1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

FATİH SULTAN MEHMED

Yrd.Doç.Dr. Saadettin Gömeç
TÜRK TARİHİNİN KAHRAMANLARI XXXIX

14. yaşındaki çocuklar, günümüzde daha kendi yemeğini bile yiyemez ve sokakta misket oynarken, bir devletin başına geçebilecek erdemliliği kendisinde görerek, babası tarafından bir cihan devletinin sultanı olarak atanan büyük bir kişidir, Fatih Sultan Mehmed.

1432’den 1481 tarihine kadar yaşayan ve 25 tane sefere katılan, ilime önem veren, birkaç yabancı dil bilen, başta Ak Şemseddin olmak üzere çağının en önde gelen alimlerinden ders alan, Ali Kuşçu, ressam Bellini gibi pekçok ilim ve sanat adamını İstanbul’a getirerek bunlardan faydalanan, Avnî lâkabıyla şiirler yazan, devlet adına yapılan hiçbir suistimali affetmeyen, gerektiğinden fazla konuşmayan, devlet sırlarını en yakınlarına dahi söylemeyen mizaçta bir kişiydi.

Sultan Mehmed’i Fatih yapan, elbette ki İstanbul’un fethi hadisesisidir. Çocukluğundan itibaren babasının yanında savaşlara katılan ve iyi bir harp eğitimi gören Fatih’in İstanbul’u almaya karar vermesinin sebepleri arasında Hz. Muhammed’in hadisinin de belki rolü varsa da; bunun asıl nedeni Türk Cihan Hakimiyetiyle alâkalıdır. Çünkü Asya’ya ve Avrupa’da da İstanbul’un batı taraflarına hakim olmuş bir Osmanlı Devleti için Bizans, Anadolu’dan Avrupa’ya hareket sırasında bir engel teşkil ettiğinden dolayı, mutlaka ele geçirilmesi gereken bir mevziydi.

Padişah olur-olmaz bu kutlu iş için bir dizi faaliyete girişen Fatih, önce Boğaz’da vaktiyle dedesi Yıldırım’ın yaptırdığı surların karşısında yeni bir hisar inşa ederek, Boğaz’ın kontrolünü ele aldığı gibi, toplar döktürüp, kadırgalar da inşa ettirdi.

6 Nisan 1453 tarihinde ordusunu Eğri Kapı civarlarında yerleştiren Fatih Sultan Mehmed, Balta-oglu Süleyman vasıtasıyla da denizden şehri kuşatmıştı. Ancak Haliç zincirlerle Bizans tarafından kapatılmış ve denizde de vukua gelen birkaç çarpışmada başarısız olunmuştu. Hatta Balta-oglu bu vuruşmalar sırasında bir gözünü de kaybedince, sultan onu azlederek, donanmanın başına Hazma Bey’i geçirdi. Hiçbir şekilde ümitsizliğe kapılmayan Fatih, bunun yerine kadırgalarını Dolmabahçe’den Kasımpaşa’ya kızaklar döşemek suretiyle indirmeyi becerdi. Bu dahiyane fikir sayesinde, İstanbul da kuşatılmış oldu.

Nihayet yüreği Allah aşkı ve vatan sevgisiyle dolu Türk askeri, ölüme gül bahçesine girercesine atılıp, Orta Çağların son büyük devletini tarihe gömdü. Böylece Avrupalılar veyahut da hrıstiyanlarca 29 Mayıs 1453’te Orta Çağ kapanıp, yeni bir asrın başladığı kabul edildi.

Fatih’in bundan sonra da hem Balkanlarda, hem de doğuda fetihlerini sürdürdüğünü görüyoruz. Ama hrıstiyan aleminin belki de Attila’dan sonra en büyük düşmanlarından birisi olarak saydığı bu Türk hükümdarını ortadan kaldırmak üzere defalarca teşebbüslere başvurduğunu biliyorsak da, bunlardan bir sonuç alınamamıştı. Nihayet Avrupalılar Attila ve Mustafa Kemal Atatürk örneğinde olduğu gibi, bir Yahudi dönmesi hekim olan Yakup Paşa’ya (asıl adı Maestro İacopo) ulaşmayı başardılar. Bu alçak adam, Fatih’e hergün dozajını artırdığı bir zehir vererek, onun sonunu hazırladı. Fatih Sultan Mehmed, 25 Nisan 1481’de Gebze yakınlarındaki Hünkar Çayırı’nda otağındayken öldü. Fatih’in, Yakup Paşa tarafından zehirlendiği öğrenilince, bu hain kendisine verilmesi düşünülen yüklü servete sahip olamadan, Türk askerleri tarafından linç edilmek suretiyle, cezasını çekti.

Çağlar kapayıp, çağlar açan, ele geçirdiği her yere adalet ve huzuru götüren bu büyük Türk sultanı, tebası olan halkın dinine ve diline bakmaksızın eşit davranmaya çalışmış; kendisinden sonra Osmanlı Devletinin istikrarlı bir şekilde yaşaması için yeni bir kanun da hazırlamıştır ki, bunun en göze çarpan tarafı, devletin bekası uğruna kardeş katlinin meşrulaştırılmasıdır.

Fatih Sultan Mehmed zamanında, evvelce de zikrettiğimiz üzere ilim ve sanat faaliyetleri açısından Türk Dünyasında bir yükselme olmuş; medreseler ve camiler yapıldığı gibi, imar faaliyetleri arasında hanlar, hamamlar, köprüler, hastahaneler de yer almıştır.

Savaş meydanlarında pek çok tehlike geçiren bu büyük devlet adamı, maalesef alçak bir doktorun elinde can verdikten sonra, şimdi kendi adıyla yadedilen, Fatih semtinde, Fatih Camisinin avlusunda bulunan türbeye gömülmüştür.

Yıllardır Avrupa devletleri Attila’nın Alp-arslan’ın, Fatih’in ve Mustafa Kemal’in önünde düştükleri acizliğin intikamını almak için, Türk milletine her türlü aşağılığı yapma cüretini gösterirlerken, güya bizi idare eden birtakım zavallılar da bunlara boyun eğerek, bu vatanı kanlarıyla, alın terleriyle sulamış olan benim ecdadımın kemiklerini sızlatmaktadırlar. Türk milleti böyle horlanmaktansa ölmeyi tercih eder.