1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Ey şanlı Türk Bayrağı

Murat Çetin
BAYRAKLARDA tuğ idin, uçtun kunt bileklerde, arşa ulaştın! Göklerde nazlı hilâl, nûrlu yıldızla kucaklaştın! Gözlerde, gönüllerde çiçek olup al al açtın! Uğrunda sebil olan kanlarla kaynaşıp bayraklaştın!

Yeryüzünün en ulu milletinin ey şanlı bayrağı! Türk göklerini hürriyet rüzgârlarıyla dolduran, altında yaşayanları istiklâl nûru ile aydınlatıp güldüren, yağıları kartal kanatları, kurt pençeleriyle parçalayıp şehit kanları ile boğup öldüren, anlı şanlı, eşsiz bayrak! Doğduğu günden beri nice boralara, kasırgalara, depremlere göğüs germiş, hepsini yenmesini bilmiş, Türk semalarından hiç eksilmemiş, eksilmeyecek, gönüller dileği, yürekler ereği, hürriyet çırağı, koçaklar ocağı, şehitler bucağı emsalsiz bayrak!

Duyuyor, okuyoruz. Sana “yuh” çeken sefiller, seni çiğnemeye, yakmaya kalkışan şaşkınlar çıkıyor. Böyle davranışlar, insanlık fıtratından yoksunların, erdemden yoksulların işidir. Bu yaratıklar, se nin varlığında Türklüğe “yuh” çekiyor, Türklüğü ezmek istiyor. Bu zavallı mahlûklar, Türklüğü tanımayan akılsız şaşkınlardır. Onların yaptığına cesaret değil, ancak şaşkınlık denebilir. Türk’ü tanısalardı, bu âdi küstahlığı değil yapmak, hayâllerinden bile geçiremezlerdi.

Ey, uğruna seller gibi, yeller gibi atıldığım, kanımı al’ına katmak için can attığım, namlı ve şanlı Türk bayrağı! Şaşkın yaratıkların hareketleri seni üzmesin. Bunlardan ötürü bize gücenliğini biliyorum, haklısın. Ama bir gün, sana kalkan eller kırılacak, sana uzanan diller koparılacak, sana dikilen gözler oyulacak, seni çiğnemeye yeltenen ayaklar doğranacaktır. Müsterih ol!..

Sen benim hürriyetim, istiklâlimsin. Bu göklerde sen olmazsan Türklük de olmaz. Sensiz esen rüzgârlar yakar, senin olmadığın yerde hayat olmaz. Sen Türklüğün var oluş beratı, vatanın tapu senedisin. Kanım, canım, imanım sendedir. Şerefim, gururum, tarihim sendedir...

Senin gölgende yaşamak her insanın harcı değil. Her insan, senin altında yaşamaya lâyık da değil! Senin gölgende; kanı senin al’ında, dileği senin ülkünde, inancı senin imanında soylu Türk evlâtları yaşayabilir. Sen, seni başına börk etmesini bilmeyenlere haddini bildirdin, bildirirsin. Hakarete uğramak seni küçültmez. Sefil yaratıkların alçakça davranışları, tabiatları gereği ve sana lâyık olmadıklarının belgesidir. Senin gölgende yaşayanlar, düşman bayraklarını bile yerden kaldıracak kadar yüce ruhlu insanlardır. Seni yuhlayan, seni çiğneyen şaşkınlar, ancak seviyelerini göstermişlerdir. “Biz bu gökçek, şanlı bayrağa niçin lâyık olamadık?” diyemeyenlerin çırpınışlarını çok görme...

BAYRAĞI BAYRAK YAPAN ÜSTÜNDEKİ KANDIR!

Acaba hangi millet, senin oğulların kadar bayrağı uğruna kan dökebildi? Seni albayrak yapan, sayısız şehitlerin kanı değil mi? Seni ebede kadar yaşatacak olan da tükenmez koçakların; hesapsız yiğitlerin canı, imanı değil mi? Seni biraz solgun gördüğümüz an kanımızla boyarız! Seni yükseltmek için düşer, uğruna baş koyarız! Dalgalandığın ufuklar daralmaya görsün, seni gönlümce dalgalanacağın doruklara eriştirmek ülküsü ile eritemeyeceğimiz maden, delemeyeceğimiz dağ, aşamayacağımız deniz, ulaşamayacağımız yıldız yoktur.

Bugünkü solgunluğun, yarınki taze al rengine başlangıç, bugün şurada veya orada yere düşmen, yarınki erişilmez yüceliğine işarettir. Çırpındığın göklerin, kanat gerdiğin vatanın özlemiyle yanıp tutuştuğun toprakların sevdalıları, sana kan vermek, seni hasretine kavuşturmak ve seni lâyık olduğun yüceliğe eriştirmek için and içtiler! Yeryüzünde tek Türk var oldukça bu and gerçekleşecektir.

Selâm şehidine! Selâm gazine! Selâm geleceğe! Selâm mazine! Selâm hilâline! Selâm yıldızına! Selâm bayraklaşan oğul kızına!..

(*) Bayraklı Dede, Bayrak şairi Arif Nihat Asya’dır.