1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Eşitlik kavramı

Prof.Dr. Reha Oğuz Türkkan
“Azınlık Raporu” lehte-aleyhte kıyamet koparıyor. Çetrefil uslûplu raporun tamamı önümde. Tamamiyle reddetmek ve saçma demek doğru olmaz. Kızılderili “azınlığın” yok edilen haklarını savunan bana da yakışmaz. Ama başbakanlığa bağlı bir çalışma grubunun imza attığı rapor olsun, orada yazılan her iddiayı “nâs” gibi kabullenen Cüneyt Ülsever gibi milliyet ve onların tabirince, “ulus-devlet” düşmanları olsun, bir sürü mantık katakullileriyle gerçekleri saptırmak başka şey! Bu “cahilce” veya “maksatlı” yanlışlar o kadar çok ki, tek tek ele almak için sahifeler yetmez.

Onun için birkaç “yuh” çekilecek boyutta olanları belirteceğim.

Nereye kadar eşitlik?

• Fransız İhtilâlinin üçlü formülünün ikincisi olan “Egalite” (eşitlik) kavramını sınırsız ve ölçüsüz zannetmek veya zannettirmek.

Bunun sınırsız uygulamasını isteyenlere sormalı:

– Elimizdeki parmakların beşi de eşit boyda olsaydı daha kullanışlı mı olurdu, yoksa aksi mi?

– Ölüşlerimizde bile eşitlik olmuyor. Sularda kadın cesedi sırtüstü, erkek cesedi yüzüstü bulunuyormuş.

– Tabiatta (doğada) esas yasa eşitsizlik değil midir? Doğuşumuz icabı ne boylarımız, ne zekâlarımız, ne cilt, saç ve göz renkerimiz aynıdır. Ceylanla “Çita” kaplanının ne koşma hızları, ne de güçleri eşittir. Ve biz insanoğluları, akıl eşitsizliğindeki üstünlüğümüze dayanarak, bitki olsun, hayvan veya kuş osun, denizde balık, arıda bal olsun, hattâ doğum hücresi olan yumurta olsun, inek-koyun-keçi ve devenin yavrusu için olan sütü olsun alıp alıp içiyor ve yiyoruz. Tek “insancıllığımız”, “acı vermeden bu sömürüyü yapmak”tan ibaret.

– Milletlerin yaşadıkları coğrafyalarda eşitlik var mı? Afrika’da insanlar kavrulurken Avrupa’daki, ılıman iklimden yararlanıyor, Japonya art arda depremlerden nefes alamıyor. Kimi ülkeler petrol ve doğalgaz zengini, ama susuz; kimileri bol nehirli, göllü, denizli.

Zenginlik ve fakirlikteki eşitsizlikleri de varın siz hesabedin.

Onun için “eşi tlik” denen kavramı mutlak ve sınırsız gibi görüp her konuda uygulamaya kalkmak ne mantığa ne de gerçeğe uyar. Doğrusu, büyük eşitsizlikleri azaltmaya, uçurum gibi olan farkları olabildiği kadar normale indirmeye çalışmaktır.

Millet-devlet içinde

farklılıklar

Milletler, kendi içlerinde, eşit olmayan hak ve sayıda toplumlara sahiptirler. Bu farklılık, tarihten, savaşlardan, o toplumların kendi özelliklerinden doğmuştur. Buna kâh “din-mezhep-cemaat ayrılıkları” kâh etnik farklılık deniyor.

O grupların içinde çok kere en kalabalık olan, bazen de en güçlü ve girişimci olan başta olur, onun kimliği “üst-kimlik” sayılır.

Fransa’da, Frank kökenlilerden başka, Basklar, Brötonlar ve Sicilyalılar vardır. Şimdi de Müslüman Araplar ve Türkler. Herbirinin kendine göre ayrı lehçesi (dili), ayrı dini ve kültürü vardır. Fakat üst-kimlik Galyalı ve Franklarınkidir. Eğitim, yayınlar, resmî yazışmalar sadece bu üst-kimliğin dilinde yapılır (yöresel gazete ve radyolara, sırf o bölgeler için, müsaade edilir). “Dinde eşitlik” deseler bile Fransızlar Hristiyan dinini önde tutarlar. “Fransalılık” değil, “Fransızlık”tır esas.

Almanya’da da, İtalya’da da, İspanya’da da, İngiltere’de de bu böyledir. Alman/Cermenlik, İtalyan ve İspanyolluktur esas bu A.B. ülkelerinde. Ama bölgesel-yöresel haklar korunur.

Amerika, ki, binbir milletten ve ırktan insanların bir araya gelmesinden oluşmuştur, orada bile üst kimlik, İngilizceyle simgeleşen Anglo-Saksonculuktur. Daha yakın zamana kadar nüfusun çoğunluğu WASP denilen beyaz ırktan (“White”), Anglo Sakson (“A.S.”) kültüründen ve Protestan (“P”) Hristiyan mezhebinden olanlardan oluşuyordu (% 70-80 kadardı, şimdi % 55-60’larda). Cumhurbaşkanları, yazılı yasa olmadan, ancak ve ancak WASP’lardan seçilirdi. Tek istisna Kennedy seçiminde görüldü: Beyaz ırktan ve Hristiyandı ama, Anglo Sakson değil Kelt (İrlanda) soylu ve Protestan değil, Katolikti; yüzde 1.5 - 2.5 gibi bir farkla seçilmişti. Ondan sonra seçilen bütün başkanlar WASP’tır. Son seçimde Kerry’nin kaybediş sebeplerininin arasında, soykütüğünün Wasp değil, Yahudi olduğu ve ailesinin sonradan din ve isim değiştirdiği iddiası herhalde rol oynamıştır. Amerika’da Yahudiler yaygın kanaatın aksine, büyük sanayide ve finansta (hattâ büyük avukatlık firmalarında) pek yer edinemezler (sanayide istisna, Willys-Overland ciplerinin ilk sahibi Kaiser’dir). Ama medyada ve Hollywood’da Yahudilerin rolleri büyüktür.

Osmanlı’da üst-kimlik

kimindi?

Bize gelince: Raporun bir yerinde şöyle deniyor: Osmanlılık çökerken, “Türkiye Cumhuriyeti’nde alt-kimliklerin bir tanesi olan Türklük, aynı zamanda ‘üst kimlik’ olarak belirmiştir.” Bu öteki alt-kimliklere haksızlıkmış, onun için üst-kimlik “Türklük değil, Türkiyelilik” olsaymış daha iyi olurmuş!

Bilmem bu iddiayı ortaya atanlara gerçekler hatırlatılsa işe yarar mı? Gene de denemeli:

– Osmanlı Devleti’ni, Anadolu’daki şu bu kavim değil, “Oğuz-Türkmen” Türkleri kurmuştur;

– Dünyada Osmanlılar, hep “Türkler” diye bilinmiştir;

– Osmanlı’nın dili, yabancı kelimelerin karışmasına rağmen, Türklerin diliydi, yani Türkçeydi;

– Yeni devleti (Cumhuriyeti) gene bir Türk olan Kemal Atatürk, etrafındaki çoğunluğu Türk olan üst-düzey askerler ve gene kahir çoğunluğu Türk olan Anadolu halkı savaşıp kurmuştur. Onun için “aslî ve kurucu” unsur olanlar Türklerdir. Üst kimlik bunun için Türklüktür. Nüfusça da öyledir. Kürt nufus uydurma rakkamlarla ne kadar şişirilse de TC’de Türkler 2/3 çoğunluktadır.

Bu durumda, “alt kimlik” sahipleri Çerkezler, Gürcüler, Arnavutlar, Boşnaklar, Araplar, Zazalar, Nasturîler vs. bir kenara bırakılıp, Kürtlere ikinci “aslî ve kurucu unsur” pâyesi vermeye kalkışmak ne derece eşitliğe ve gerçeklere uyar ki? Ve bu hem haksız, hem de yanlış iddiayla “Millet-Devlet” birliğini alt üst etmek kime yarar ki-devletimizin düşmanları dışında?

Ayrı kültürel haklar mı,

siyasî haklar mı?

• Türkiye içindeki Türk veya Müslüman kökenli olmayanlara dinî ve etnik kültürel haklar tanınması konusunda, bir dereceye kadar, ben de raporun görüşlerine katılıyorum. Bu, kendi Türk kültürümüzü ve diğer özelliklerini unutmamak şartıyla, memleketimizin zenginliğidir. ama buradan hareketle “siyasî haklar” ve “özerklikler” tanımaya gelince iş değişir. Ülsever, Baskın Oran ve Yalım Eralp efendilerin gafletine uyup Türk devletini bölünme tehlikesine atamayız. Yugoslavya’dan kopuveren Hırvatların, Slovenlerin, Boşnakların ve Çekoslovakya’dan ayrılıveren Çek ve Slovakların örneklerini hatırlamazlıktan gelmek şaşılacak bir şeydir. Kültürel hakları tanırken bile bunun nereye varacağını iyi hesaplamalıyız. Türkiye ancak güçlü ve ait olmakla iftihar edilecek bir devlet olursa korkmaya mahal kalmaz.

Şartlara göre değişen

doğrular

Son olarak: AB’nin bize zorlamaya çalıştığı “doğrular”, onlar için doğru, bizim için zararlı ve tehlikeli olabilir. Tarihi, coğrafyası, kültürü ve siyasetinin şartları ve tehlikeleri farklı bir dünyada yaşıyoruz. Amerika’da bile, Teksas eyaletinde at çalma suçuna verilen cezayla New York’ta at çalma cezaları farklıdır, çünkü eyaletlerin bile ekonomik şartları farklı farklıdır. Avrupaya uygun gelen bir yasa bize zararlı gelebilir, bunu onların da kabul etmeleri şarttır. Bizdeki “saftorik” liboşlara bilmem nasıl anlatmalı?

ÇAĞRI

Şu anda tam bitmemiş, ya da gözden geçirilmesi, toparlanması gereken 6 kitabım var. 85 yaşıma bastığıma göre bu dünyaya veda zamanıma az kaldı demektir. Tabiî Allah’ın emriyle. O 6 kitabı yayına hazır hâle sokmak şart oldu. Haftada birkaç saat bana yardımcı (asistan gibi) olacak bir arkadaş arıyorum.

Ofisim ve kitaplığım Bağdat Caddesi’nde (Kadıköy’de), Göztepe Parkı yakınındadır.

Tel: (0216) 363 10 97 veya 355 75 56

Cep: (0536) 960 75 68

Adres: ALGE, 258 Bağdat Caddesi

Haberlerinizi beklerim

Reha Oğuz Türkkan