olacak.

8. Banknotlar, pasaportlar, pullar üzerindeki yazılar İKİ dilde yazılacak.

9. Peşmergeler “Bölgesel Muhafız Güç” olarak kalacak.

10. Kerkük bugün için Federal Kürdistan yönetimi içine alınmamış, ama yukarda izah ettiğimiz gibi Kürdistan toprağı içinde kabul edilmiş. Yönetim şeklinin çözümü ileriye bırakılmış. Ancak 53. maddenin (c) fıkrasında, Kürdistan yönetimi dışında kalan ve sayıları üçü geçmeyen 3 vilâyetin birleşip bölge oluşturma hakkı vardır, ama Kerkük bu hakkın Bağdat gibi dışında bırakılmış, bu da ilerde Kerkük vilâyetinin üzerinde oynanan oyunlara zemin hazırlamış, KDP, KYP’nin, açık bırakılan, hükme bağlanmayan bu durumdan yararlanmaları, yani ilerde Kürdistan topraklarına katılmasının sağlanmasını kolaylaştıracaktır.

Bu durumlara nasıl gelindi? Talabanî’nin şu sözlerini okursak bu aşamaya nasıl, niçin gelindiğimizi anlarız:

“Eğer Türkiye savaştan önce ya da savaş esnasında ABD ile sıkı iş birliği içinde olsaydı, Türkmenlerle ilgili bölümler (geçici yasayı kasıt ediyor) daha güçlü biçimde yer alırdı”.

Birinci tezkerenin reddedilmesi, 2. defa asker gönderme onayı alınması, ABD’ye bu defa istenmiyorsun denmesi ve arkasından da ÇUVAL çelişkili, kararsız politikalar sonucu ve bu günlere gelişimiz.

ABD, Ankara’ya gülmekte, âdeta alay etmekte, aldatmakta, millî çıkarlarımız, tarihî bağlarımız, kırmızı, al çizgilerimiz silinirken, Türkmenler yalnız başlarına kalırken biz hâlâ hayâl peşinde koşmaktayız.

Yüksekova’da, Diyarbakır’daki Nevruz kutlamalarında PKK’ya ait sözde bayraklar ve Abdullah Öcalan’ın posterleri, anayasamıza aykırı, “W” ve “Q” harfleri ile yazılan pankartlar, Türk Bayrağının yokluğu, Türk’ün olan bu mukaddes topraklarda şanlı bayrağımız niçin yoktu? Soran yok, demokrasi adına soruşturan yok. Barzanî son belediye seçimlerinde etkili oldu, diyen parti başkanına ne demeli?

“Kürt halkı Öcalan’ın yanındadır”, “Sevdan bizim için çarmıhta”, “Terk etmedi bizi sevdan”.

VE

Sen hâlâ Kürtler benim canım ciğerim, Türkiyelim de. ABD’nin sağladığı imkânlarla, Türkiye’nin pasifliği, uzağı görmeden yalnız PKK’nın silâhlı terör ve hıyanetini hedef kabul eden, siyasal Kürtçülüğü görmezlikten gelerek takip edilen tutarsız, günü birlik politikalar sonucu, Kürtler verilen federasyon sevincinin ilk izleri, etkisi hemen görüldü, işte SURİYE, işte NEVRUZ. Bu gidişle, bu zihniyetle, bu çıkartılan yasalar, uyum paketleri ile ve şu dine bu dine sarılmak bu aziz vatanı kurtarmaz. Siyasal Kürtçüler halk isyanı peşindeler, komşumuzda meydana gelen federe devlete, Barzanî’ye yüzlerini çevirmişler, AB ve ABD bunu istiyor. Biz hâlâ onları beslemeye devam edelim, ikinci kapıya ne lüzûm var, zaten ABD bunu istemiyor. Su, şeker, her çeşit gıda, yapı malzemeleri ve ara sıra da kaçak yollardan şu veya bu. Hem besle hem de silâhlanması, kalkınması, alt yapısının tamamlanması için akıl almaz uygulamaları görme. Tır başına 139, su taşıyan aracın analizinden 9 ve kamyon başına 86 dolar öde.

Pasifliğimiz, başarısızlığımız ortada.

Millî menfaatimizi, Türk milletinin çıkarını önde tutan yeni politikalara âcilen ihtiyaç vardır. Bunu kim yapar? Türk’ün sağ duyusu, millî direnişi yapar. Vatanın bu gereksinimini artık görmek gerek.

Türkmenlere gelince: 2005 yılında sayım ve seçimlerden sonra, kalıcı anayasa halk oylamasına gidildikten sonra yeniden yazılacak (üç vilâyetin 1/3’ü itiraz etmediği takdirde).

Türkmenler ve Türkiye bunun için bugünden itibaren hazırlık yapmalı, YENİ YASA YAZILIRKEN MUTLAKA 3. UNSUR OLARAK YASADA YAZILMAK İÇİN VAR GÜÇLERİ İLE ÇALIŞMALIDIRLAR.

Yalnız ticareti düşünmek, para kazanmak yeterli olmaz, mevcut kuruluşları güçlendirmek, haklarını elde etmek, varlıklarını korumak için örgütlenmeyi, silâhlanmayı bir an önce geliştirmek gerek. Bütün Türkmenler bir çatı altında toplanıp evini toprağını korumak zorundadır. Kuvay-ı Milliye ruhuna ihtiyaçları vardır. Bu RUH TÜRKMENELİ’NDE YEŞERMİŞTİR. YARDIMA İHTİYACI VARDIR, ÇATISININ GENİŞLEMESİNİ BEKLEMEKTEDİR.

Türkiye Devleti 1.5 yıl içerisinde cereyan edecek gelişmelere seyirci kalamaz. Kalmamalıdır, zira NASIL Kİ, ADANA, MERSİN TÜRK TOPRAKLARI İSE, KERKÜK VE KIBRIS TOPRAKLARI DA TÜRK’TÜR, TÜRK TOPRAKLARIDIR, ANAVATANIN SELÂMETİ, BERDEVAMI İÇİN TÜRK KALMALARI ŞARTTIR.