1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Ermeniler Rüyâdan Uyanmalıdır

Ömer Lütfi Turan
Türkiye'den toprak talep eden Ermenistan devletinin başındakiler, ne yazık ki, ya geçmişlerini bilmiyorlar yahut bilmez görünmeye çalışıyorlar. Türkiye'ye huzur vermeyen bu densizlik, Türkiye Ermenilerinden değil, Rus Ermenilerinden kaynaklanmaktadır. Tarihte olduğu gibi şimdi de Rus uşaklığını devam ettiren bugünkü Ermeni diasporası da Türkiye düşmanları ile irtibat hâlinde, Türkiye aleyhinde faaliyetine devam etmektedir. Yakın geçmişte 25 Nisan 1965 günü, Beyrut'ta Türkiye aleyhinde büyük bir miting düzenleyen Lübnan Ermenileri, imparatorluk dönemindeki İttihat ve Terakki hükûmetinin, Ermeni Tehciri ve sözde soykırımını lânetlemiş, üstelik Türkiye'den Van, Erzurum, Bitlis, Trabzon, Kars ve Ardahan vilâyetlerinin Ermenilere verilmesini istemişti. Mitingi düzenleyen (Ermeni Yüksek Komitesi) yayınladığı bildirinin bir maddesinde şöyle diyordu. "Ermeni halkına kendi mukadderatını kendisinin tayin etmesine imkân verilmesi, idare şeklini kendilerinin seçmesi şartıyla, bahse konu altı vilâyetin geçici olarak Sovyet Ermenistanına ilhak ettirilmesine!.."

Şimdi düşünelim, savaş hâlinde olan hangi devlet, düşmanla işbirliği yapan içindeki azınlıklara karşı tedbir almaz? Osmanlı devleti de bunu yapmıştır. Hattâ çokta gecikmiş olarak. Emniyet genel müdürlüğünün Rumî 1332 tarihli, dahildeki Ermeni komitelerinin ihanet ve ihtilâlleri ile ilgili 122 adet vesikaya dayanarak, Tehcir kanununu kabul edip uygulamıştır.

Bugün haya tta olmalarını Türklere borçlu olan Ermenilerin vicdansızca ifade edebildikleri "sözde soykırım" iftiralarını tarih hiçbir zaman affetmeyecektir. O zamanlar bu istekleri kimler desteklemişlerdi, mühim olan birkaçını yazalım.

1- Anastas Mikoyan. O günkü Sovyetler Birliği Başkanı.

2- Norayır Çiçekyan. UNESCO Başkanı.

3- Antranik Bedrosyan. Sovyet Atom Enerjisi Başkanı.

4- İvan Behramyan. Sovyet Savunma Bakanı Yardımcısı "Mareşal".

5- Agnasgos. Amerika Savunma Bakanı Yardımcısı.

6- Kirkor Ağacanyan. Vatikan'da kardinal. vs.

Yukarıdaki isimlerden anlaşılacağı üzere, her biri belli devlet ve merkezlerde mühim mevkilere gelmiş, hepsi de Ermeni kökenli fanatiklerdir.

1965 Lübnan mitinginde ortaya atılan bu temelsiz Ermeni iddiası, Amerika'da yaşayan Ermeniler tarafından da, 1966'da yürüyüşlere sebep olmuştur. 10 Nisan 1966 tarihli Hürriyet gazetesi ise, büyük harflerle bu konuyu manşetten vermiş, taşıdıkları "Bağımsız Ermenistan" pankartları ile konuyu dünya gündemine taşımaya çalıştıklarını yazmıştır. Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşı içinde, Türk ordularını arkadan vuran yerli Ermenilerin ikinci bir ihanetine maruz kalmamak için, onları imparatorluk içindeki başka coğrafî bölgelere iskân etmiş, böylece Türk ordularının gerisini güvenlik altına almaya çalışmıştır.

Türkiye'den toprak talebi ne demektir? Bu topraklar asırlarca evvelden beri Türk topraklarıdır. Nasıl olur da Ermenilere verilebilir? Eğer Birleşmiş Milletler böyle bir düşünce ve talebi yani, ilmî ve tarihî yönden incelenmeyen Ermeni talebini esas alarak yanlış bir karar verirse, dünyanın bugünkü siyasî hudutları tamamen değişir.

Böyle bir karardan ise Türk ırkı büyük istifadeler sağlar. Bu konuda değerli tarihçimiz İsmail Hami Danişmend şöyle demektedir. "Çünkü o zaman biz de Rusya'dan başta Sovyet Ermenistanı olmak üzere bütün Güney Kafkasya'yı, Anavatanımız olan Türkistan'ı, tekmil Orta Asya'yı, Hazar denizi ile etrafını, Kırım Hanlığını ve bütün Balkan devletleri ile Macaristan'ı vs. yerleri geri isteme hakkını elde etmiş oluruz."

Diğer yönden Orta-Asya bizim yirmi bin yıllık anavatanımızdır. Fakat Anadolu, Ermenilerin ilk vatanı değildir. Çünkü bugünkü ilmin kat'i olarak tespit ettiği şekliyle Ermeni milletinin kökü Balkanlardır. Coğrafya olarak da Tuna nehri ile Trakya arasındaki sahadır.

Fransız Akademisi azasından, yirminci yy.'ın meşhur tarihçisi ve tarih yazarı, Rene Grousset'nin "Historie de I'Armenie des Oringines a' 1071" isimli kıymetli eserinin, 1947 Paris baskısının 66-69 sahifelerindeki izahata göre Ermeniler, milâttan evvel Rumeli'den Anadolu'ya geçip eski Frikya'ya, yani Orta Anadolu havalisine yerleşmişlerdir. Ondan bir hayli zaman sonra da Doğu Anadolu'ya, yani şimdi kendilerinin hâlâ Ermenistan saydıkları taraflara göç etmişlerdir. Bundan dolayıdır ki, eski Anadolu'daki muhacir Ermenilerin bugünkü artıkları anavatanlarını Türkiye'den değil, güçleri yetiyorsa Balkan devletlerinden istemelidirler.

Kaldı ki, biz Türkler talep edilen bu vilâyetleri ve coğrafya bölgelerini, Ermeni krallarından değil, Bizanslılardan fethederek aldık. Oysa daha önce Ermeni Kralı (Gagik-Abas) tekmil arazisini Bizans İmparatoru "Onuncu Kostantin Dukas"a devretmişti. Öyle ki bu devir işini Milâdî 12. asırda yaşamış olan Ermeni tarihçisi (Matthiev d'Edesse-Urfalı Mateos) tasvip etmediğini acı acı yazmıştır.

Yukarıda da ifade ettiğim gibi biz Türkler adı geçen vatan parçasını Ermenilerden değil, Bizans İmparatorluğu'ndan aldık. Ermeniler uyanmalı ve gerçekleri görmelidirler ki, bugün Türkiye'de yaşayan mutlu Ermeni Türk vatandaşlarının da geleceğini tehlikeye atmamalıdırlar.

Her şeye rağmen, yaşadığımız coğrafyada, tarihin her devrinde olduğu gibi, bundan sonra da sonsuza kadar Türk milleti ve onun hükûmetleri daima uyanık olmalı ve içimizdeki azınlıkların niyet ve faaliyetlerini gözden uzak tutmamalı, muhtemel bir savaşta ordumuzun arkadan vurulmasına sebep olacak davranışlardan kesinlikle kaçınmalıdırlar.

Hattâ Ermeni katlâmları bütün çıplaklığı ile okul kitaplarımızda yerini almalıdır. Vicdansız ve acımasız Türkiye düşmanlarına karşı, Türkiye'nin demokrasi ve insan hakları adına susması, gerçekleri açıklamaması en büyük gaflet ve dalâlet olur.

Ne Mutlu Türk'üm Diyene.