1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Fener Patriğine Dur Denmeli

Mirat Özçamlı
Güzel İzmir’in eski Belediye Başkanı Sayın Özfatura zamanında Büyük Şehir Belediye Merkezinin bir bölümünde açılan “Dış Türkler Masası”na birkaç sene evvel sağlam karakterli, ciddî ve samimî bir Türkçü getirilmişti. Dünya Türklüğünün bir penceresi olan burada, gelen ziyaretçilere Türk kültürü tanıtılıyor; Türk illerindeki soydaşlarımızın içimizi paralayan hâlleri ve oralarda işkence gören, eziyet çeken, horlanan kardeşlerimizin (Rusya’da, Doğu Türkistan’da, Kafkasya’da vs.) feci durumları tafsilâtlı anlatılıyordu. Ancak, geçen sene DSP’den seçimi kazanan yeni başkan Piriştina yönetimi, bu güzide ve değerli bölümü iyice küçültüp güdük bir hâle soktu. Bu ne biçim zihniyettir, niyetleri nedir anlayamadık. Yine İzmir’de birkaç senedir faaliyette olan bazı Türkçü derneklerin tertip ettikleri seminer ve konferanslara (Kerkük, Batı Trakya, Ural-Altay Dernekleri ve Türk Ocağı İzmir Ş.) vilâyet, belediye ve diğer kamu kuruluşlarından hiç bir bürokrat katılmamaktadır.

Yakında edindiğimiz bilgiye göre, komşumuz(?) Kızıl Faşist katil Saddam, Kerkük ve civarında yaşayan Türkmen kardeşlerimize yaptığı zulüm ve baskı yetmezmiş gibi, şimdi de Telafer ve çevresine Filistin’den iltica eden 30.000 kadar Arab’ı yerleştirmeye başlamıştır. Buna daha ne kadar sabredeceğiz? Bu asimilasyon (eritme) hareketine “dur” diyecek, mani olmaya çalışacak bir merci yok mudur? Geçenlerde mantık dışı, saçma bir haberle hayretler içinde kaldık. Şöyle; Deniz Kuvvetleri Emekli Komutanı olan bir zat Ege ordusunun lâğvını istemiş. Sebep şu imiş: Bu komutan, Yunan ilgililerle temas hâlinde imiş. Bundan böyle Yunanlılar Türkiye ile gayet iyi geçinme kararı almış; Ege karasularından, Fır hattından, Kıbrıs ve diğer adalardaki üslerden söz etmeyeceklermiş. Buna dair emekli amirale söz vermişler. O da buna dayanarak Türk Silâhlı Kuvvetlerine böyle garip bir teklifte bulunmuş. Bir atasözümüz “eski düşman asla dost olmaz” der, çok doğru söylenmiştir. Biz Yunan’ı, Rum’u, Ermeni’yi vs. hepsini gayet iyi biliriz. O Yunan ki, Padişah 2. Mahmut devrinde hayinlik yapan Patrik Hrisantos, Patrikhane’nin Orta Kapısında asıldı diye bize 2 asırdır hâlâ diş bilemekte, en küçük bir fırsatta biz Türklerin gözlerimizi oyup haritadan silmeye azmetmektedir. Birkaç aylık sahte dostlukla bu ezelî-ebedî kinlerinin unutulduğunu sanıyorsanız yanılırsınız. 1991’de Ortodoks Patrikliği makamına gelen Bartholomeos, “Ben modern biriyim, eski çağlardaki gibi manastıra kapanıp bütün gün dua mı edeyim? Barış için, dinî mesajlar vermek için(?) temaslar yapıyorum” şeklinde beyanat vererek vazifeye başladı. Önce, kolları sıvayıp Dünya Ortodoks Birliği için 1992’de Fener’de kendisine bağlı Patrikler arası toplantı ve ortak âyin gerçekleştirdi. Hedefi, Ortodoks dünyasının tek sesi olmaktı. Yine 1992’de Edinburgh Dükü Philip’i, “Çevrenin korunması”(?) toplantısı adı altında Heybeliada Ruhban Okulu’nda ağırladı. Aynı yıllarda İskandinav ülkelerinin sorumlu Ortodoks Kilisesini, Alman ve Romanya kiliselerini, Aynaroz ve Girit Metropolitlerini ziyaret etti. 1993 Temmuzunda Fener’e bağlı 7 patrikliği İstanbul’da topladı. Bu toplantılar basına kapalı olarak tam 3 gün sürdü ve neticede hiçbir açıklama yapılmadı.

Aynı patrik, 1994 Nisan’ında Avrupa Parlâmentosunun dönem açılış konuşmasını teamüllere aykırı olarak gerçekleştirdi. Bu görevin, devlet başkanlarınca yapılması gerekirken o, dinî lider(?) olarak konuştuğu parlâmentoda “Bizans Devlet Başkanı” olarak ağırlandı. Devam edelim; aynı Patrik, Lozan Antlaşması’na göre genişletilmesi mümkün olmayan Patrikhane çevresindeki araziyi genişletmeye çalışıp daha büyük bir hâle sokmak istiyor. T.C. uyruklu Rum azınlıklara yüksek fiyatla aldırdığı çevre arsaları, daha sonra Patrikhane’ye hibe ettirerek, Balat’taki 9.744 m2 lik mülkünün 4.400 metre karesini bu hileli yolla elde etti. Daha enteresanı, bu işe 1941’lerde başlanmış olup, son yıllarda hız verilmiştir. Bugün Patrikhane, Lozan’a göre ne vakıf, ne de dernek statüsü taşıyor, tüzel kişiliği de yoktur. Türkiye’de herhangi bir ibadet yeri ile aynı konumda ve aynı hükümlere sahiptir. Aynı Patrik, bu işlemlere ait parayı Yunanistan, A.B.D., Kanada ve Avustralya’dan “bağış” (?) adı altında almakta. Ayrıca, Türkiye’deki Rum vakıfları ile, Patrikhanenin Yunanistan’daki gelirleri de bunlara ekleniyor. Bağlar ve şaraplardan elde edilen gelirler, âyinlerde mum satışlarından elde edilen bütün gelirler Patrik’e akıyor. Patrikhane’nin malî denetimi, maalesef, 1967 yılından beri İstanbul Defterdarlığı tarafından hiç yapılmayıp askıya alınmıştır.

Bu kurnaz patrik “Cihan Patrikliğini” ilân edinceye kadar böyle eli kolu bağlı bekleyecek miyiz? Onu bu makama atayan Türkiye’dir ve bu görevden alma yetkisi yine Türkiye’nindir. İlgililere sesleniyorum, senelerdir perde arkasında Ortodoks dünyasının birliğini sağlamak için çalışan Patrik derhal görevden alınmalıdır. Böylece Patrikhane, 70 milyonluk Türkiye’de 3 bin Ortodoks’un artık “Bizans Devletinin Başşehrini” diriltip ortaya çıkaramayacaklarını kesinlikle öğrenmelidir.