1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

EVLÂD-I FÂTİHÂNDAN ALTAN DELİORMAN

Husrev Budin
Osmanlı Devleti’nin Avrupa’daki topraklarına “Rûmeli” demek, millî geleneğimizden sayılmıştır. Orhan Gâzî’nin saltanat döneminde, XIV. yüzyılın ortalarına rastlayan bir zaman diliminde, Şehzâde Gâzî Süleyman Paşa’nın önderliğinde, hakîkatle kerâmeti birlikte kucaklayan bir mânevî iklîmi teneffüs eden alp-erenlerimiz, Çimpe Kalesi’ne sancak çektiklerinde, asırlar sürecek Rûmeli hikâyemizi başlatmışlardı.

Çimpe’den Gelibolu’ya, oradan Tekirdağ’a, Kırklareli’ne, Edirne’ye, Dedeağaç’a, Dimetoka’ya, Meriç ve Tunca’nın suladığı tanıdık evleklere; Filibe’ye, Sofya’ya, Plevne’ye, Kosova’ya, Yanya’ya, İşkodra’ya dalga dalga yayılan bu Rûmeli nefesimiz; tez zamanda İstanbul’un o, çok muhkem surlarını aşıp Boğaziçi’nde yelken şişirdi. İstanbul’a taşınan “Erîke-i Âlem-Penâh”dan gönderilen fermanlar, çok geçmeden Tuna’nın can verdiği cümle illeri bizim boyamızla boyadı.

Rûmeli’ndeki Türk fütûhâtı, gelip geçici bir askerî heves değildi. Kelimenin tam mânâsıyla “vatan tutma” harekâtı idi. Bu topraklarda Türk’ün görünüşü de yeni sayılmazdı. Asırlar öncesinden, “Peçenek, Avar, Bulgar” ve nihâyet “Hun” adlarıyla Tuna’nın güney ve kuzey sâhillerine yerleşen muhtelif Türk toplulukları, Osmanlı öncesinde at koşturmuşlardı. İçlerinde milliyetini ve dinini kaybed nler bulunduğu gibi, bu soydaşlarımızdan hem Türk, hem de Müslüman olarak varlığını sürdürenler de vardı. Bilhassa Deliorman bölgesi, bu kabil Müslüman Türklerle meskûn idi.

Osmanlı fethinin başladığı muştulu Rûmeli günlerinde, Deliorman’ın asır-dîde Türkleri, yeni gelen Osmanlı kardeşleriyle, Deliorman ötesini vatanlaştırmanın cehdine giriştiler. Bahsi geçen bu fetih düğününün alayı, Anadolu’dan taşınan Türklerle, Deliorman pehlivanlarından teşekkül ediyordu. Bir târih terimi olarak önce dillere, sonra da satırlara yerleşen “Evlâd-ı Fâtihân” tâbiri, Anadolu Türklüğü ile Rûmeli Türklüğünün kucaklaşmasından doğan fetih neslinin adıdır. Aynı zamanda, bir askerî ocağın tabelâsına da yazılan “Evlâd-ı Fâtihân” içinde, Mora kıyılarından Boğdan yaylalarına, Meriç sâhilinden Budin köprülerine kadar muazzam bir Türk coğrafyasının Türklük zürriyeti bulunmaktadır. Deliorman, bu hamûlenin en mühim ve canlı nümûnelerinden biridir

Bugün, - maalesef - Bulgaristan sınırları içinde kalan Deliorman bölgesinin merkezi Razgrad şehridir. Kaanûnî Sultan Süleyman zamânında, Roma bakıyesi harâbe Razgrad’dan ayırmak için “Razgrad-ı Cedîd” ismiyle, Sadr-ı âzam Pargalı İbrâhim Paşa tarafından kurulan, fakat çok çabuk “cedîd” sıfatını silkip atan ve kısaca “Razgrad” söylenişine dönen bu Türk şehri, pek çok meslekte meşhûr Türklere ev sâhipliği yapmıştır. Bunlardan biri de, Mahmud Necmeddin Deliorman’dır. Razgrad doğumlu bu Türk gazetecisinin, Deliorman’ın her karışında, hattâ Deliorman coğrafyası dışında nice şehirde gazete çıkardığını, zâlimlik ve hunharlıkta emsâl tanımayan Bulgar İdâresi’nin akla ziyân baskılarına rağmen aslâ susmadığını ve geri adım atmadığını biliyoruz. Onun, “Çanlar Benim İçin Çalıyor” adındaki eserini okuyanlar, bilhassa Razgrad Mezarlığı Hâdisesi’ni, ilk ağızdan dinlemiş olacaklardır.

Başta Deliorman Gazetesi olmak üzere, birçok basın organınna nâşir ve muharrir olarak imzâ atan Mahmud Necmeddin Deliorman’ın; baba mesleğini de sürdüren oğlu, rahmetli Altan Deliorman, babası ve en uzak atası gibi “Evlâd-ı Fâtihân”dandır. Onun hayat hikâyesi ve ardında bıraktığı eserler, bu mensûbiyeti ifşâ eden mâlûmât ve ideâlle doludur.

Altan Deliorman’ın, “Evlâd-ı Fâtihân”a adanmış ömrü, Deliorman ve Rûmeli’nin penceresinden görünen bir serencâmın yekûnudur. İştib ve Üsküb iklîmini İstanbul’a taşıyan Fevzi Tara’nın yazılı ve sözlü hâtırâlarından yola çıkarak kaleme aldığı “Yugoslavya’da Müslüman Türk’e Büyük Darbe” adlı eseri, en katı kalbi yumuşatacak, en kuru gözü yaşartacak vahşete mârûz kalan “Evlâd-ı Fâtihân”ın hüzünlü hikâyesidir.

Gazeteci bir babanın gazeteci oğlu olarak, basın târihine yakın bir alâka duyan Altan Deliorman’ın, 1966’da mezûn olduğu İstanbul Üniversitesi Edebiyât Fakültesi Târih Bölümü’nde hazırladığı lisans tezi, “XIX. ve XX. Yüzyıllarda Kırım ve Balkanlarda Türk Neşriyat Hareketleri” başlığını taşıyordu. Bu çalışmasını, sonraki yıllarda coğrâfî sâhayı daraltıp sâdece Bulgaristan’a hasredecek ve 2010 yılında “Bulgaristan’da Türkçe Basın” ismiyle kitaplaştıracaktır. Midhat Paşa’nın Tuna Vâliliği günlerinden, 2009 yılına kadar Bulgaristan sınırları içinde Türkçe yayınlanmış toplam 188 gazete ve dergiyi incelediği bu eserinde Altan Deliorman, yine “Evlâd-ı Fâtihân” sayfa ve satırlarına projektör huzmeleri turmaktadır.

Altan Deliorman’ın bol hünerli kalemi, millî kültür ve târihimizin en mühim mes’elelerine cesâretle girmiş ve hemen hepsinden muzaffer çıkmıştır. Bunda, onun “Evlâd-ı Fâtihân” sulbünden gelişinin belirli bir üstünlüğü vardır. Altan Deliorman, bütün Dünyâ Türklüğünün mâcerâsına tâlip olmuştur ama, Rûmeli’ni anlatırken ve Rûmeli’ne bakarken duyduğu haz, bir irsîyetin tezâhürüne şifre ve formüller sunacak evsaftadır.

“Evlâd-ı Fâtihân”dan Altan Deliorman’a ganî rahmet diliyoruz. Rûhu şâd olsun.