1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

''Eve Dönüş''

Nefi Demirci
BİR kere şunu bilmek gerekir, bizler toplum değiliz, oradan buradan gelen varlıkların bir arada yaşamak zorunda kalmış insanları hiç değiliz. Türk yurdu Türkiye’de yaşayanlar, bu toprakları kanı ile canı ile vatan yapanlar, toplum olamazlar, bunlar Türktür, Türk milletidir. Aynı millî (Türk) kültüre mensup, dil, kültür ve ülkü birliği ile birbirlerine bağlı olan bu insanlar sosyal kültürel varlık meydana getirmiştir. Bunun adı da, Türk milletidir ve Türkiye’de yaşayan, yaşamak isteyenler bu ülkü içinde Türk olarak yaşar, kendisini Türk olarak hisseder, Türk olarak görür ise o bendendir, ben de ondanım. “Türkiyeli” olarak kendini tanımlarsa, tanımlatmaya çalışırsa, eline silâh alıp kan döker, zorda kaldığı veya yenildiğinde kurtuluşu kaçmakta ararsa, onlara gel, beni seni affettim “evine dön”, “topluma seni kazandırayım” demekle, ancak ve ancak kendimizi aldatmış oluruz.

Topluma kazandırma yasası ile kimi, hangi topluma kazandıracaksın? Türk milletine mi? 20 yıldır elinde silâh, vatanının düşmanlığı ile eğitilen, beyni doldurulan, dağlarda, insanlıktan uzak, aile yapısından mahrum, işi mesleği olmayan ve bu vatanı sevmeyen, düşman bilen, 50 bin insanımızın katillerini getirteceksin, ömür boyu da besleyeceksin.

Salıverdin, bunlar ne yapacaklar? Bir yandan bu işsizler, silâhla uyuyan, silâhla kalkan kişilerdir. Diğer yandan, kendimizi aldatmadan, kandırmadan, bir şey ifade etmeyen “eve dönüş” yasasına kim inandı? Bugüne kadar kaç kişi evine döndü cezaevleri dışında olanlardan başka? Onlar da dışarıya çıkma kolaylığı varken neden hapishanede kalsınlar? Ben pişmanım demeden yasadan yar arlanarak evine gönderilmiş, desteklenmiş.

ABD’nin isteği doğrultusunda bu yasanın etkinliğine, vatana hayırlı olacağına inananlar belki olmuş, hele hele eli silâhlı (kendisini bu vatanın evlâdı kabul edenleri tenzih ederim, onları takdir ederim) olanların yöneticileri inanmadı, kazara bir iki kişi teslim olmak istedi ise de, teslim olmak isteyenlerin akıbetleri meçhul kalmış. Örgüt onların hesabını görmekte gecikmez.

Önemli olan bir durum da şu: Sayıları kimine göre 5-6 bin, kimine göre daha fazla olan eli silâhlı bu eşkıyalar Irak-İran sınırında bulunan Kandil Dağlarında mekân tutmuş. Bir kısmı aileleri ile Erbil’e yakın Mahmur bölgesinde, BM bunlara her çeşit yardımı esirgememekte, bu yardımların bazılarının Kandil Dağına gönderildiği rivâyet edilmektedir.

Kerkük şehrinin içinde, Tuzhurmatu’da PKK militanlarının kamplarının bulunduğu, yerleştirildiği bir gerçektir. Bu yerleşme veya yerleştirmeden ABD’nin ve de Kürt valinin bilgisi olmaması mümkün değildir. Peşmergelerin içinde olanları da sayarsak, Irak’ın en az dört bölgesinde PKK yerleşim kampı var. Amacının ne olduğunu yorumlayamadığımız, PKK’lılara ABD, Irak nüfus kâğıdı vermekte, yani bir kısmını Irak vatandaşı yapmakta.

Kandil Dağı Irak’tan İran’a uzanan, mağaralarla dolu sarp bir dağdır. Kürtlerin hâkim olduğu bölgededir. Militanları dağdan indirmek veya imha etmek için bugün askerlerimize bölgelerinden geçiş izmi vermek istemeyenler, kendilerinden olan, yardımları ilk oralarda yerleşen, istediklerinde topraklarımıza gelip kan dökenleri tenkil etmek için gitmek isteyen şanlı ordumuza “gel bölgemde benden olanı imha et, daha önceleri sana yardım ettiğim gibi yardım ederim” diyeceğine, acaba inananlar var mı? Kim kimi kandırıyor? Türk milleti niçin yanıltılıyor? Arkasında yatan düşünceler nelerdir? Yetkililer bunları neden izah etmiyor?

ABD’nin isteği üzerine çıkartılan yasaya oy veren vekillerimize sormak lâzım, kaç kişi teslim oldu, teslim olanlar kimlerdir? Her gün orada burada mücrim liderlerinin posterleri önünde kanunsuz gösteri ve yürüyüşlerle ortalığı karıştıranlar, siyasî partileri tarafından desteklenen “eve dönüş yapan”lar nerededir? İmralı’daki gibi onlar da mı beslenip semizletilmektedir?

Asker Irak’a girdi girecek. Daha önce ortaya konulan ve harp nedeni olarak ilân edilen şartlar ne yazık ki siyasî iktidarsızlık sayesinde yerine getirilmedi, millet uyutuldu, suç askere yüklendi. Halbuki asker gerçekleri, millî çıkarlarımızı anlatmış idi.

Daha sonra BM, Irak geçici konseyinin dâvet edilme şansı, PKK’nın tehlikesi ve Türkmenlerin yasal hakları, Irak politikası şartlarına uygun olarak Bağdat’tan geçer denildi, ondan da vazgeçildi. Birinci tezkerede grup kararı alamayan hükûmet bu sefer “izni” kolaylıkla aldı. Ve askerimizin gideceği yerler konusunda Türk milletinin çıkarını koruma endişesi ile karşı karşıya kalındı. Dönüş yasası, döndüklerinden sonra da Türkiye’de siyasallaşmalarının yollarının aranması ABD’ye kaldı.

ABD, PKK ile temasta. Neler düşünülüyor, neler konuşuluyor, anlaşılıyor, kimsenin bildiği yok. Belki vekillerimiz de bilmiyor. Dış işleri bakanımızın dedikleri gibi her şey anlatılmazmış. Yarın Türkiye’de mahallî idareler ve benzeri yasalar çıkarsa ne olacak, federatif bir yapı tartışması açılırsa toprak bütünlüğümüz gündeme gelmez mi? 12 yıldan beri toprak bütünlüğü olmayan Irak’ta biz hâlâ gerçek dışı olan Irak’ın toprak bütünlüğünü politikamızın temel maddesi olarak savunduğumuz gibi “ALLAH” korusun bu duruma gelmez miyiz? Eve dönenler Türkiye’de siyaset yapmaya başlarlarsa (zaten yapıyorlar) hele bir de onları “TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİNDE” Atatürk’ün meclisinde görürsek Türk milliyetçilerine zorlu işler düşmektedir.

Amacımız ona buna düşmanlık değil, kanımızla canımızla yüzyıllardan beri koruduğumuz vatan topraklarımızı, Türk olan, Türk yurdu olan Kerkük toprakları gibi tartışma konusu yaptırmamaktır. Siyasî anlamda tartışmaya açıldı mı, satılmışların, işbirlikçilerin konusu hâline gelir, Kerkük gibi altından kalkılamaz duruma getirilir, getirirler. Kerkük’e gidenler bilir, görür, taşını eline alan ben Türk’üm der, semasına bakarsan ay yıldıza yaklaştığını görürsün, tapu senedi mahiyetinde olan mezar taşlarına bakarsan yüzyıllardan beri Türkçe yazıları okursun, ama gel gelelim bugün Kerkük tartışma konusu olmuş, PKK, yasalardan yararlanmış, Kerkük’teki evine dönmüş, pusuda bekliyor. VE KERKÜK İÇİN ÖZEL STATÜ ARANIYOR. Çünkü o topraklar Kürtlerin, Arapların, Türklerin ve Asürîlerin imiş. Korkum, endişem bu. Gidişat bu istikamette. Türk toprağı olan Diyarbakır, Urfa Türkiye’nin Güney Doğusu, tartışılmasın. Tartışılmaya açılırsa önümüze Kerkük çıkar.

Kerkük ve Kıbrıs konusunda olduğu gibi ver kurtullar çıkar. Veya Kürtlerin mutabakatı ile Irak politikası, Yunan’ın mutabakatı ile de Kıbrıs politikası olmadı diyenler çıkar.