1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Fikir ve düşünceleri teslim olmuş insan, Maydın!

Serdar Erdoğan
Bir milletin kalkınması, sınaî ve ticarî alanda büyümesini sağlayacak fikirler üreten, yöntemler belirleyen, doğal olarak iktisat konusunda uzman kişilerin geliştirdiği metodlarla olması gerekirken, bu konularda toplumun iktisadî meselelerini, sosyal yapısıyla ilişkilendirerek psikolojik bir açılış ve yönlendirmeyi yapan aydının da rolü pek fazladır. Yani aydın, içinden çıktığı milletin değerlerini milletten koparmadan, milletin kalkınmasını, sosyal yaşantısını, iyileşmesini sağlayıp, teknik konularla sosyolojik bağların birleşmesini sağlayarak bir model ortaya koyar. Bu model, siyasî erk tarafından yürütme gücünü kullanarak, hukuk kaidelerinin çizgisinde uygulanmaya konur.

Aydın, içinden çıktığı milletin değerlerini yaşayan, yaşatılması için gayret sarfeden, uluslararası itibarının yücelmesini ve saygınlığını kazandıran bir misyon görevlisidir aslında Aydın, milletinin kültür değerlerini sırtında değil ruhunda taşır.

Tanzimattan beri bir aydın trajedisi var ise de, Türkiye’nin son 10-15 yılında bu çok daha büyük bir felâkete dönüşmüştür. Ülkemiz açısından son 10-15 yıla baktığımız vakit Türk aydını yozlaşmanın ortaya çıkardığı tüm verileri bünyesinde taşımaktadır. Kendisini var eden toplumun tüm değerlerine hor gö le bakan, alaycı tavırda, beynini batının burjuva salonlarına bırakmış; ruhunu ise batı aydınının ülkelerinin iktisadî anlamda büyümesi, ekonomilerinin zenginleşmesi için, sömürge oluşturacakları ülkeler üzerine uygulanacak teorilerine terk eden bir tip hâlini almıştır. Âdeta cansız, ruhsuz, hedefsiz, ülküsüz, hastalıklı bir beden olarak aramızda dolaşmaktadır. Bu tip aydın modeline Anıl Çeçen ve Nurullah Aydın hocalarımızın, vermiş olduğu isim “maydın”. Yani fikir ve düşüncelerini emperyalist güçlerin çıkarlarına terk etmiş mandacı aydın.

İletişim çağının hızlı bir şekilde yaygınlaşması bilginin anında ulaşması, teknolojinin ve bilimin sınırsız boyutlarda yol alması doğal olarak bilgi toplumunu oluşturmuştur. Her türlü bilgi ve teknolojiyi bir tuşla istediğimiz noktaya taşımamızın pozitif yönü olduğu gibi negatif etkileri de mutlaka olacaktır. Bu negatif etkiler toplum bünyesinde, özellikle genç nesil üzerinde kültürel yozlaşmaya sebep olmuştur. Teknoloji üreten, satan küresel güç merkezli şirketler bu teknolojilerle birlikte sahip olduğu kültürel değerlerini de iletme imkânı bulmuşlardır. Bu durumda aydın, bu harikulâde teknolojiyi üreten ülkelere hayranlık, kendisinde ise eziklik hisseder olmuştur. Bununla beraber batının tüm kültürel değerlerini de sahiplenme hatasına veya onlara benzeme duygusuna kapılmıştır. Maydın tipi anlayışında olduğu gibi, bilginin üretilmesi, kalkınma, büyüme gibi bir çok sosyal konudaki ilerlemeyi sadece batı gibi yaşama, giyinme, düşünme hastalığına ve yanlışlığına kapılmışlardır.

Gerçek aydın, tam bu yozlaşma anında ortaya çıkmış değildir. Bunu daha önceden farkeden, bu yozlaşmanın toplum bünyesinde meydana getireceği tahribatı ve sonundaki enkazın oluşmasını engelleyen aydınlanmayı ortaya koyan insandır. Toplumun aydınlatıcısıdır.

90’lı yıllardan beri “sosyal haklar”, “özgürlük”, “demokrasi”, “insan hakları”, “ifade özgürlüğü”... gibi daha birçok sosyal konu, “maydın’ın” dilinde en fazla şekillendirip kullandığı kavramlar olmuştur. Maydın bu kavramları aydın sıfatıyla işgal ettiği medya koltuklarında ve üniversite kürsülerinde işlemeye başlamıştır. Batının sömürge yapmak için diğer devletler üzerinde oluşturduğu tüm teoriler maydın tarafından ülkemiz üzerinde de uygulanmaya konuldu. Küresel güçlerin sermayesinin ülkemizdeki medya kuruluşlarının sermayesine karıştığı bir ortamda maydın, medyanın önemli köşelerinde tüm iletişim nimetleri de önlerine sunularak yozlaşmanın gereklerini yerine getirdi. Onların tasarrufunda beyin yıkama seansları, günün şartları çerçevesinde küresel güçlerin menfaat planları paralelinde zaman zaman renk ve şekil değiştirerek uygulandı.

Batılı siyasetçilerin çok destek verdiği ve itibar ettiği(!) bu maydın tipinin onların beklentilerinden çok daha fazlasını ortaya koymuş olması şaşırtıcıdır. Batı, beklentilerinin üstünde görevlerini ifa eden maydın’ı ödüllendirmeyi de unutmadı. Birkaç dakikalık ense okşamalar, kadeh tokuşturmalar, mahallî edebiyat ödülleri, haçlı cübbe törenleri aslında bu maydın için çok fazla olsa gerek.

Kendi değerlerine yabancılaşmış, onları hor gören, aşağılayıcı, korkak, mevcut siyasî iktidarların yalakası, büyük küresel sermayedarların evrak memuru, Özcan Yeniçeri hocamızın ifade ettiği gibi “onurunu konforuna teslim eden” maydın tipi karşısında; kendi kültürel değerlerine sahip çıkan, mazisi ile geleceğini birleştiren ve köklerini sağlamlaştıran, kalkınmayı, büyümeyi, teknoloji ve bilimsel gelişmeyi Türk milletinin kendi özündeki cevheri ve gayreti ile gerçekleştirebileceğini ortaya koyan, bayrağına, devletine sahip çıkan, bölünmeyi değil bütünleşmeyi şart koşan, bağımsız, kararlı, yürekli, inançlı Türk milliyetçilerinden oluşmuş “Türk Aydın’ı” vardır.