1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Fındık mı, Altın mı?

Yağmur Çavuşoğlu
Son yıllarda Türkiye’nin gündemini fazlasıyla meşgul eden bir “Fındık Meselesi” söz konusudur. Özellikle devletin verdiği taban fiyatın tatmin edici olmaması yüzünden fındık yetiştiricileri uzun senelerdir rahatsız. Bu yüzden de fındık kooperatifleriyle, hükûmet zaman zaman anlaşamıyor ve dolayısıyla fındık çiftçileri tarafından protesto ediliyor.

Bu fındık nerelerde yetişmektedir? Türkiye haritasına baktığımızda özellikle Samsun’dan başlayarak, Rize’ye kadar uzanan Doğu Karadeniz’in hem kıyı, hem de iç bölgelerinde fındık istihsal edildiğine şahidiz. Türkiye, dünyada fındık yetiştiren önemli bir ülke konumunda bulunması sebebiyle, uluslararası fiyatların inip-çıkmasında da belirleyici olabilmektedir. Bu yüzden Türkiye’de fındığa verilen taban fiyatın düşük olması, ihtiyaç sahibi ülkelerin yok pahasına Türkiye’yi tercih etmelerine veya tekelcilerin Türkiye’ye yönelmelerine sebep olmakta, diğer fındık yetiştiricisi ülkeleri de etkilemektedir. İşin bir boyutu da bud ur, ama bizim üzerinde durmak istediğimiz konu başkadır.

Orta yaşta olan insanlarımızın da çok iyi hatırladıkları bir tarım faciasıyla 20-30 yıl önce karşılaşmıştık. Malûm olduğu üzere Türkiye’nin güney sahillerinde iklimin de müsait olması nedeniyle, Antalya’dan başlayarak Adana’ya kadar uzanan bir şeritte uzun seneler önce muz yetiştirilirdi. Daha sonra meşhur “Çikita” muzlar ithal olunarak, bizim yerli muzun fiyatları düşürüldü. Zarara uğrayan muz çiftçileri de (aynı senaryo güneyde şimdi de narenciyeye uygulanıyor) arazilerindeki muz ağaçlarını keserek, başka bir ziraata yöneldiler veyahut büyük bir kısmı topraklarını yabancılara ve Türkiye’nin doğusundan gelenlere sattılar. Güney illerimizdeki nüfus yapısını artık herkes bilmektedir.

Ülkemizin Karadeniz ve Doğu Anadolu bölgesinde tarım alanları oldukça kıttır. Bu yüzden, daha çok buralarda fındık ve çay yetiştiriciliğiyle, ormancılık ve hayvancılık ön plândadır. Fakat ülkemizde tatbik olunan gizli tarım politikaları ve AB’nin dayatmaları sebebiyle ziraat ve hayvancılık öldürülmüştür. Bir zamanlar bu alanda kendi kendine yeten ve dışarıya da ihracı olan bir ülke, ithal eder duruma gelmiştir. Şimdilerde Doğu Karadeniz’de ve buranın İç ve Doğu Anadolu’ya yakın bölgelerindeki insanlara yönelik sinsi bir program uygulanmakta, zaten çok fakir olan halk, karın doyurma ve terör belâlarıyla yıldırılıp, doğup büyüdükleri bu yerlerden uzaklaştırılmaktadır.

İnsanların sadece aç kalmamaya çalıştığı, devletin yetiştirdikleri ve ürettiklerinin karşılığı olarak çok az bir şey verdiği bu vatandaşlardan yerlerini terk etmeleri niçin isteniyor?

Uzun yıllardır bizlere yer altı ve yer üstü fakiri bir ülke olduğumuz yolundaki masalların artık yalan olduğu ortaya çıkmaktadır. Bilindiği gibi Türkiye’nin çeşitli yerlerinde ve denizlerinde zaman zaman petrol ile doğalgaz kaynaklarına tesadüf ediliyor ve her ne hikmetse bunların çıkarılacak kadar çok olmadıkları veyahut da kalitelerinin düşüklüğü ileri sürülerek kapatılıyor. Onları bulan ve kapatılmalarına karar verenler de, Türkiye’den bir şekilde kapitülâsyon misâli ayrıcalıklar alan büyük yabancı şirketler. Türk makamlarının ve bilimsel araştırma kurumlarının hiçbirisinin bu konuda gerçekten ciddî yetkilerinin olduğunu veya kullandıklarını sanmıyoruz.

Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu’nun batı taraflarında dünyanın en zengin altın madenleri bulunduğundan ve bizzat yerel maden arayıcılarının bunlara rastladığından haberdarız. İşte olay burada düğümlenmektedir. Türkiye’nin bizim bilmediğimiz bu yeraltı zengini bölgesindeki halk yıllardır geçim sıkıntısı yüzünden göçe maruz kalmaktadır. Ve bunlar da arazilerini bir şekilde satarak gidiyorlar. Tıpkı ülkemizin güneyinde olduğu gibi kuzeyinde de büyük devletler ve şirketler faaliyete başlamış durumdadır. Fakir halkın topraklarının elinden alınması suretiyle, ülkemizin batısında ve güneyinde yaşananlara, buralarda da herhâlde şahit olacağız.